Referandum safları netleştiriyor
Anayasa paketinin iptaline ilişkin başvurunun Anayasa Mahkemesi’nde karara bağlanması ile birlikte referandum sürecine girilmiş oldu. Anayasa değişiklik paketi 12 Eylül 2010 tarihinde halk oylamasına sunulacak.
Anayasa Mahkemesi yetkisi olmadığı halde değişiklik paketini esasa girerek inceledi ve iki maddede kısmi iptal yoluna gitti. Mahkeme başkanı kararı açıklarken bunu açıkça itiraf ederek “esasa girdik” dedi.
ANAYASALAR VE 82 ANAYASASI
Anayasalar, bir devletin yönetim biçimini, temel yapısını, işleyişini ve organlarını tarif eden, hak ve özgürlükleri düzenleyen, diğer yasaların da uygun olmak zorunda olduğu “temel” yasalardır. Anayasa hukukunda, anayasalar, “toplumsal sözleşme” olarak da nitelendirilir. Toplumun bütün katmanlarının, bu temel yasanın ilkelerine uymayı kabul ettiği, bu ilkeler üzerinde uzlaştığı varsayılır. Yasaların anası olarak kabul edildiğinden, kolayca değiştirilememesi için de genellikle, “nitelikli çoğunluk” aranır. Yazılı Anayasası olan ülkelerin çoğunda, yasama organı tarafından çıkarılan yasaların anayasaya aykırılıklarını denetlemek için, “anayasa mahkemesi” kurulmuştur.
Ülkemizde yürürlükte olan Anayasa,12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin akabinde cuntanın emri altında, başında rahmetli hocam Anayasa Hukuku Profesörü Orhan Aldıkaçtı’nın bulunduğu bir heyet tarafından hazırlandı. Ortaya çıkan tipik yasakçı, faşist anayasa metini 7 Kasım 1982 tarihinde halkoyuna sunularak cuntanın baskı ve tehditleriyle halka zorla kabul ettirildi.
1982 Anayasası, yürürlüğe girmesinin ardından kısa süre sonra neredeyse toplumun bütün kesimlerince eleştirildi, değiştirilmesi talep edildi. Yasakçı, faşist özüne fazla dokunulmadan, şimdiye kadar tam 16 defa değişikliğe uğradı ve Başlangıç Metni ile birlikte toplam 83 maddesi değiştirildi.
Bu değişikliklerden sadece küçük bir kısmı emekçi ve ezilen kesimlerin mücadele ile fiilen kazandığı hakların tanınması sonucu yapılan değişikliklerken, büyük çoğunluğu yerli ve yabancı sermaye çevrelerinin istekleri doğrultusunda yapılan değişikliklerdi. Bu kadar çok değişikliğe rağmen Anayasanın anti-demokratik, yasakçı, tekçi ve inkârcı özü olduğu gibi korundu. Anayasanın ilk 3 maddesi var ki 4.madde hükmüyle değiştirilmesi teklif dahi edilemiyor. Gelinen noktada iki uluslu bir ülke olduğumuz gerçeği artık kendisini inkâra fırsat vermeyecek şekilde dayatmışken parlamentoda değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen Anayasa maddelerini kim, nasıl değiştirecek diye sormak gerekir.
ANAYASA DEĞİŞİKLİK PAKETİNİN İÇERİĞİ VE AMACI
Referanduma götürülen Anayasa değişiklik paketi, mevcut Anayasanın 22 maddesinde değişiklik öngörmekte ve 26 maddeden oluşmakta. Paketin 13 maddesi yargı ve yüksek yargı organları ile ilgili değişiklikleri içerirken diğer maddeleri de kadın-erkek eşitliği, memurlara grevsiz toplu sözleşme, kişisel verilerin korunması, seyahat özgürlüğü ile ilgili düzenleme, ombudsmanlık kurumu, ekonomik sosyal konseyin anayasaya konması ve 12 Eylül darbecilerine yargı bağışıklığı sağlayan geçici 15. maddenin kaldırılmasını içermektedir. Dikkatle incelendiğinde paketin özünü yargı ve yüksek yargıya ilişkin düzenlemelerin oluşturduğu diğer konuların alakasızca bunu gizleme amaçlı demokratik beklentilere cevap vermekten uzak göz boyamalar olduğu kolayca anlaşılır.
Peki, özü itibarıyla yargı ve yüksek yargı ile ilgili yeni düzenlemeler içeren bu değişiklik paketi neyi amaçlıyor? CHP, MHP, statükodan yana olan geleneksel iktidar güçleri (askeri ve sivil bürokrasi, yüksek yargı organları vb.) ve bazı sol çevreler AKP’nin bu paketle laik Cumhuriyetin son kalesi olan yüksek yargıyı da ele geçirmek istediğini, bunun AKP anayasası olduğunu ileri sürmekteler. Düzenin bu burjuva kliğine mensup olanların, geleneksel iktidar konumlarını ve etkilerini korumak isteyenlerin bir süredir iktidar kavgasında yüksek yargıyı öne çıkarıp etkin şekilde kullandıkları göz önünde tutulursa böyle düşünmeleri de anlaşılırdır. AKP ve değişik cinsten liberal çevre ise paketi demokratik reformlar içeren bir paket olarak tanımlamakta ve demokrasi talep edenlerin kayıtsız şartsız bunu desteklemesi gerektiğini ileri sürmekte.
