YARDIM GEMİSİNE BASKIN:
İsrail ne yapıyor? AKP ne yapacak?
Tüm bu yaşananlar ne anlama geliyor ve şimdi ne olacak? Kürkçü, Bilgen, Kurt, Bekaroğlu, Ersanlı, Evren, Karaca ve Serdaroğlu Emek Dünyası için değerlendirdi.
İsrail’in Filistin’e yardım götüren gemiye saldırmasıyla en az 19 kişinin öldüğü söyleniyor. Dünya ayakta, herkes İsrail’i protesto ediyor. Türkiye’nin her yerinde, Filistin’le dayanışma eylemleri yapılıyor…
Peki, tüm bu yaşananlar ne anlama geliyor? Bu operasyon neden ve nasıl gerçekleşti? Şimdi ne olacak? Akademisyen, gazeteci, sendikacı ve insan hakları savunucuları Emek Dünyası için değerlendiriyor:
“Gemiyi bile bile gönderdiler”
Ertuğrul Kürkçü (Gazeteci – Bianet)
Son saldırı, İsrail’in bölgedeki saldırgan rolünden ve savaş siyasetinden hiçbir şekilde vazgeçmeyeceğine dair açık bir kararlılık göstergesi. İkincisi bu operasyon Türkiye ile Brezilya’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne özellikle Ortadoğu barışı ve İran’la ilişkiler konusunda başka bir seçenek sunduğu zaman yapılarak ABD’nin dolaylı desteğinin arandığını bize göstermekte.
Bu yardım girişiminin, aslında Filistin halkının temel ihtiyaçlarından ziyade, Türkiye’nin iç politikasına dönük bir yanının da olduğunu görmemiz gerekir. Bu dönemde İsrail’in saldıracağını bile bile bu geminin gönderilmesi gibi öngörü olduğunu düşünüyorum. Bu İsrail’in hakkını maruz göstermez ama burada böyle bir dizayn da olduğunu düşünüyorum. Böylelikle Türkiye’nin gündemi iç toplumsal meselelerden uluslararası siyaset eksenli tartışmaların hizasına yeniden getiriliyor. Bununla hizalanıyor. Dolayısıyla neresinden bakarsak bakalım bölgede savaşın ve muhafazakârlığın yükselmesine yol açacak bir durum olarak görebiliriz. Hükümet, kontrollü gitmeye ve diğer taraftan Başbakan’ın “one minute” çizgisinde tutunmaya çalıştığını gösteriyor.
“İsrail’le ilişkiler gözden geçirilmeli”
Ayhan Bilgen (Gazeteci – Günlük)
İki noktanın altını çizmek gerekiyor: Birisi İsrail’in uluslararası hukuku ve insani yardımla ilgili devletlerin genelde özen gösterdikleri, uymaya çalıştıkları kuralları hiçe sayan tutumu bir kez daha ortaya çıktı. Bu aslında üslup olarak görülmemeli. Çünkü İsrail bugüne kadar yerleşim haklarından sağlık haklarının engellenmesine, siyasi özgürlüklerin engellenmesine birçok konuda benzer tutumların içinde oldu.
İkinci altı çizilmesi gereken nokta da böyle bir İsrail’in hala Türkiye tarafından OECD üyeliğine destek verilmesi, çatışma alanlarında arabuluculuğu üstlenerek ilişkilerini hala devam ettiriyor olmasıdır.
Başbakanın Arjantin’de Atatürk heykeli konusunda koyduğu tavırla kıyaslandığında burada çok ileri bir tutumun, yani tüm ilişkileri gözden geçirmeyi gerektirecek ve tabi ki askeri işbirliğinde, ekonomik alanda, enerji politikaları alanında stratejik ilişkileri masaya yatıracak bir tutumun gelişmesi gerektiğini düşünüyorum. Ama ben böyle bir iradenin gelişmesi ihtimalini oldukça düşük görüyorum. Türkiye’nin dış politikada daha açık, daha net bir tutum takınması gerektiğinin bu olayla bir kez daha ortaya çıktığını düşünüyorum.
Türkiye bugüne kadar her gelişmede başka bir dil kullandı ama iç politikasında İsrail’le ilgili bunun tam tersi bir söylem içerisine girdi. Bu son tablo, artık bu tutarsızlığın bir yerden patlamasıdır. Bundan sonra ya İsrail’e yaptığı tüm hukuksuzluklar konusunda tavır koyan ve bu tavrı tüm politikalarına yansıtan bir Türkiye ortaya çıkması gerekir, ya da Türkiye’deki siyasetçiler bu topluma, halkın beklentisine rağmen İsrail’le gizli karanlık ilişkilerini devam ettirerek halkın öfkesini bir rüzgâr alma gibi idare eden tavra devam edecek.
