13 Temmuz 2010, Salı

Verim mabudu

CEM SOMEL

İşsizlik ve yoksullaşma dünya emekçilerini kasıp kavururken burjuva sınıfları mazlum ve mağdurları aldatmak için birtakım tılsımlı iktisadî kavramlar saçıp savuruyorlar. Sosyal bilimciler kapitalist toplumunda düzenin işleyişini gözlerden kaçırmaya yarayan esrarengiz kavramlara fetiş kelimesini kullanmaktadır. Fetişin asıl manası tanrısal, esrarengiz nitelikler atfedilen nesnedir. Günümüzde burjuva sınıflarının fetiş mertebesine çıkararak göz boyamakta kullandığı başlıca kavramlar verimlilik, bilgi toplumu, inovasyon, büyümedir. Bu yazıda verimlilik fetişi üzerinde duracağım.

İnternette verimlilik üzerine ahkâm kesen sitelerde göz gezdiren kişi, bir sürü karmakarışık tanımlama çabaları ile karşılaşır. Açık seçik bir tanım ve tahlil bulamaz.

Verim (prodüktivite), üretimde belirli bir miktarda girdi kullanarak elde edilen hâsıla miktarını ifade eder. Girdilerden her birinden sabit miktarda kullanarak daha fazla hâsıla üretebildiğimiz takdirde, verim arttı denir. Pekiyi, girdi miktarını artırmaksızın üretim nasıl artar?

Basit iktisadî kuramlarda üretimde iki girdi kullanıldığı kabul edilir: işgücü ve üretim araçları (yani “emek” ve “sermaye”). Aynı miktarda üretim aracı kullanarak ve aynı sayıda işçi çalıştırarak üretim artırılıyor ise, bir ihtimal işçiler daha uzun, ya da daha yoğun, daha hızlı tempoda çalıştırıldığından verim artmış olur. Ama bir üretimde sabit sayıda işçi daha yoğun çalışıp daha uzun mesailer yaparsa, kullanılan işgücünün sabit olduğu iddia edilemez. O hâlde bu, gerçekte bir verim artışı değildir.

Aynı üretim araçlarını kullanarak aynı sayıda işçi aynı süre, aynı tempoda çalıştırılarak üretim artırılıyor ise, bu durumda muhakkak başka bir girdiden kullanılan miktarın artmış olması gerekir. O girdi de olsa olsa çoğu zaman iktisat biliminin hesaba katmadığı tabii kaynaklardır. Üretim araçlarını artırmaksızın, işçiyi de daha fazla zorlamaksızın, daha çok enerji tüketerek, ham maddeleri daha müsrifçe kullanarak da üretim artırılabilir.

Girdilerden her birinden ve hepsinden sabit miktarda kullanarak hâsılayı artırmak mümkün değildir. Üretim artışı mutlaka en az bir girdiden kullanılan miktarın artmasıyla olabilir.

Verim, bazen üretimde girdi israfını azaltmak şeklinde de tarif edilir. Gerçekte üretimde bir girdinin kullanımı azaltılır ise üretimi sabit tutmak için mutlaka başka bir girdiden kullanılan miktarı artırmak gerekir. Ham maddeyi idareli kullanmak için işçinin daha çok dikkat ve gayret sarf etmesi gerekir. İşgücü kullanımını azaltmak için daha büyük ve karmaşık üretim araçları kullanmak gerekir. Hiçbir girdiyi artırmaksızın bazı girdileri azaltarak sabit seviyede üretim yapılamaz.

Fizikte, maddî dünyada yoktan bir şey var edilemez diye bir kanundan söz edilir. Nasıl olur da bunu bilen iş adamları, iktisatçılar, işletmeciler teknoloji denilen sihirli bir değnekle verim artışı denilen bir yoktan var etme eylemini tasavvur edebilmektedir?

Verim aldatmacası bundan ibaret değil. Birçok iş yerinde birden çok mal veya hizmet üretilir. Her mal veya hizmetin üretiminde kullanılan girdileri ayırt etmek zor olduğundan bir iş yerinde verimi hesaplamak için mal ve hizmetlerin tümünden sağlanan toplam parasal hâsılatın artışına bakılır. Hâsılatın hesaplanmasına işin içinde fiyatlar girer. Öyle olunca, iş yeri sahibi bazı ürünlerin fiyatını artırmaya imkân bulduğunda, hâsılatını artırabilir. Bu da verim artışı olarak yorumlanır. Oysaki gerçekte iş yeri sahibi, fiyatlarla oynayarak tüketicilerden kendine gelir transfer etmiştir; bunun verimle alâkası yoktur.

Resmi kurumlar imalat sanayi iş kollarında verim istatistikleri yayımlamaktadır. İstatistiklerde görünen verim artışı, genelde işçilerin daha yoğun çalışmaya ve daha uzun mesailer yapmaya zorlanmasının neticesini, kısmen de ürünlerin fiyat hareketlerini yansıtmaktadır.

Verim, üretimin işçiyi daha yoğun çalıştırarak ya da tabii kaynakları daha yoğun harcayarak artırıldığını gizlemek için kullanılan bir fetiştir. İşçiyi daha yoğun çalıştırarak sağlanan verim artışı, çoğu ahvalde işsizliği de artırır. Adil, demokratik bir toplumda insanlar haftada kaç saat çalışacaklarına, hangi tempoda çalışacaklarına siyasî süreçle karar verir; az ya da çok çalışmayı tercih edebilir. İnsanların, sınıfların maddî menfaat uğruna verim gibi ideolojik fetişlerle birbirini aldattığı toplum, adil olamaz.