Gazi olayları hala karanlıkta
12 Mart 1995'de Alevilerin yoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi'nde, 5 kahvehane ve bir pastanenin taranmasıyla başlayan olaylarda 22 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Adım başı bir polisin bulunduğu mahalleden saldırganlar bir şekilde kaçarken, olaylar JİTEM, MİT, Susurluk ve Ergenekon davasına kadar uzandı. Ancak, 2.5 yıl sonra açılan davanın tüm faturası iki polise kesildi ve geriye Türkiye için karanlık bir sayfa daha kaldı.
UYGAR GÜLTEKİN
Bugün Türkiye'nin geçmişine dair karanlık noktalardan biri olan Gazi olaylarının yıldönümü. Tarih 12 Mart 1995'i gösterirken, Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması'nı henüz imzalamıştı, Genelkurmay Başkanı İsmail Karadayı’nın "Güneydoğu'dan artık asker çekilmelidir" sözleri gündemdeydi ve dönemin Başbakanı Tansu Çiller "işkence yasaktır" genelgesi yayınlamıştı. Tam da bu günlerde İstanbul'un kenar semtlerinde arama yapılmadan kimsenin girmesinin mümkün olmadığı, 15 metre aralıklarla polisin her akşam devriye gezdiği bir mahallede akşam 21.00 sıralarında bir araba mahallenin orta caddesinde baştan başa Dostlar, Cihan, Yavuz, Kardeşler ve Doğu kahvehaneleri ile Sarıcıoğlu Pastanesi’ni kurşun yağmuruna tuttu. 34 TCJ 86 plakalı taksi ile olay yerine gelen saldırganlar, yaylım ateşine tuttukları Doğu Kıraathanesi'nde oturan Halil Kaya isimli vatandaşı öldürürken, gasp ettikleri taksinin şoförü Mesut Efe'yi de öldürüp aracının bagajına koydu.
Saldırganlar hiçbir polise denk gelemeden mahalleden kaçabilmişti. Mahallede öfke büyümüş sokaklarda saldırı protesto edilirken, bu kez polis protestolara müdahale etmeye başlamıştı. Askeri birlikler mahalleye sevk edildi. Protestolar devam ederken, objektiflere kitleye uzun namlulu silahları doğrultmuş kar maskeli polisler, halkın üzerine doğru sürülen polis panzerleri, yerlerde sürüklenerek öldü diye çöpün 'kenarına' bırakılan insanların görüntüleri yansıdı. Cenazeyi almak isteyen mahalle halkına gerçekleşen saldırıların bilânçosu bir gün sonra ortaya çıktı ve Gazi Mahallesi'nde ilk günkü saldırılarla birlikte toplam 17 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Olaylar Gazi Mahallesi'ne 'akraba' olan 1 Mayıs Mahallesi’ne sıçradı. Protestolara polis müdahale etti. Burada da 5 kişi öldü, 20'den fazla kişi yaralandı. Gazi olayları sırasında Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Menzir daha sonra milletvekili, Ağar ise İçişleri Bakanı oldu.
DAVA 2,5 YIL SONRA AÇILDI
Gazi Katliamı Davası ise olaylardan 2,5 yıl sonra açıldı. Gaziosmanpaşa Savcılığı'nın olayla ilgili hazırladığı fezleke üzerine Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında, "Müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" gerekçesiyle dava açtı. Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, "Kamu güvenliğinin sağlanamayacağı" iddiasıyla bir süre sonra Trabzon'a gönderildi. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davaya bakan Hâkim Hüseyin İmamoğlu, sanık polisler hakkında, "Memurun Muhakematı Kanunu"na göre işlem yapılması görüşüyle davayı durdurdu. Durdurma kararına itiraz edilince dosya, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne gönderildi. 1. Ceza Dairesi, temyiz istemini reddetti ve dosyayı incelemeden Yargıtay Başsavcılığı'na gönderdi.