“Bir insanlık suçu”
Abdurrahman Kurt (AKP Diyarbakır Milletvekili)
Şok içersindeyiz, bir insanlık faciasıyla, bir insanlık suçuyla karşı karşıya tüm dünya. Dünyanın bu insanlık suçuna nasıl tepki vereceğini göreceğiz zamanla. Bu bir insanlık suçudur ve burada kalmayacaktır.
“Hükümetten laf değil adım bekliyoruz”
Mehmet Bekaroğlu (İnsan Hakları Aktivisti - Doğu Konferansı)
İsrail’den her şey beklenir. Bugüne kadar İsrail zulmünün her çeşidini gördük ama doğrusu bu kadar ileri gidebileceğini, uluslararası yardım konvoyuna bu şekilde acımasızca baskın düzenleyebileceğini, insanları katledebileceğini doğrusu düşünmüyorduk. Gerçekten gözü dönmüş bir şekilde son zamanlarda üst üste yaşamış olduğu diplomatik yenilgiler sonrasında belki de yavaş yavaş tecrit oluyor duygusuna kapılarak saçmalamıştır diye düşünüyorum. Ya da daha vahim olan ve daha mantıklı görünen şey, ‘Bu konvoy Gazze’ye ulaşırsa ambargomuz anlamsız olur, dolayısıyla ne pahasına olursa olsun bu konvoyu ortadan kaldıralım’, diye bu işi yapmışlardır.
Tabi bunun çok ciddi sonuçları olacak kanaatindeyim. Türkiye hükümeti bugüne kadar İsrail’le ilgili sözler söyledi. Bugün söylenen sözler de yerinde ama tavır dediğimiz zaman daha 15 gün önce Türkiye İsrail’in OECD’ye üyeliğini onayladı. Eğer Türkiye veto etseydi İsrail OECD’ye üye olamayacaktı. Düne kadar çok eleştirildi, hükümete çok öneride bulunuldu ama engellemedi OECD’ye üyeliği. Yani hükümetten laf değil adım bekleniyor. Adımlar da bellidir. İsrail’le ilişkilerin kesilmesi, anlaşmaların askıya alınması, bölge ülkeleriyle ilgili diplomatik temaslar sağlanarak diplomatik işbirliğinin, protestonun ötesine geçerek ambargolar ablukası gibi somut adımlar bekliyoruz hükümetten. Hükümet bir tarafa dünyadan bekliyoruz. Çünkü uluslararası camiayı ayakta tutan şey uluslararası hukuk diyebiliriz. Bunun çökmesi halinde kaos olur.
“Hükümet tepki verme hakkına sahip değil”
Prof. Dr. Büşra Ersanlı (Akademisyen – Marmara Üniversitesi)
İsrail’in militarizmi artık en yüksek aşamalarında ve bütün dünyayı karşısına almış durumda. Uluslararası toplumun sağlıklı bir reaksiyon göstermesini bekliyorum. Oraya gidenler Türkiye’yi temsilen gitmediler, insanlığı temsilen gittiler. Dolayısıyla hükümet sert bir tepki verme hakkına sahip değil maalesef. Tepki verse de bir manası olacağını düşünmüyorum.
“İkili anlaşmalar iptal edilmeli”
Sami Evren (KESK Genel Başkanı)
Ortadoğu’da yıllardır oynanan oyunun bir parçası olduğunu düşünüyorum. ABD’nin Irak’ı işgali, Türkiye-İran ilişkileri ve sonuçta Ortadoğu’da kan gölü devam ediyor. İnsani yardım götüren masum insanlara yapılan katliamda İsrail başka bir kararlılığına vurgu yapmak istiyor. İsrail sivil-asker ayrımı yapmayıp katliamlara devam ediyor. Ortadoğu’da son politik gelişmelere baktığımızda İsrail’i teşhir eden güçlerin kim olduğu belli değil. Ama ABD’nin buradaki rolünün etkin olduğunu düşünüyorum. 1960’lardan beri binlerce insan öldürüldü. Başbakan da olsa sıradan vatandaş da olsa hiç kimse bu ölümleri savunamaz. Sorun göstermelik kınamalar değil. Türkiye’nin Ortadoğu’da oynanan oyundaki rolü ne? Buna bakmak lazım. İsrail’le ikili anlaşmalar devam ediyor. Hükümet gerçek tepkisini göstermek istiyorsa İsrail’le tüm ikili antlaşmalarını iptal etmesi gerekiyor. İsrail’e dinsel olgu üzerinden değil, insanlık açısından, demokratikleşme açısından, sorunun çözümü açısından meseleye yaklaşması gerekmektedir.
