05 Haziran 2010, Cumartesi

Hoca Efendi ve Ertuğrul’u üzen ‘insani yardım’ belası

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

İsrail ordusunun insani yardım gönüllülerine yönelik katliamının üzerinden 5 gün geçti. Hükümeti muhalefetiyle burjuva politikacıların desteksiz atıp tutmaları, güdümlü, güdümsüz protesto ve tepkilerin ardından taşlar hızla yerine oturuyor.

Pensilvanya müdaviminin “yardım konvoyu İsrail’den izin almalıydı” açıklaması ve amiral gemisinin eski kaptanı Ertuğrul efendinin (bende daha iş var dercesine) iki yazar arkadaşına “insani yardım” üzerine akıl dolu nasihatleri eksik taşları da yerli yerine oturttu.

Saldırının bilinçli ve planlı yapıldığı; İran, Türkiye, Brezilya arasında imzalanan uranyum takası anlaşması ile ilgili olduğu açıktır. Bu anlaşmayla İran’ın diplomatik atağına alet olan ve ABD çıkarlarını gözetmede yeterince uyanık davranmayan Türkiye İsrail aracılığı ile terbiye edilmek istenmiştir. Taşların yerine oturması ile bunun önemli ölçüde başarıldığı da görülmektedir. Muhataplar mesajı almakla kalmayıp, efendilerinin duymak istediği mesajları vermekte de kusur etmemişlerdir.”İnsani yardım”,”insanlık” diye inleyen, İsrail’i teröristlikle suçlayan hükümetin savunma bakanı İsrail ile yapılan silah alım anlaşmalarının bu durumdan etkilenmeyeceğini ilan ederken diğer hükümet yetkilileri de aynı minvalde açıklamalarla ortamı yatıştırma görevini layıkıyla yerine getirdiler. Zaten Bülent Arınç ilk günden “İsrail’e savaş açacak değiliz ya” diyerek nerede durulması gerektiğini belirtmişti.

Pensilvanya cenahına baktığımızda ise görüyoruz ki, O her ortamda burnunu çeke çeke gözyaşlarına boğulan, İslami ve insani “duyarlılığın etkisi altında harap olan gönül adamımız ABD-İsrail çıkarları söz konusu olunca en acımasız katliamlar karşısında buz gibi “gerçekçi” kesilebiliyor. Ama Hoca Efendimiz Ertuğrul’u kendi amiral gemisinin dümenine geçirmeyip de tasfiyeye uğramasını tercih ettiği için şimdi acı ve ızdırab çekiyordur muhakkak.

Kimse Ertuğrul Özkök’e kızmasın, boşuna hakaret etmesin. Ahmet Hakan ve Ruşen Çakır da kızmasın. Çünkü akıl da, öngörü de onda. Hele Marksist geçinenlerin kızmaya hiç hakları yok. Allah aşkına, Ertuğrul’un dünkü yazısı Komünist Manifestoyu kendisini Marksist sananların çoğundan daha iyi anladığını göstermiyor mu? Sahi ne diyordu Marks-Engels Komünist Manifestoda;

”Burjuvazi iktidarı ele geçirdiği her yerde bütün feodal, ataerkil, saf ilişkilere son verdi.(...)İnsan ile insan arasında çıplak çıkardan, katı ‘nakit ödemeden başka hiçbir bağ bırakmadı. Dinsel tutkuların, şövalyece coşkunun, dar kafalı duygusallığın kutsal titreyişlerini, bencil hesapların buzlu sularında boğdu.(...) Tek sözcükle dinsel ve siyasal yanılsamalarla maskelenmiş sömürünün yerine,açık,utanmaz,dolaysız,kaba sömürüyü koydu.”

İşte bunları çok iyi bilen, sadece gençliğinde değil şimdi de Marks’tan öğrenen Ertuğrul, arkadaşlarını uyarıyor. Dahası bu vesile ile burjuvazinin, sermaye sınıfının adına konuşan herkesi uyarıyor:”Yapmayın; insanlık, insaniyet, insani yardım deyip durmayın” diyor. Bunların gelecekte Türkiye’ye karşı kullanılacağını ikna edici örneklerle anlatıyor. Kendi Filistin’imizde yaptıklarımız ortadayken insanlık dersleri verirsek gelecekte başımız büyük belaya girer diye açıkça Ahmet ve Ruşen’i uyarıyor. Özetle “saf olmayın çocuklar” diyor. İnsanlıkla, insaniyetle burjuvazinin işinin olmayacağını döne döne arkadaşlarına anlatmaya çalışıyor.

Eh artık insani ya da İslami duyarlılıkla Filistin halkına sahip çıkanlar gerçeği görmeliler; Tutarlı olmak için kendi burunlarının dibinde yaşanan benzer Filistin manzaralarına da aynı duyarlılığı göstermek gerektiğini, emperyalistlerden ve onların hizmetinde olanlardan insanlığın ve insani duyarlılığın zerresini aramanın boşuna olduğunu anlamalılar.