FATURA SADECE 2 POLİSE KESİLDİ
Yargıtay Başsavcılığı ise, "Mahkemenin kararı, durma niteliğinde olmayıp görevsizlik kararı niteliğindedir, temyiz edilebilir" diyerek, Ceza Genel Kurulu'na başvurdu. Ceza Genel Kurulu, dosyayı tekrar Trabzon'a gönderdi. Bozma uyarınca "durdurma" kararına müdahil taraf itiraz edince, dosya en yakın il mahkemesi sıfatıyla Rize Ağır Ceza Mahkemesi'ne gitti. Rize'de oy çokluğuyla "durdurma" kararı kaldırılınca, dosya üçüncü kez Trabzon'a gönderildi. İstanbul, Rize, Trabzon ve Ankara arasında gidip gelen dava, iki buçuk yıl sonra ancak 16 Eylül 1997'de görülmeye başlanabildi. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan Adem Albayrak hakkında, Reis Kopal ve Dilek Sevinç'i öldürmekten 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Sanık Mehmet Gündoğdu hakkında ise, Mümtaz Kaya'yı öldürmekten 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, dava açılan diğer sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 13 Haziran 2002 tarihinde onaylandı.
ADALET YOLUNDA MAĞDURLAR LİNÇ EDİLDİ
Katliam mağduru aileler, tam 31 kere Trabzon'a gidip gelmek zorunda kaldı. Her gidiş-gelişlerde ise otobüsle giden mağdurlar, Trabzon yolu üzerinde saldırıya da maruz kaldı. 'Çatlılar ölmez' sloganlarıyla linç girişimine maruz kaldı. Cezanın onaylanmasının ardından yakınlarını kaybeden 22 kişi, bu kez AİHM'ne başvurdu. Yargılama sonucunda, katliamda yaşamını yitiren 22 kişinin ailelerine tazminat ödenmesine karar verildi. Olaylarda yaşamını yitiren 17 kişi için ayrı ayrı 30 bin Euro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye'yi toplam 510 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.
GAZİ'NİN İZİ SUSURLUK'TA ÇIKTI
Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı kahvehane taranmalarının Yeşil kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım'ın gerçekleştirdiği ve MİT elemanı Tarık Ümit'in ortadan kaybolması olayının üzerine gidilmemesi için "Yeşil"in böyle bir provokasyon yaptığını dile getirdi. Susurluk kazası ardından bu ifade defalarca gündeme geldi. Özel timci Ercan Ersoy, televizyon kanallarında Ayhan Çarkın'la birlikte Gazi Mahallesi'nde olduklarını açıklamıştı. Susurluk olayından dolayı DGM'de yargılanan özel timci Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın Gazi Mahallesi'nde halkın üzerine ateş açtığını gösteren fotoğraflar da vardı.
ERGENEKON DAVASI: EMİR VELİ KÜÇÜK'TEN
Gazi Mahallesi olayları üzerinden geçen 14 yılın ardından Ergenekon soruşturması kapsamında yeniden gündeme geldi. Ergenekon iddianamesinin 70. sayfasında 9 No'lu gizli tanık ifadesinde, Gazi Mahallesi katliamı emrinin, Ergenekon sanığı emekli JİTEM'in kurucusu Tümgeneral Veli Küçük tarafından verildiğine işaret ediyor. İddianamede "9 No'lu Gizli tanık ifadesinde, "1995 yılında ilimiz Gaziosmanpaşa ilçesi Gazi Mahallesinde meydana gelen kahvehane tarama ve adam öldürme olaylarının bizzat Veli Küçük'ün talimatı ile gerçekleştirildiğini, Hablemitoğlu'nun öldürülmesi olayının yine Veli Küçük'ün talimatı ile yapıldığını beyan etmiştir" deniliyor. İddianamede ayrıca, "Sedat Peker ile Ergenekon ilişkisi" ile ilgili bölümde de Sedat Peker'in yaptığı konuşmalarda "Birde tutar kahve mahve tarattırırlar" dediği belirtildi. İddianamede, "9 No'lu gizli tanık 1995 yılında Gazi Mahallesi'ndeki kahvehanenin taranması olayını Veli Küçük ile birlikte hareket eden Osman Gürbüz'ün gerçekleştirdiğini, aynı oluşum içersinde Sedat Peker'in de bulunduğunu beyan etmiştir" ifadeleri yer aldı.
