Hesaplaşmanın iç yüzü
Oysa her şey tamdı. Geçen hafta yazımı yazmış, e-mailimi hazır etmiş gönder tuşuna basacaktım ki birden durdum. Özel ordu tartışmaları içinde aniden değiştirdim yazımı. Yani, ben vazgeçtim Abdullah’ın hayatından. Ben vazgeçtim Berivan’ın hayatından. Ben vazgeçtim hala içeride ölümle boğuşan nice tutuklu canlardan.
Ne yazmaya, ne söz söylemeye, ne de kahrolmaya hakkım var şimdi…
Doğmamış çocuğumun cenazesinde gibi hissediyorum. Minik ellerinin ellerimden kopuşu geliyor gözlerimin önüne. Ruhu ruhumdan kopuyor. Dayanamıyorum!
Ben kendime böyle dayanamazken, siz kendinize nasıl tahammül edebiliyorsunuz Nur Birgen?
Ya siz, Adli Tıp Kurumu’nun diğer üyeleri?
Ya da asıl siz kendinize nasıl tahammül edebiliyorsunuz, Sayın Başbakan?
Görüp- duyan ama üç maymunu oynayan sizler?
Abdullah 14 yaşındaydı hapishaneye girdiğinde. 16 yaşında kan kanserine yakalandı. 18 yaşında mahkûm koğuşunda tedavisinin sürdüğü hastanede yaşamını yitirdi. Hızla ilerleyen lösemi yüzünden bir an önce serbest bırakılması gerekiyordu. Gerekiyordu da, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesi Başkanı Nur Birgen ve ekibi yine iş başındaydı. Sonra ne mi oldu? Tedavisi cezaevinde sürdürülebilir raporları, ardından gecikmiş infazı ertelenebilir kararları, Yargıtay da bekleyen başka dosyalar, prosedürler… Yaşananlar hep aynı değil mi? Bir hayat daha Adli Tıp, İnfaz Savcılığı ve Yargıtay arasında son buldu.
Referandum olacakmış, Başbakan 12 Eylül’de idam edilen gençlerin hesabını soracakmış. Merak ediyorum ne haddine?
O kadar uzaklara gitmenize gerek yok Sayın Başbakan. Bir akşam vakti, herkes kuytusuna çekildiğinde baş başa kalın kendinizle. Elinizde bir ayna ile gözlerinizin içine içine en derinlerine bakın. İşte böyle başlayın hesaplaşmaya.
İsterseniz önce Abdullah’ın, Güler’in, İsmet’in, Ali’nin ve daha onlarcasının hesabını sorun kendinize. Nur Birgen ve ekibinin onlarca skandala, onlarca ölüme rağmen nasıl görev yapabildiğini sorun mesela.
Vicdanınız hala sızlamıyor mu? O zaman döneminizde gözaltında kaybolan canların, işkenceye-tacize uğrayan bedenlerin hesabını sorun kendinize. Sokakta oynarken birden ailelerinden kopartılıp cezaevlerine koyulan, bedenleri ve ruhları çürüyen çocukları da hatırlayın. Minik Berivan’ın gözlerini görün gözlerinizin içinde.
Kader dediğiniz iş cinayetlerinin, kurşuna-bombaya kurban giden çocukların hesabını da ekleyin defterinize.
Bakalım kendinizle hesaplaşmanızı bitirebilecek misiniz? Bakalım gerçekten ağlamanın onuruna erişebilecek misiniz?
Abdullah öldü. Beni hiç affetmeyecek. Ben de kendimi.
Ya sizler kendinizi affedebilecek misiniz?