Ancak yine de Anayasa paketinin amacını ve hangi ihtiyaçtan doğduğunu en doğru şekilde ortaya koyan AKP’li hükümet sözcüsü Cemil Çiçek olmuştur. Çiçek çıktığı bir TV programında “AKP yüksek yargıyı ele geçirmek mi istiyor?”sorusunu şöyle cevaplamıştı: “Efendim ne alakası var, hep biz hükümette olacak değiliz ya, bu değişiklikler ülkemizin refahı için yapılıyor. Ülkenin kalkınması için yabancı sermayeye ihtiyaç var. Yabancı sermaye güvence istiyor. Bizim hükümetten önce de yabancı sermayenin yasal güvence talebi doğrultusunda pek çok yasa çıkarıldı. Yani yasal güvence sağlandı ama yargı güvenliğinde sorun var. Özelleştirmeler ve bu doğrultuda yapılan yasalar iptal ediliyor. Anayasa değişikliği ile yabancı sermayenin istediği yargı güvenliği sağlanmış olacak ve ülkeye daha güvenle sermaye akacak.”
Evet, kendince bunun halkın refahını yükselteceğini söylese de, Çiçek Anayasa değişikliğinin tıpkı Derviş yasaları gibi sermayenin-uluslararası sermayenin talebi olduğunu doğru bir şekilde itiraf etmekteydi. Nasıl ki Derviş yasaları Kemal Derviş’in kişisel çıkarlarına hizmet etmek için çıkarılmadıysa, Anayasa paketi de sermayeye rağmen sırf AKP yüksek yargıyı ele geçirsin diye yapılmamıştır/yapılamaz. Paket işçiler-emekçiler ve başta Kürt halkı olmak üzere ezilenler lehine hiçbir olumlu yan içermediği gibi hazırlanış sürecinde bu kesimlerin görüşlerine başvurma gereği de duyulmamıştır.
REFERANDUMA GİDERKEN SAFLAR NETLEŞİYOR
Egemen sınıfların iki kliği arasında iktidar kavgası Anayasa değişikliği üzerinden yeniden alevlenirken değişik kesimlerin referandum politikası da netleşiyor.
1- Hayır diyenler; CHP, MHP, bazı sol çevreler ve değişik statükocu kesimlerden oluşmakta. Elbette bu parti ve çevreler hayır tutumlarını farklı gerekçelere dayandırmaktalar. Ancak bir sandık tutumu olarak “Hayırcı” anlayışın başını çeken CHP ve MHP’nin egemen gerici sınıfların belli bir kliğini temsil ettikleri ve statükonun devamından yana oldukları düşünülürse kendini ayırma çabalarına karşın “tereddütsüz hayır” ya da “tereddütlü hayır” tutumlarının kimlere hizmet edeceği de bellidir.
2- Evet diyenler; AKP, SP, BBP, liberal çevreler ve bir kısım eski ülkücü çevre “Evet” çağrısı yapmakta. Bu cenahın başını çeken AKP, paketi demokratik reform diye tanıtmakta ve “Evet” demeyenleri demokrasi karşıtı, Ergenekon destekçisi, 12 Eylülcü ve darbe yanlısı olmakla suçlamakta.
3- Boykot diyenler; BDP haklı olarak paketin demokratik bir içeriğinin olmadığını, Kürtlerin hiçbir talebinin dikkate alınmadığını belirterek bu referandum oyununun tarafı olmayacağını, etkili oldukları her yerde yüksek oranda sandığın boykot edileceğini ilan etti. Yine gerekçelerini etraflıca ortaya koyan ESP de boykot tavrını benimsediğini açıkladı. Evetçi ve Hayırcı cepheden boykot kararı nedeniyle BDP’ye yaylım ateşinin başlaması da gecikmedi.
Egemen sınıfların iki kliği arasında (genel seçim hesaplarını da içeren) bu referandum kapışmasında işçi-emekçi ve ezilen halk kesimlerinin tutumunun ortaklaşmasına ve demokratik bir Anayasanın imkânlarını da olgunlaştıracak bir sürece hizmet edecek olanın boykot tutumu olduğu açıktır. İki kutupta duruyor olsalar da CHP ve AKP’nin dolayısıyla egemen güçlerin değişik kesimlerinin boykot çağrısı karşısında tehlike sinyali alarak bir araya gelmesi ve değişik formüller üzerine uzlaşma eğilimleri göstermeleri boşuna değildir.
İlerleyen günlerde safların sandıkçı ve boykotçu olarak şekillenmesi şaşırtıcı olmamalıdır.