DAVANIN AVUKATI AŞÇI: KONTRGERİLLA OPERASYONUYDU
Davanın avukat Behiç Aşçı, katliamda derin devletin parmağı olduğuna işaret ediyor. Aşçı, olayın gelişimine ilişkin şu bilgileri verdi: "Bir arabanın Gazi Mahallesi'nin ana caddesi olan 2 kilometrelik İsmet Paşa Caddesi'nde kahvehaneleri taraması ile ortaya çıkıyor. Bir Alevi Dedesi hayatını kaybediyor. Gazi Mahallesi'nde aynı caddede 15-20 metre aralıklarla polis devriyeleri var. Şimdi böyle bir mahallede bir araba 2 kilometre boyunca ateş ediyor bir de geri dönüyor. Mahalle halkının iddiası vardı araç mahalleden çıkmak için polis arabasının yol gösterdiği yönünde. Cenazede halka panzer ateş açıyor. Bu katliamı bir çete olduğu iddia ediliyorsa bu çetede araba tararken önlem alamayan polis var, halka ateş açan polis var, halkı korumayan asker var, savcılar hâkimler var, dosyayı Trabzon'a götürenler var. Trabzon'da yargılayan hâkimler var. Böyle komik çete olmaz. Bir çete olsaydı sorun önceden çözülürdü. Gazi Katliamı bir çete işi olduğu söyleniyor ama dosyalarda bu yok."
Olayın Ergenekon bağlantılarını da değerlendiren Aşçı, şunları söyledi, "Bunun bir kontrgerilla operasyonu olduğu çok açık. Bunu Veli Küçük mü yapmış başkası mı yapmış, Ergenekon işi mi daha büyük bir örgütlenme işi mi, buna dair bir yargılama olmadı. Ancak hükümetin, iktidar aygıtlarının bu işinin içinde olduğu bellidir. Bu kontrgerilla operasyonuydu, korundular. Kimlikler açığa çıkmadı."
(diha)
Bugün Türkiye'nin geçmişine dair karanlık noktalardan biri olan Gazi olaylarının yıldönümü. Tarih 12 Mart 1995'i gösterirken, Türkiye Gümrük Birliği Anlaşması'nı henüz imzalamıştı, Genelkurmay Başkanı İsmail Karadayı’nın "Güneydoğu'dan artık asker çekilmelidir" sözleri gündemdeydi ve dönemin Başbakanı Tansu Çiller "işkence yasaktır" genelgesi yayınlamıştı. Tam da bu günlerde İstanbul'un kenar semtlerinde arama yapılmadan kimsenin girmesinin mümkün olmadığı, 15 metre aralıklarla polisin her akşam devriye gezdiği bir mahallede akşam 21.00 sıralarında bir araba mahallenin orta caddesinde baştan başa Dostlar, Cihan, Yavuz, Kardeşler ve Doğu kahvehaneleri ile Sarıcıoğlu Pastanesi’ni kurşun yağmuruna tuttu. 34 TCJ 86 plakalı taksi ile olay yerine gelen saldırganlar, yaylım ateşine tuttukları Doğu Kıraathanesi'nde oturan Halil Kaya isimli vatandaşı öldürürken, gasp ettikleri taksinin şoförü Mesut Efe'yi de öldürüp aracının bagajına koydu.
Saldırganlar hiçbir polise denk gelemeden mahalleden kaçabilmişti. Mahallede öfke büyümüş sokaklarda saldırı protesto edilirken, bu kez polis protestolara müdahale etmeye başlamıştı. Askeri birlikler mahalleye sevk edildi. Protestolar devam ederken, objektiflere kitleye uzun namlulu silahları doğrultmuş kar maskeli polisler, halkın üzerine doğru sürülen polis panzerleri, yerlerde sürüklenerek öldü diye çöpün 'kenarına' bırakılan insanların görüntüleri yansıdı. Cenazeyi almak isteyen mahalle halkına gerçekleşen saldırıların bilânçosu bir gün sonra ortaya çıktı ve Gazi Mahallesi'nde ilk günkü saldırılarla birlikte toplam 17 kişi ölmüş, yüzlerce kişi yaralanmıştı. Olaylar Gazi Mahallesi'ne 'akraba' olan 1 Mayıs Mahallesi’ne sıçradı. Protestolara polis müdahale etti. Burada da 5 kişi öldü, 20'den fazla kişi yaralandı. Gazi olayları sırasında Emniyet Genel Müdürü olan Mehmet Ağar, İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir hakkında herhangi bir işlem yapılmadı. Menzir daha sonra milletvekili, Ağar ise İçişleri Bakanı oldu.
