25 Ekim 2007, Perşembe

Kadın emeği görmezden geliniyor

TMMOB’un düzenlediği sempozyumunda, ev eksenli çalışan kadınların 19 saate varan mesai yaptığı belirtildi. TMMOB’un düzenlediği “AB Süreci Karşısında Emek” sempozyumu, “Kadın Emeği Sömürüsünde ‘Yeni Düzen’” ve “Emeğin Özgürleşmesi” oturumlarıyla son buldu. Oturumlarda sermayenin sınır tanımayan sömürü düzenine karşı emekçilerin nasıl örgütlenmesi gerektiğini dile getiren sunumlar yapıldı.

-----

Prof. Dr. Yıldız Ecevit’in oturum başkanlığını yürüttüğü “Kadın Emeği Sömürüsünde ‘Yeni Düzen’” paneline, DİSK Genel Sekreter Yardımcısı Perihan Sarı, Burçak Özoğlu Pocan ve kadın çalışmaları yüksek lisans öğrencisi Aylin Akçay katıldı. Perihan Sarı, hükümetin anayasa çalışması yürüttüğünü, “kadının saklanmasının öne çıkarılarak” konunun tartışıldığını savundu. Sosyal devlet olgusunun tartışılmadığına işaret eden Sarı, yurttaşların eşit, adil bölüşümü öngören haklarının gündemden bilerek çıkarıldığını bildirdi. Kadınların çalışmasının esnek üretim süreçleriyle arttığını kaydeden Sarı, kadınların tacize uğramalarının ortak işyerlerinde arttığına dikkat çekti. Sarı, kadınların yedek işgücü olarak algılandığını, işgücü piyasasına geçici, evde çalışan olarak katılmak zorunda kaldığını belirtti. Burçak Özoğlu Pocan da kadın emeğinin değiştiğini, iş ve çalıştırma biçimlerinin, eğitim modellerinin AB normlarıyla yeniden şekillendiğini belirterek, kadınların hem işçi hem de girişimci olmasının arzulandığını ifade etti.
Parça başı sömürü
Kadın çalışmaları yüksek lisans öğrencisi Aylin Akçay ise ev eksenli çalışmanın kadınlar için ne ifade ettiğini ve kapitalizmde ev eksenli çalışmanın nereye koyulması gerektiğini irdelemenin önemli olduğunu belirtti. Ev eksenli çalışan kadınların yoksul, dışarıda çalışma şansı olmayan insanlar olduklarına değinen Akçay, ev eksenli çalışmanın patronların işine geldiğini aktardı. Bu sistemle işçi maliyetlerinden patronun kurtulduğunu dile getiren Akçay, “Daha da önemlisi, evine parça başı iş alan kadınlar kime, hangi markaya çalıştığını bile bilmiyor, işi yetiştirmek için de bazen günde 19 saat bile çalışıyorlar” dedi. Kadınların kocalarından izin aldığının veya izin alamayanların eşlerinden gizli çalıştıklarının altını çizen Akçay, kazanılan paranın aileye katkı yapmasının hedeflendiğini, kadınların yaptığı işi işten bile saymadığını vurguladı. Akçay, fabrikalara parça başı iş yapan kadınlarla sendikaların ilgilenmesi gerektiğini, ev eksenli çalışanların emeklerinin görünür kılınması gerektiğini söyledi.
Yeni modellerle örgütlenme
Sempozyumun kapanış oturumu olan “Emeğin Özgürleşmesi”nde konuşan Doç. Dr. Gamze Yücesan Özdemir, emeğin üretim sürecindeki dönüşümünün, yabancılaştıran ve yalnızlaştıran bir etkiye sahip olduğunu kaydetti. “Toplam kalite yönetimi, esnek çalışma, taşeronlaştırma gibi despotik mekanizmalarla çağdışı bir süreçten geçiyoruz” diye konuşan Yücesan, işçinin üretim birimine adım attığı andan itibaren ‘İşletmeye daha fazla ne katarım’ diye düşündürülerek, sermayenin işçiler üzerinde denetim kurmayı amaçladığını aktardı. 1980’li yıllarla birlikte sosyal haklarda geriye gidişlerin başladığını ve “sosyal diyalog”, “sosyal dışlanma” gibi kavramların türetildiğini anlatan Yücesan, emekçilerin tekrar özneleşmesi ve “işçi sınıfının toplumsal tahayyülü” için mücadeleye atılması gerektiğini kaydetti. Yücesan, “Birlik, komite, halka, sendika adına ne denirse densin emeğin birliğini kurmak zorundayız” diye konuştu.
Prof. Dr. Yüksel Akkaya ise emeğin tutsaklaşmasının, emekçilerin feodal beylerin emri altına girmesiyle başladığını savundu. Emekçilerin ilk özgürleşme hareketinin makina kırma eylemi olduğunun altını çizen Akkaya, hareket yenildikten sonra emeğin disiplin ve denetim altına alınmaya çalışıldığını aktardı. İşçi sınıfının kendine güvenmesi ve umut tazelemesi gerektiği bir dönemden geçildiğini bildiren Akkaya, sendikaların işçi sınıfının kaleleri olduğunu sözlerine ekledi.

evrensel.net