01 Nisan 2010, Perşembe

Türkiye'de yargı kıskacında Kürtçe gazetecilik - 1

Türkiye'de başta Başbakan olmak üzere, devlet yetkilileri, Kürtçe ve Kürtçe yayıncılık önündeki engellerin kaldırıldığını açıklayadursun, 1990'lı yıllarda başlayan Kürtçe gazetecilik önündeki engeller hala sürüyor. 1992 yılında Welat gazetesi ile başlayan Kürtçe gazetecilik serüveni, bütün baskı ve zorluklara rağmen devam ederken, demokratikleşme ve basın özgürlüğünün çokça dillendirildiği son dönemlerde ise baskılar da katmerleşti. 1992 yılından bu yana çıkarılan 8 farklı isimle çıkan Kürtçe gazeteler toplam 16 kez kapatılırken, imtiyaz sahipleri ve yazı işleri müdürlerine ise yüzyıllara varan hapis cezaları verildi.

-----

Mısır'ın başkenti Kahire'de Miqdad Mîdhad Bedîrxan tarafından çıkarılan "Kürdistan" gazetesiyle başlayan Kürt basın serüveni, yıllarca her türlü saldırı ve baskı politikalarına rağmen devam etti. Bu geleneğin devam olan Kürtçe gazeteler de bu baskı ve saldırıların sonucu olarak yıllarca sürgün hayatı yaşadı. Türkiye'de 1990'lı yıllarda başlayan "Özgür Basın" geleneğinden gelen Kürtçe gazete ve dergiler de, bu baskı politikalarının sonucu olarak yıllarca hitap ettikleri kitleden uzak, İstanbul'da yayın yapmak zorunda kaldı. Gazeteler OHAL bölgesine alınmazken, kimi yerlerde ise, sınırlı sayıda dağıtılmasına izin verildi. Kapatma ve cezalar nedeniyle, yeni gazeteler için yasal prosedürler uzayınca, kimi zaman gazete kitap dizisi şeklinde çıkarıldı.

'ANLAŞILMAYAN DİL KAPATMA GEREKÇESİ'

22 Şubat 1992 yılında İstanbul'da çıkan ilk haftalık gazete olan ve imtiyaz sahipliğini Zübeyir Aydar'ın yaptığı Welat gazetesi bu baskılar sonucu ancak 1 yıl çıkabildi. Hakkında açılan dava nedeniyle mahkemede Kürtçe savunma yaptığı için, gazetenin Yazı İşleri Müdürü Mazhar Günbakan'a hapis cezası verilerek, gazete kapatıldı. Günbakan, yurt dışına çıkmak zorunda kaldı. Ceza gerekçesi ise dönemin vazgeçilmez politikalarının bir parçası olan Kürt dili ve kültürüne yaklaşımın sonucu olan "Anlaşılmayan dilde konuşmak" oldu. 115 sayı yayınlanan ve hakkında açılan onlarca dava ve verilen cezalar nedeniyle haftalık Welat gazetesinin kapatılmasından sonra, 1995 yılında Welatê Me gazetesi yayına başladı. İmtiyaz Sahipliğini Aynur Bozkurt, yazı işleri müdürlüğünü ise Mehmet Gemsiz'in yaptığı Welatê Me gazetesinde bir süre sonra İmtiyaz Sahipliği'ni Zana Farqini devralırken, Farqini hakkında gazetede çıkan haberlerden dolayı dava açılarak tutuklandı. Haftalık yayın yapan ve 1996 yılına kadar 46 sayısı çıkan Welatê Me gazetesi de aynı gerekçelerle kapatıldı.

FARQÎNÎ: SANKİ KÜRTLER YOKTU

"Kürtlerin dili Kürtlerin dışında yasaklanmıştı, sanki Kürtler yoktu" diyen Zana Farqini, o dönemin çalışma koşullarını şu cümlelerle dile getiriyor: "Çünkü Kürtler olsaydı dili de olacaktı. Ya da Kürtlerin dili olsaydı Kürtlerde olacaktı. Öyle bir yönelimle karşı karşıyaydık. Bu tarzda Kürtlerin dili ve her şeyleri iradeleri dışında politize edilmişti. Böyle bir durumda Kürtçe bir gazetenin çıkarılması ya da yayın çok zor bir durumdu. Bayiler de gazeteyi tezgâhların altına saklayarak okura ulaşmasını engelliyordu. Bu nedenle gazetenin tirajında sorunlar yaşanıyordu. Sabaha kadar matbaada gazetenin çıkarılması için çalışıyorduk, sabah ise dağıtımını bire bir yapıyorduk. Ayrıca yurt içi ve yurtdışındaki satış yerlerine ise postaneden gönderiyorduk. Kürtçe gazete çıkarıyorduk. Ancak mahkemeler bunu kabul etmiyordu. Dayanağı ise kanunların Kürtçeyi kabul etmemesiydi. İşin tuhaf yanı hem Kürtçe için anlaşılmayan bir dil deniliyordu. Hem de bir yandan da bu yayının suç işlediği söyleniyordu."

BASKILARIN WELAT'I!