“Bu aslında bir Yahudi-Müslüman çatışması değil”
Nihal Bengisu Karaca (Gazeteci - Habertürk)
‘One minute’, bölge ülkelerinin nabzını tutan bir çıkış oldu. Haklı bir karşı çıkıştı, fakat bundan yola çıkarak Türkiye’nin İsrail’e sürekli yaralayıcı, sürekli İsrail’i küçük düşürücü politikaları olduğunu söyleyenlere katılmıyorum. Türkiye’nin İsrail’le sorun çözücü ve yapıcı, işbirliğine olumlu bakan bir politika yürütme çabasında olduğuna da sürekli tanık oluyorum. Türkiye, Suriye ve İsrail’e sürekli arabuluculuk teklifi yapmıştır. Fakat atılan adımların hemen ertesinde İsrail, Gazze saldırıları gerçekleştirmiştir. Yani hem Türkiye’ye bu arabuluculuğu kabul ettiğine ilişkin sinyaller verdi, hem kamuoyuna olası bir orta doğu barışı konusunda ümitlendirdi. Bunun ertesinde bir iki gün içinde saldırılar söz konusu oldu ve gerekçeleri hiç yeni değildi. Gazze abluka altındaydı, ambargo altındaydı, gıda yardımı alamıyor, sürekli sıkıştırılıyordu. Artık bu ne kadar terördür, uluslararası kamuoyunun vicdanına kalmış. Çıkış ve varoluş itibariyle teröristtir diyemeyiz. ‘One minute’ ses getiren bir çıkıştı. Sadece orta doğunun değil batılı kamuoyunda da ses getirdi. Orada bir insan hakları ihlali söz konusuydu. Bu aslında bir Yahudi-Müslüman çatışması değil, Siyonist politikalarını kabul edilemez noktalara getiren İsrail ile masum bir halkın karşılaşması.
Mazlumdan yana durmak isteyen herkes bu olaya karşı çıkmaktadır. Mazlumdan yana halkların dünyayı harekete geçirmesi gerekir. Bunun için birleşmiş bir halk kamuoyunu bir araya getirmek gerekir. İsrail’in bu yaptıklarını tartışmaktan ileriye gitmeliyiz artık. Diplomatik tedbirler, ekonomik tedbirler, boykotlar ve İsrail’in bu eşkıyalık düzeyine varan hareketlerine son verecek her türden tedbir alınmalı.
“İktidar ‘tavşana kaç tazıya tut’ politikası yapıyor”
Adnan Serdaroğlu (Birleşik Metal-iş Genel Başkanı)
İnsanlıktan nasibini almamış İsrail’in, insani yardım gemisi taşıyan gemiye böyle vahşice saldırması, geçmiş sabıkalarına bakınca hiç de şaşırtıcı olmamıştır. Şaşırtıcı olan dünya ülkelerinin bu kadar duyarsız hale gelmesidir. Ortadoğu’yu emperyalist emellerine ulaşmak adına kan gölüne çeviren ABD politikalarının sonucunda gerçekleşen bu devlet terörü ve katliam, tüm dünya emekçilerinin ve halklarının ortak karşı duruşu olmadan sona ermeyecektir.
ABD ve İsrail’in bölgedeki amaçları doğrultusunda uyguladığı politikalara, Türkiye’deki siyasi iktidarın, “tavşana kaç tazıya tut” tarzı popülist yaklaşımlarının da hiçbir yararı olmadığını görmekteyiz.
Hem ABD’nin bölgedeki siyasetinin bir parçası olup hem de Filistin’den yanaymış gibi gözükmeye çalışmanın artık kimseye bir yararı yoktur. Bu nedenle bunca insanın ölümü ve yaralanmasıyla sonuçlanan ve hiç de sürpriz olmayan bu elim saldırının ardından yapılan göstermelik tehdit ve başsağlığı mesajları timsah gözyaşları olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.
(Emek Dünyası)