04 Haziran 2010, Cuma

Havalimanı Kahramanları: Bölüm 2

EYLEM YILDIZER eylem@emekdunyasi.net

Pazartesi sabahından beri İsrail’in insanlık dışı saldırısı ve onun politik sonuçlarını konuşuyor, izliyor, okuyor, yaşıyoruz. Aradan geçen günlerde saldırının yarattığı aşırı duygusal tepki ortamının azalmadığını, tam tersine artmakta olduğunu da gözlemliyoruz. İsrail’in saldırısına uğrayan Mavi Marmara gemisinin yolcularının, dün sabah 03.00 sularında THY uçakları ile Türkiye’ye getirilmesinden ve gemide hayatını kaybedenler için cenaze töreni düzenlenmesinden sonra konunun duygusal bağlamı iki ana tema üzerinde odaklandı. Birincisi,  ölenler, yaralananlar ve gemideki dehşetli anları yaşamak zorunda kalanlar için duyulan üzüntü ve buna bağlı olarak İsrail’e öfke, ikincisi ise Türkiye’nin yolcuların Türkiye’ye dönmesi ile sonuçlanan “başarılı” diplomasi operasyonu dolayısıyla duyulan coşku. Bu ikinci duygu durumunun kısmen ilkinden doğmakla beraber onu yatıştırıcı bir etkiye sahip olduğu da dikkate değer. Olayın temelinde bulunan Gazze’deki abluka ise, tabutlara örtülen Filistin bayrakları dışında, saldırının hamasi bir iç politika malzemesine dönüşmesinin gölgesinde kaldı.

Yolcuların Türkiye’ye getirildiği gün havalimanında “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganları ile kutsanan AKP’nin “anlı şanlı diplomasi zaferi”ni, krizin en ağır bedelini emekçilere ödeten, yüzlerce çocuğu cezaevlerinde çürüten, açılım diyerek Kürt politikacıları tutuklayan, terörle mücadele söylemiyle onlarca cenazenin sorumlusu olan, kadınların sosyal ve ekonomik hayattan silinmesini hedefleyen politikaların mimarı, iş cinayetlerini kaderle açıklayan aynı AKP’nin kaybedeceği oyları yeniden kazanmak için kullanacağı çok açık. AKP ve iliştirilmiş medyası İsrail’i “tehdit”le yola getirmekte ne kadar başarılı oldukları ve dolayısıyla Müslüman dünyasının umudu olduklarını altını çize çize hatırlatacak bize.

İsrail’in Gazze’ye yardım götürmekte olan bir gemiye askeri bir operasyon düzenlemesi, işgalci saldırganlığın vardığı noktayı gözler önüne sermesi bakımından hem Türkiye’de hem de dünyada İsrail’e karşı takınılacak tutumu fazlasıyla değiştirebilirdi oysa. Dünyadaki vaziyeti bir yana bırakalım, Türkiye’de yaratılan ikinci “one minute” havası, sorulması gereken pek çok soruyu dışarıda bırakıyor. Bu sorulardan en önemlisi, Türkiye hükümetinin İsrail ile ilişkilerinin bu saldırıya nasıl bir katkı sunduğu. Türkiye hükümeti İsrail ile var olan ticari ve askeri ilişkilerini sürdürdüğü halde Filistin için gerçekten gözyaşı döküyor olabilir mi? Yardım gemilerinin saldırıya uğrama ihtimalinin varlığı bilindiği halde herhangi bir önlemin alınıp alınmadığı sorusu var bir yanda da. Hükümet yetkilileri bu soru karşısında “Ayıdan yana mısın yoksa benden mi?” misali cevaplar veriyor. Dahası, Türkiye’nin İsrail’e uyguladığı “diplomatik tehdit” taktiği için neden ABD’den icazet almaya gerek duyduğu da sorgulanamıyor. Sınırlar öylesine ince ve AKP saldırının ortaya çıkardığı tablonun “ekmeğini yemeye” öylesine aç ki, her türlü soru işareti ya insani duyguların yoksunluğu ya da komplo teoriciliği ile damgalanabilir. Elbette bu kadar haksız ve vahşi bir saldırıyı komplo teorileri ile ya da Hamas’ı terör örgütü olarak niteleyerek aklamaya çalışmanın iler tutar bir tarafı yok. Ancak, komplo teorilerine ya da duygusal dalgalara kapılmaksızın, salim kafa ile ve ısrarla sorulması gerekiyor bu soruların. Mesele bu kadar trajik noktalara varınca duygusallıktan sıyrılmak da zorlaşıyor. Ancak, Türkiye’de özellikle sosyalistlerin ve demokratların süreci şekillendirmede rol oynamak için buna ihtiyacı var.

Ortadoğu’da yaşananların bir din savaşı olmamasına rağmen meselenin yalnızca din üzerinden ele alınıp sahiplenilmesinin nedenlerinden biri Ortadoğu’da olup bitenlere karşı sosyalist ve demokratların gereğince ses çıkarmaması. Elbette bu konuya duyarlılıkları yadsınamaz ancak, var olan dini düzleme teslim olma korkusu yapılabilecekleri sınırlıyor. Son birkaç gündür düzenlenen eylemlerin giderek İslamcı-milliyetçi bir havaya büründüğünden şikâyet etme lüksüne sahip olmadığımız gayet açık. İsrail’in saldırgan tutumunun nereden beslendiğini, Türkiye-İsrail-ABD ilişkilerinin içyüzünü, Ortadoğu’da süren savaş politikalarında Türkiye’nin nerede durduğunu bıkıp usanmadan anlatmak hem AKP’nin 7 yıllık zulüm politikalarına rağmen kahraman edası ile yeniden alkışlanmasını sorgulatabilir hem de Gazze meselesinin çözümü için dikkatleri yeniden İsrail’in politikalarına çekebilir.

İnsanların duygularına yönelen, hamasi ve yönlendirici politik atmosferi kırmanın yolu yakınmak, umutsuzlaşmak ya da kâğıt üzerinde reçete sunmakla değil gerçekçi ve rasyonel bir yaklaşımla bulunabilir. Duygularının, yoksunluklarının, bastırılmışlığının esiri edilmiş bir toplumun, “Seda abla”nın programlarında acıklı acıklı ağlarken birden oyun havasına buyur edilen, bilgiyle hiç ilgisi olmayan bir tuhaf yarışmada “mavi mi hissediyorsun kırmızı mı?” sorusunu birtakım mantık (!) dizgeleriyle cevaplamaya çalışan, yakacak kömürünün olmayışı sömürülen bir toplumun aklın üstünlüğüne her zamankinden çok ihtiyacı var.