Demokrasi güçleri için boykot tek tutarlı seçenektir
Pek çok parti ve çevre Anayasa paketinin oylanacağı referandumda tavrının ne olacağını açıkladı. Bir haftayı aşkındır tutumlar gerekçelendiriliyor ve diğer seçenekler eleştiriliyor.
Bir önceki yazımızda konuyu etraflıca işlememize rağmen öngördüğümüz gibi konu sandıkçılık ve boykot seçenekleri şeklinde biçimlenmeye başladı bile.
Burada özellikle demokrasi mücadelesinin dinamiklerinden sayılması gereken bazı sol ve demokrat çevrelerin tutumundaki tutarsızlık ve kafa karışıklıkları üzerinde durmak gerekmektedir.
Tutumların açıklanması ve gerekçelendirilmesi göz önünde bulundurulursa bahsettiğimiz kesimlerin “Hayır” derken üç temel ve ortak nedenden hareket ettikleri de açıkça görülecektir;
Birincisi, AKP karşıtlığı ve paketi AKP’nin paketi olarak görme. Bu kesimleri temsil eden bazı yazarlara göre AKP yüksek yargıyı YÖK’ü vb. kurumları ele geçirmek istiyor. Bu tutum egemen sınıfların CHP ve MHP tarafından temsil edilen kesiminin de güçlü bir şekilde vurguladığı bir argümandır.
İkincisi, Kürt sorunu karşısında “soğuk duruş” ve yer yer şovenizme kayan tutumdur. Demokratik bir Anayasanın ve demokrasi mücadelesinin ana dinamiklerinden olan, örgütlü halk desteğine sahip Kürt hareketinin dışlanması üzerinden şekillenen ve bazı temsilcilerinin satır aralarına gizlenmiş seçim hesaplarının bu tutumlarda etkili olduğu anlaşılmaktadır.
Üçüncüsü, Gandi Kemal’li CHP’den beklenti içinde olma; özellikle de önümüzdeki seçimlerle ilgili beklentiler gizlenememektedir.
“Evet” cephesindeki 12 Eylül yamacılarının Boykot tutumuna saldırdıkları gibi söz konusu bu sol-demokrat parti ve çevreler de Boykot tavrını mahkûm etmeye kalkışmaktalar. CHP’den ödünç aldıkları sözlerle Boykot tavrına saldırmaktalar.
Örneğin kendilerine tahsis edilen köşelerinde, “Nasıl 12 Eylül Anayasası’na Askeri Cunta Rejimi’nden iyidir. 12 Eylül Anayasası’na evet diyelim de darbeci generallerin yönetiminden kurtulalım. vb.” gerekçelerle evet demediysek, boykot etmediysek, baştan aşağı gerici bir partinin yargıya YÖK’te olduğu gibi kendi adamlarını geçirme operasyonuna da evet demeyeceğiz, referandumu boykot ederek evetçileri güçlendirmeyeceğiz.” diye yazabilen parti yöneticileri var.
Burada sırıtan kaba lâfebeliği bir yana bırakılırsa geriye sadece CHP kuyrukçuluğu kalır. Sormak gerekir “baştan aşağı gerici parti” YÖK e kendi adamlarını atamasa, az gerici CHP’lileri ve MHP’lileri atasa ne olur? YÖK faşist ve “baştan aşağı gerici” bir kurum olmaktan çıkmış mı olur? Bize sunduğun seçenek gerici sepetinden gerici beğenmek mi olacak?
Boykot tavrının şimdiden egemen güçleri zora soktuğu ortadadır, sermaye basını seferber olmuşçasına Boykot tutumuna saldırırken bir AKP-CHP büyük koalisyonu ihtimali de tartışılmaktadır. 29. Kürt isyanının ancak böyle büyük bir koalisyonla bitirilebileceği ileri sürülerek Kürt halkına gözdağı verilmektedir.
Tüm bu tablonun bize yeniden gösterdiği gerçek şudur; ulusal eşitlik, özgürlük, örgütlenme, ifade, din ve vicdan özgürlüğü isteyenler, demokrasi isteyenler, işçiler-emekçiler, ezilenler ortak hareket etmek zorundadır. “Evet” ve “Hayır”ın bir paranın iki yüzü gibi 12 Eylülcülüğün iki yüzü olduğu ortadayken bunu solculuk ve demokratlık adına gizleme çabası içinde olanların niyeti de iyi anlaşılmalıdır.
BOYKOT, eski ve yeni 12 Eylül’ü ret ederek demokratik ve özgürlükçü bir anayasa için mücadeleyi örgütleme tutumudur. Demokrasi güçleri için tek tutarlı tavır da budur.