03 Nisan 2010, Cumartesi

Balyoz şakası – Ayhan Bilgen

Balyoz davası ile ilgili nöbetçi 12.Ağır Ceza Mahkemesinden çıkan tahliye kararları 1 Nisan şakası gibiydi. Büyük iddialarla bir kısmı üst düzey muvazzaf asker olmak üzere tutuklanan çok sayıda isim tahliye edildi. Tutuklama kararına neden olan, tahliye taleplerini reddettiren şartlarda ne değişti? Belki hiçbir zaman gerçeği öğrenme fırsatı bulamayacağız. Bağımsız ve tarafsız yargı masalına inanmamızı bekleyenler, halkın önüne çıkıp tek bir açıklama yapma tenezzülünde bulunacaklar mı? Muhtemelen hayır. En azından şimdiye kadar aksine çok şahit olmadık.

-----

Bu durumda taraflardan en az biri gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. Ya abartılacak bir durum olmadığı, ortada ciddi bir delil bulunmadığı halde fırtına koparanlar yalan söylüyor, ya da sessiz sedasız bırakıldıktan sonra ağzını bıçak açmayanlar. Bir başka ihtimal ise iki tarafın da gerçekleri işine geldiği gibi yorumlayarak halka sunması. Durum böyleyse en saygın gazeteciler, en üst düzey komutanlar, yargıçlar, savcılar toplumda hiçbir güveni hak etmeyecek bir oyun oynuyorlar.

Türkiye’de dağlar fare doğurmaktan yoruldu ama demokrasi beklentisi olanlar her hamleye umut bağlamaktan yorulmadı.

Yargılama süreçlerinin her türlü müdahaleye açık, pazarlık süreçleri olduğu inancı gittikçe gün yüzüne çıkıyor. Bu pazarlıkta kimin hangi kozu kullanıp, ne elde ettiği çok önemli değildir. En azından hukuken değildir. Siyaseten ise elbette söylenecek çok şey var.

Önce davanın sanıkları cephesinden bakalım. Her biri birer yaralı aslan olarak yeniden aramıza katılan üst düzey komutanlar haksız bir ithama maruz kalmışlarsa nasıl bir hali içerisindeler? Ağustos şurası öncesindeki bu tablo yeni terfiler belirlenirken ne derece etkili olacak? Tersi söz konusu ise. Yani telafisi imkânsız bir suça teşebbüs etmiş kadrolardan bahsediyorsak, bu isimlere en kritik mevkilerin teslim edilmeye devam etmesi siyasal sorumluluk açısından nasıl izah edilebilir?

Bu uzun maceranın sonunda siyasetin başına bir balyoz inme ihtimali ne kadar söz konusudur bilmiyoruz. Ancak toplumun daha şimdiden ağır darbeler aldığını iddia etmek abartılı ve erken bir yorum olmasa gerekir. Dava açılması, bazı isimlerin kısa bir süre tutuklanması bile psikolojik açıdan önemlidir diye düşünenler, demokratikleşmenin araçlarını birbirine karıştırıyorlar. Hukuk devletine doğru yürüme iddiası ile yargının bir psikolojik savaş aygıtı haline getirilmesi birlikte savunulabilir bir durum değildir. En azından ilkesel olarak bundan yana olmamak gerekir.

İnsanlığın ortak tecrübesi de benzer süreçleri yaşamış ülkelerin, bizdeki gibi olmaması için azami gayret gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Hukukun sadece siyasal mücadelelerin aracı haline geldiği bir ülkede sivil siyaseti nasıl savunacağız? Bürokratik oligarşiye hangi yüzle karşı çıkacağız. Yarın parlamentoya ve siyasi partilere yapılacak müdahalelere yargının alet edilmesine hangi ikna edici ve tutarlı argümanlarla karşı koyacağız?

Yılın her günü şaka gibi yönetilen bir ülkede neyi ciddi tartışabiliriz ki?

(Evrensel)