“Benim mutlu olmaya hiç mi hakkım yok?”
15 yaşınızı hatırlar mısınız? Gençliğin mutluluğunu, heyecanını, güzelliğini hatırlarsınız elbette, ama o yılların nasıl da çabucak geçip gittiğini hatırlar mısınız? Gençlik bir kereye mahsustur, çocukluk da öyle, sonrasında hatırda ne kaldıysa onunla yeniden yaşamaya çalışır insan gençliği, çocukluğu. Kim unutmak ister ki 15 yaşını?
Berivan, 15’inde taze gül dalı, unutmadan uyuyamıyor artık. TMK mağduru çocuklardan yalnız biri, annesine yazdığı mektupta “dayanamıyorum” diyor, yaşadığı travma yüzünden ilaç verilmediği durumlarda kendisine zarar verdiğini rapor ediyor son haberler. Annesine yazdıklarını okurken paramparça olmamak zor, Kürt ve Türk halklarına yıllardır yaşatılan travmadan payına düşenden de fazlasını yaşıyor çünkü o. Koğuşta tek başına kalıyor, yıllarını böyle geçireceğine hükmetmişler üstelik. TMK’ya dayanarak hapsedilen bütün çocuklar gibi, devletin hesabını veremeyeceği bir kin ve imha politikasının mağduru Berivan. Kürt çocuklarına yapılan bu zulüm o çocukları, onların annelerini, babalarını ağlatıyor şimdi, peki ya sonra? Bu yaşatılan travmanın nasıl sonuçlar doğuracağına dair en olumlu tahminler bile insanın kanını dondurmaya yeter. 12 Eylül darbesini ve sonrasını yaşayanların travmalarını düşünsek, sonra onun bin katını hayal etsek, içinden çıkılır mı?
“Velev ki” demokratları, 12 Eylül anayasasını değiştirecekler, demokratlıklarından ötürü bize sormadan edemiyorlar. Bu anayasa Kürtlerin istediği gibidir, Kürtleri tanıyacak bir anayasadır diyorlar. Gelin görün ki, bunca yıldır travma üstüne travma yaşattıkları halkın temsilcileriyle görüşmüyorlar. Anayasa dediğin bir ülkenin geleceğidir, geleceğini bile hapsettikleri halkı yine yok sayıyorlar. “7 kelimelik” anayasa, TMK’yı gözden geçirmeyecek, yalnız Kürtlerin değil Türkiye’de yaşayan bütün halkların hakkını garanti etmeyecek, memleketi “kafes”ten çıkaramayacaksa, nerede kaldı demokrasi? Emekten, işçi haklarından, kadınlardan, eğitim, sağlık haklarından hiç söz etmeyelim, zira esamesi okunmuyor. Anayasa değişikliğine hayır demek statükoculuktur demek kolay, her türlü özgürlüğü kısıtlanmış gencecik insanların, çocukların geleceğini statükonun boyunduruğundan kurtarmak nasıl mümkün olacak? Barış dediğimiz yalnız 7 kelimeyle mi sağlanacak? Bunca yıldır yakılan köyler, o köylerden sürülmüş insanlar, öldürülen binlerce insanın aileleri, korucular, askerler, hapisteki çocuklar için hiçbir şey söylemeyen anayasaya sivilleşmenin, demokrasinin kenarından geçmek şöyle dursun, en sivilimizi bile savaşın tam ortasına itiyor.
Barış ne 7 kelimede ne de siper arkalarında, barış zorlu ve uzun bir süreç. Ama barışı istiyorsak, bu anayasaya hayır demekle yetinemeyiz, hakkımız bundan fazlasıdır. “Velev ki” demokratlığına değil gerçekten sivil ve demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var. “Benim mutlu olmaya hakkım yok mu?” diye soran Berivanlar çocukluklarını güzel hatırlayabilsin diye.