Grev etkisi - Erkan Aydoğanoğlu
Erkan Aydoğanoğlu Emek Dünyası için yazdı: "Sermaye sahiplerini grev kadar korkutan çok az eylem biçimi var. Sermayeyi korkutan, şüphesiz sadece yapılan grev nedeniyle üretimin belli bir süreliğine durması ya da zarar etmesi değil. Bunun da ötesinde asıl korku, sermayenin, işçiler ve sahibi olduğu üretim araçları üzerindeki otoritesinin, mutlak gibi görünen egemenliğinin sarsılması. Sermaye egemenliğinin sarsıldığı noktada işçilerin ve işçi sınıfının gücü ortaya çıkıyor ve bu anlamda işçi sınıfı, kapitalistlerin sınıf iktidarını tehdit edebilen bir sınıf olarak sermayenin ya da Hükümetin korkularını daha da arttırıyor."
Tarihte bilinen ilk grev eyleminin, milattan önce 494 yılında Roma’da, yoksul Plepler tarafından, Roma’nın egemen sınıfı olan Particilere karşı yapıldığı söylenir. Particiler Pleblere faizle borç vermişler ve Plepler borçlarını ödeyemeyince onları ömür boyu topraklarında bedavaya çalıştırmak istemişler. Bunun üzerine Plepler çalışmayı bırakıp toplu halde Roma’yı etmeye başlamışlar. İlk başlarda Particiler bu duruma sevinmiş ve işlerini en alt sınıf olan kölelere yaptırarak sorunlarını çözebileceklerini düşünmüşler. Ancak zamanla Roma’daki bütün işler aksamış ve hayat dayanılmaz hale gelmiş. Sonunda Plepler, tüm taleplerini kabul ettirerek Roma’ya geri dönmüşler ve işlerinin başına geçmişler.
Grevin kavram olarak kullanılmaya başlanması, yaşanan ilk grevden çok sonra ortaya çıktı. Grev kavramı köken olarak, Fransa’da ücretlerini alamadıkları için işi bırakan işçilerin toplandığı Gréve meydanından geliyor. “Greve gitmek” ifadesi ise, taleplerinin karşılanmasını isteyen işçilerin işi durdurup yürüyerek Paris belediye binasının önündeki bu meydanda toplanmaları ve orada beklemelerini ifade ediyor. Grevin Fransızca kelime anlamı ise “kum tanesi” demek. Grev meydanına (şimdiki adı Hotel de Ville) bu ismin verilmesi, bu meydanın sık sık işi durduran işçilerle dolu olması ile kum taneleri arasında yapılan benzetmeden geliyor.
Öncelikle kendiliğinden ve tek başına bir hareket olarak ortaya çıkan grevler, kapitalizm ile birlikte işçi sınıfının bilinç düzeyi yükseldikçe, kapitalist baskı ve sömürüye karşı işçi sınıfının en önemli ve en etkili eylemi haline geldi. İşçi sınıfı grevle, sadece insanca yaşam hakkını ve iş güvencesinin tanınmasını talep etmekle kalmadı. Zamanla ekonomik olduğu kadar, toplumsal ve siyasal sorunlarına karşı da grev silahını kullandı.
İşçi sınıfı tarihi içinde işçilerin kendi kölelik koşullarına tepkiden doğan hareketlere baktığımızda, bunların ister bireysel ister kolektif olsun, “suç işleme” ya da bedel ödeme temelinde oluştuklarını görmek mümkün. Kapitalizmin ilk yıllarında yoğun olarak görülen makine kırıcılığı işsizliğe karşı, grevler ağır çalışma koşullarına ve ücretlerin yetersizliğine karşı yapıldı. Sendikaların ortaya çıkması ile birlikte, önceleri dağınık olarak gerçekleşen grev ve direnişlerin yerini, çok daha örgütlü, çok daha geniş kitleleri kapsayan ve çok daha uzun süreli grevler, işçi eylemleri almaya başladı. Özellikle işçi sınıfının siyasal örgütlenme çabalarının, yoğun baskı ve yasaklarla karşılaştığı ülkelerde yaşanan grevler, dönem dönem siyasal amaçlı olarak yapılırken, yaşanan grevler sonucunda işçilere çok ağır cezalar da verildi. Bu cezalandırmalar sonucunda örneğin greve çıkan ABD’li işçiler idam edilirken, binlerce Alman işçisinin kulakları kesildi. Rusya’da işçiler kurşuna dizilirken, Fransa’da grevci işçiler giyotin cezası ile cezalandırılarak yıldırılmak istendi. Ancak bu ağır cezalar bile işçileri hakları için mücadeleden ve grev yapmaktan yıldırmaya yetmedi.
İşçiler sermaye güçleriyle birey olarak karşı karşıya geldiklerinde onların bitmek bilmez isteklerine, her türlü kuralsız, baskıcı uygulamalarına karşı çoğu zaman itiraz etmeden uymak zorunda kalırlar. Fakat işçiler birleştiklerinde, hep birlikte hakları için harekete geçme kararı aldıklarında durum değişir. İşçiler taleplerini birlikte ortaya koydukları ve patronların dayatmalarına boyun eğmeyi reddettikleri zaman, üretimde tuttukları yerlerin ne kadar önemli olduğunu anlarlar. Grevler bu nedenle işçiler için sınıf mücadelesinin öğrenildiği “okul” olarak adlandırılır. Grevi işçiler için okul yapan temel nokta, işçilerin neden ve nasıl sömürüldüklerini patronlarla ve onun yanında saf tutanlarla karşı karşıya geldiklerinde daha iyi anlamalarıdır.
Sermaye sahiplerini grev kadar korkutan çok az eylem biçimi var. Sermayeyi korkutan, şüphesiz sadece yapılan grev nedeniyle üretimin belli bir süreliğine durması ya da zarar etmesi değil. Bunun da ötesinde asıl korku, sermayenin, işçiler ve sahibi olduğu üretim araçları üzerindeki otoritesinin, mutlak gibi görünen egemenliğinin sarsılması. Sermaye egemenliğinin sarsıldığı noktada işçilerin ve işçi sınıfının gücü ortaya çıkıyor ve bu anlamda işçi sınıfı, kapitalistlerin sınıf iktidarını tehdit edebilen bir sınıf olarak sermayenin ya da Hükümetin korkularını daha da arttırıyor.
TEKEL işçileri 52 gündür sürdürdükleri onurlu ve kararlı mücadeleleri ile hem kendileri çok şey öğrendiler hem de tüm işçi sınıfına, geniş emekçi kesimlere bir direniş nasıl yapılır gösterdiler. TEKEL işçileri, mücadele okulundaki 52 günlük yoğun eğitimin ardından bugün ilk önemli sınavlarına giriyorlar. Bugünkü grevle TEKEL işçileri, ülkenin gerçek sahibinin kendilerini “milletten saymayanlar” değil, işçi sınıfı olduğunu bir kez daha dosta düşmana gösterecekler.
52 gündür gittikçe daha bilinçli ve daha yüksek sesle haklarını isteyen TEKEL işçilerinin kazanımı, kendisiyle birlikte hiçbir tehditten korkmadan patronların ve Hükümetin karşısına dikilen bütün işçi kardeşlerinin, yaptığı grevle çeşitli biçimlerde dayanışma örneklerini gösteren tüm işçi sınıfının kazanımı olacak.
(emekdünyası)