DAVA 2,5 YIL SONRA AÇILDI
Gazi Katliamı Davası ise olaylardan 2,5 yıl sonra açıldı. Gaziosmanpaşa Savcılığı'nın olayla ilgili hazırladığı fezleke üzerine Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı, 20 polis hakkında, "Müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" gerekçesiyle dava açtı. Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi'nde açılan dava, "Kamu güvenliğinin sağlanamayacağı" iddiasıyla bir süre sonra Trabzon'a gönderildi. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davaya bakan Hâkim Hüseyin İmamoğlu, sanık polisler hakkında, "Memurun Muhakematı Kanunu"na göre işlem yapılması görüşüyle davayı durdurdu. Durdurma kararına itiraz edilince dosya, Yargıtay 1. Ceza Dairesi'ne gönderildi. 1. Ceza Dairesi, temyiz istemini reddetti ve dosyayı incelemeden Yargıtay Başsavcılığı'na gönderdi.
FATURA SADECE 2 POLİSE KESİLDİ
Yargıtay Başsavcılığı ise, "Mahkemenin kararı, durma niteliğinde olmayıp görevsizlik kararı niteliğindedir, temyiz edilebilir" diyerek, Ceza Genel Kurulu'na başvurdu. Ceza Genel Kurulu, dosyayı tekrar Trabzon'a gönderdi. Bozma uyarınca "durdurma" kararına müdahil taraf itiraz edince, dosya en yakın il mahkemesi sıfatıyla Rize Ağır Ceza Mahkemesi'ne gitti. Rize'de oy çokluğuyla "durdurma" kararı kaldırılınca, dosya üçüncü kez Trabzon'a gönderildi. İstanbul, Rize, Trabzon ve Ankara arasında gidip gelen dava, iki buçuk yıl sonra ancak 16 Eylül 1997'de görülmeye başlanabildi. Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklardan Adem Albayrak hakkında, Reis Kopal ve Dilek Sevinç'i öldürmekten 3 yıl 4 ay hapis cezası verdi. Sanık Mehmet Gündoğdu hakkında ise, Mümtaz Kaya'yı öldürmekten 1 yıl 8 ay hapis cezası verdi. Mahkeme, dava açılan diğer sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Ceza Dairesi tarafından 13 Haziran 2002 tarihinde onaylandı.
ADALET YOLUNDA MAĞDURLAR LİNÇ EDİLDİ
Katliam mağduru aileler, tam 31 kere Trabzon'a gidip gelmek zorunda kaldı. Her gidiş-gelişlerde ise otobüsle giden mağdurlar, Trabzon yolu üzerinde saldırıya da maruz kaldı. 'Çatlılar ölmez' sloganlarıyla linç girişimine maruz kaldı. Cezanın onaylanmasının ardından yakınlarını kaybeden 22 kişi, bu kez AİHM'ne başvurdu. Yargılama sonucunda, katliamda yaşamını yitiren 22 kişinin ailelerine tazminat ödenmesine karar verildi. Olaylarda yaşamını yitiren 17 kişi için ayrı ayrı 30 bin Euro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye'yi toplam 510 bin Euro tazminat ödemeye mahkûm etti.
