Psikolojik yargılama ve yargının psikolojisi
Yargı hukuki bir terimdir. Balyoz operasyonu kapsamında gündeme gelen isimlerle ilgili kişisel kanaatim, hukuki sonuçlarından çok psikolojik sonuçlarının belirleyici olacağıdır. Görevi başındaki askerlerin nasıl yargılanması gerektiği konusunda ki karmaşa devam ederken devam eden süreç, büyük ihtimalle usul açısından üst yargı tarafından bozulma sonucunu doğuracaktır.
Bu çok önemli değil. Önemli olan bu ülkede kuvvet komutanlığı yapmış isimlerin yargılanmasıdır diyorsanız zaten işin psikolojik boyutunu merkeze oturtmuş olursunuz. Yok eğer gerçekten etkin ve adil bir yargılamayı, demokratikleşme açısından kaçınılmaz görüyorsanız konunun hukuki ve siyasi boyutlarını gerçekçi biçimde analiz etmek durumundasınız.
Siyasal kararlılık ve tutarlılık konusu ile yargı bağımsızlığı konusu bir birinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Sürecin bütün yükünü yargıya havale etme niyetli, “yargı bağımsızdır” tanımlaması, gerçekçi olmadığı gibi inandırıcı da değildir. Yargıya müdahale sorunu başka bir tartışma konusudur. Elbette çok önemlidir. Ama son dönemde gündemi meşgul eden davaları bu denklemde ele almak yanıltıcı sonuçlar doğuracaktır.
Erzincan Savcısı ile ilgili dosyaların görevsizlik nedeni ile İstanbul’dan Erzurum’a iade edilmiş olması bu açıdan dikkatle izlenmelidir.
Asker’in içinde bulunduğu psikolojiyi en net yansıtan “işaret”lerden birisi Deniz Kuvvetlerinde ki “parola” haberidir. Bir başka önemli ayrıntı ise örtülü ödenek konusunda Eruygur’un “hafıza kaybı” raporudur. Genelkurmay Başkanı’nın, “Balyoz” konusunda yaptığı bütün hiddet dolu açıklama yaşanan gelişmeler dikkate alındığında “yargıyı etkileme” suçu açısından nereye oturmaktadır?
Eğer gerçekten hukuki hassasiyetlerle hareket ediyorsak, bu yöndeki tutumları siyasal boyutları ile değil hukuki boyutları ile tartışmalıyız. Siyaseten öncelikle tartışılması gereken ise anayasa değişikliği paketi, kapatma davası ve erken seçim denklemidir. Reform paketini sadece yargı krizine indirgeyen bir tutum geliştirilirse ortaya çıkan sonuç büyük bir hayal kırıklığı olabilir. Kapatma davası açılmadan erken seçime zorlamanın başka bir mekanizması geliştirilebilecek mi, göreceğiz. Kurumlar arası taktik savaşının açıkça seyredeceği önümüzdeki günlerde Kürt sorunu çok daha belirleyici konuma taşınacaktır. Şimdilik denklem dışı gibi gözüken bu konu, tam tersine bütün oyunları bozabilecek bir büyük oyunbozan olma potansiyeline sahiptir.
“Terörle mücadele” konsepti bu güne kadar kurumlar arası uyumun ana dinamiğini oluşturdu. Bu yöntemde ısrar edilirse bir bütün olarak sistemin çökmesine neden olacak gelişmelere şahit olabiliriz. Yok eğer kurumlar arası kavga Kürt sorunu üzerinden seyredecek olursa, kimin tasfiye olacağına karar verme imkanı Kürt hareketinin eline geçecektir. Psikolojik kriz hali ile akıl tutulması genelde birbirini tetikler. Psikolojik güçle, siyasal akıl buluştuğunda gerçek bir toplumsal değişim dinamiği doğar.
(Günlük)
Siyasal kararlılık ve tutarlılık konusu ile yargı bağımsızlığı konusu bir birinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır. Sürecin bütün yükünü yargıya havale etme niyetli, “yargı bağımsızdır” tanımlaması, gerçekçi olmadığı gibi inandırıcı da değildir. Yargıya müdahale sorunu başka bir tartışma konusudur. Elbette çok önemlidir. Ama son dönemde gündemi meşgul eden davaları bu denklemde ele almak yanıltıcı sonuçlar doğuracaktır.
Erzincan Savcısı ile ilgili dosyaların görevsizlik nedeni ile İstanbul’dan Erzurum’a iade edilmiş olması bu açıdan dikkatle izlenmelidir.
Asker’in içinde bulunduğu psikolojiyi en net yansıtan “işaret”lerden birisi Deniz Kuvvetlerinde ki “parola” haberidir. Bir başka önemli ayrıntı ise örtülü ödenek konusunda Eruygur’un “hafıza kaybı” raporudur. Genelkurmay Başkanı’nın, “Balyoz” konusunda yaptığı bütün hiddet dolu açıklama yaşanan gelişmeler dikkate alındığında “yargıyı etkileme” suçu açısından nereye oturmaktadır?
Eğer gerçekten hukuki hassasiyetlerle hareket ediyorsak, bu yöndeki tutumları siyasal boyutları ile değil hukuki boyutları ile tartışmalıyız. Siyaseten öncelikle tartışılması gereken ise anayasa değişikliği paketi, kapatma davası ve erken seçim denklemidir. Reform paketini sadece yargı krizine indirgeyen bir tutum geliştirilirse ortaya çıkan sonuç büyük bir hayal kırıklığı olabilir. Kapatma davası açılmadan erken seçime zorlamanın başka bir mekanizması geliştirilebilecek mi, göreceğiz. Kurumlar arası taktik savaşının açıkça seyredeceği önümüzdeki günlerde Kürt sorunu çok daha belirleyici konuma taşınacaktır. Şimdilik denklem dışı gibi gözüken bu konu, tam tersine bütün oyunları bozabilecek bir büyük oyunbozan olma potansiyeline sahiptir.
“Terörle mücadele” konsepti bu güne kadar kurumlar arası uyumun ana dinamiğini oluşturdu. Bu yöntemde ısrar edilirse bir bütün olarak sistemin çökmesine neden olacak gelişmelere şahit olabiliriz. Yok eğer kurumlar arası kavga Kürt sorunu üzerinden seyredecek olursa, kimin tasfiye olacağına karar verme imkanı Kürt hareketinin eline geçecektir. Psikolojik kriz hali ile akıl tutulması genelde birbirini tetikler. Psikolojik güçle, siyasal akıl buluştuğunda gerçek bir toplumsal değişim dinamiği doğar.
(Günlük)