1996 yılında Azadiya Welat gazetesi yayın hayatına başladı. Haftalık yayın yapan gazetenin İmtiyaz Sahipiliğini Celalettin Yöyler yaptı. 2006 yılına kadar yayın hayatına haftalık olarak devam eden Azadiya Welat gazetesi, "en uzun süre yayın yapan Kürtçe gazete" unvanını alırken, Yöyler'in yanı sıra, Nuri Karakoyun, Suat Özalp ve Hamdullah Yılmaz olmak üzere 4 imtiyaz sahibi, Düzgün Deniz, Salih Taşkesen, Nuri Karakoyun, Suat Özalp ve Hamdullah Yılmaz olmak üzere 5 yazı işleri müdürü değiştirmek zorunda kaldı.

Gazete yayınladığı haberlerden dolayı yazı işleri müdürleri hakkında davalar açıldı ve cezalar verildi. Müdürlerden Salih Taşkesen 3 ay cezaevinde kaldı. Açılan çok sayıda davaların yanı sıra gazete 1996, 1997 ve 2002 yıllarda 3 defa kapatıldı. Kapatılma dönemlerinde ise, Rojev gazetesi çıkarıldı.

Özgür basın geleneğinde ısrar eden gazete, 1996 yılında ilk başta İzmir, Mersin ve bölge illerinde bürolar açtı. Diyarbakır'da ilk büro 1998 yılında açılırken, baskılardan dolayı kısa bir süre sonra kapatılmak zorunda kaldı. OHAL bölgesine gazetenin girişi yasak olduğu ve sürekli kapatıldığı için her hafta farklı bir isimle çıkarılıp bölge illerine gizli bir şekilde gönderilirdi. Bunun sonucunda çok sayıda gazete dağıtımcısı saldırıya uğradı, gözaltına alındı, tutuklandı ve öldürüldü.

2000'Lİ YILLARDA SANSÜRDE GELENEK DEĞİŞMEDİ!

1990'lı yıllardan 2000'li yıllara gelirken Türkiye'de basında sansür geleneği yine değişmedi. 2000 yılında çıkan gazete ve dergiler de aynı gerekçelerle kapatıldı. Azadiya Welat gazetesi yazarı ve İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Sami Tan bu döneme ilişkin, "2000 de Pine Dergisi çıktı. Pine de yaygın bir şekilde dağıtılıyordu. Pine dergisi kapatma ve çeşitli baskılara maruz kaldı. Bundan sonrada Kermêş, Sator ve birçok değişik isimle çıktı. O dönem kanunlar gazete çıkarmak için birçok engelle dolu idi. Bazen gazete çıkarma prosedürü bir hafta sürüyordu. Bundan dolayı biz gazete ve dergiyi kitap dizisi olarak çıkardık. Bundan dolayı gazetenin imtiyaz sahibi hakkında dava açıldı ve ağır para cezaları verildi" dedi.

Açılan davalara ilişkin bir anısını paylaşan Tan, "Nuri Karakoyun'un İmtiyaz Sahibi olduğu dönemde dava açılmıştı. O zaman Yazi İşleri Müdürü Salih Taşkesen'di. Mahkemede Taşkesen tutuklu olduğundan Türkçe savunma yaptı, Nuri de ona kızarak Kürtçe savunma yaptı. Hâkim, Nuri'den adını sorunca Nuri de, 'Mehmet Nuri Mîha Reş' diye cevap verdi. Hâkimin bütün ısrarına rağmen Nuri bu davranışından geri adım atmadı" dedi.

'DEVLET SINIR KOYUYORDU'

Kürtçe gazetenin, günlük yayına başlamadan önce, sistematik bir şekilde dava açılmadığını ifade eden Tan, yaşanan sürece ilişkin şunları belirtti: "Birçok kez gazeteye baskınlar oluyordu ve daha çok dağıtımcılara, çalışanlara ve bürolara baskınlar yapılıyordu. Bazı yerlerde arkadaşlarımız kaçırılıyordu. Örneğin 2002'de ajanda çıkarılmıştı, Amed'e arkadaşlar ajandaları dağıtıyorlardı. O yüzden de ceza verildi. Devlet 'Bizim çizdiğimiz sınırlar boyutunda çalışacaksınız' diyordu. 'Eğer o sınırlarımızı aşarsanız buna izin vermeyiz' diyorlardı. Mersin'de o dönemde büro açıldığında emniyet sınırlarınız 500 tane gazetedir diyordu. Eğer 500'ü geçerseniz size müdahale ederiz diyorlardı. Biz 750 gazete gönderdiğimizde büroya baskın yaptılar. O dönemde orada çalışan arkadaşları ve dağıtımcı arkadaşları aldılar. Bu renkte politika vardı. Bu politikaları çürüttükten sonra da dava açma yolu ile bize yönelik baskılar artı. Bir yandan bu baskılar sürerken öte yandan yetkililer Azadiya Welat gazetesini yurt dışına götürüp 'bakın işte Kürtçe gazete çıkıyor' diye propaganda yapıyorlardı."

Bütün ve baskı ve zorluklara rağmen, yayın hayatına devam eden Azadiya Welat, 2006'dan itibaren ise günlük yayına geçti.

(SERTAÇ KAYAR / RUKEN ŞEHİR / PINAR URAL - diha)