GAZİ'NİN İZİ SUSURLUK'TA ÇIKTI
Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı kahvehane taranmalarının Yeşil kod adlı JİTEM elemanı Mahmut Yıldırım'ın gerçekleştirdiği ve MİT elemanı Tarık Ümit'in ortadan kaybolması olayının üzerine gidilmemesi için "Yeşil"in böyle bir provokasyon yaptığını dile getirdi. Susurluk kazası ardından bu ifade defalarca gündeme geldi. Özel timci Ercan Ersoy, televizyon kanallarında Ayhan Çarkın'la birlikte Gazi Mahallesi'nde olduklarını açıklamıştı. Susurluk olayından dolayı DGM'de yargılanan özel timci Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın Gazi Mahallesi'nde halkın üzerine ateş açtığını gösteren fotoğraflar da vardı.
ERGENEKON DAVASI: EMİR VELİ KÜÇÜK'TEN
Gazi Mahallesi olayları üzerinden geçen 14 yılın ardından Ergenekon soruşturması kapsamında yeniden gündeme geldi. Ergenekon iddianamesinin 70. sayfasında 9 No'lu gizli tanık ifadesinde, Gazi Mahallesi katliamı emrinin, Ergenekon sanığı emekli JİTEM'in kurucusu Tümgeneral Veli Küçük tarafından verildiğine işaret ediyor. İddianamede "9 No'lu Gizli tanık ifadesinde, "1995 yılında ilimiz Gaziosmanpaşa ilçesi Gazi Mahallesinde meydana gelen kahvehane tarama ve adam öldürme olaylarının bizzat Veli Küçük'ün talimatı ile gerçekleştirildiğini, Hablemitoğlu'nun öldürülmesi olayının yine Veli Küçük'ün talimatı ile yapıldığını beyan etmiştir" deniliyor. İddianamede ayrıca, "Sedat Peker ile Ergenekon ilişkisi" ile ilgili bölümde de Sedat Peker'in yaptığı konuşmalarda "Birde tutar kahve mahve tarattırırlar" dediği belirtildi. İddianamede, "9 No'lu gizli tanık 1995 yılında Gazi Mahallesi'ndeki kahvehanenin taranması olayını Veli Küçük ile birlikte hareket eden Osman Gürbüz'ün gerçekleştirdiğini, aynı oluşum içersinde Sedat Peker'in de bulunduğunu beyan etmiştir" ifadeleri yer aldı.
DAVANIN AVUKATI AŞÇI: KONTRGERİLLA OPERASYONUYDU
Davanın avukat Behiç Aşçı, katliamda derin devletin parmağı olduğuna işaret ediyor. Aşçı, olayın gelişimine ilişkin şu bilgileri verdi: "Bir arabanın Gazi Mahallesi'nin ana caddesi olan 2 kilometrelik İsmet Paşa Caddesi'nde kahvehaneleri taraması ile ortaya çıkıyor. Bir Alevi Dedesi hayatını kaybediyor. Gazi Mahallesi'nde aynı caddede 15-20 metre aralıklarla polis devriyeleri var. Şimdi böyle bir mahallede bir araba 2 kilometre boyunca ateş ediyor bir de geri dönüyor. Mahalle halkının iddiası vardı araç mahalleden çıkmak için polis arabasının yol gösterdiği yönünde. Cenazede halka panzer ateş açıyor. Bu katliamı bir çete olduğu iddia ediliyorsa bu çetede araba tararken önlem alamayan polis var, halka ateş açan polis var, halkı korumayan asker var, savcılar hâkimler var, dosyayı Trabzon'a götürenler var. Trabzon'da yargılayan hâkimler var. Böyle komik çete olmaz. Bir çete olsaydı sorun önceden çözülürdü. Gazi Katliamı bir çete işi olduğu söyleniyor ama dosyalarda bu yok."
Olayın Ergenekon bağlantılarını da değerlendiren Aşçı, şunları söyledi, "Bunun bir kontrgerilla operasyonu olduğu çok açık. Bunu Veli Küçük mü yapmış başkası mı yapmış, Ergenekon işi mi daha büyük bir örgütlenme işi mi, buna dair bir yargılama olmadı. Ancak hükümetin, iktidar aygıtlarının bu işinin içinde olduğu bellidir. Bu kontrgerilla operasyonuydu, korundular. Kimlikler açığa çıkmadı."
(diha)