Küçüktüm Kürtler yoktu yaşlandım yine yok...
Küçüktüm… O zaman Kürtler yoktu…
Evet, o zaman Kürtler yoktu. Daha doğrusu ne radyoda ne televizyonda onlardan bahsedildiğini hiç duymazdık. Hepimiz Türk’tük ve herkes için “Ne Mutlu Türküm” diyene idi. Bunu her sabah avaz avaz haykırırdık.
Oralarda “gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür” dediğimiz yerde bizim yaşıtımız çocuklar vardı okula giden ama okula başladığında Türkçe bilmediğini duyduğumuz ve içten içe şaşırıp birde “niye bilmiyorlar ki neden anne babaları öğretmemiş ki” diye kızdığımız.
Onların anne babalarının da başka bir dili konuştuğunu bize kimse anlatmadı.
Biz eğer canımız isterse yani eğer kıyabilirsek küçülen elbiselerimizi gönderdik onlara bizim renkli jelâtinlerle süsleyip okuduğumuz kitapları eskitip gönderdik. Niye onların yeni kitapları yok diye sormayı biz akıl edemedik. Çünkü biz çocuktuk… Bizim eskittiklerimi hep onların giymesi hep onların kullanması bize acayip gelmiyordu. Sadece bize değil sanırım kimseye acayip gelmiyordu ki büyüdüğümde anladım ki bu böyle yıllarca devam etmişti.
Sonra bir gün birileri biz Kürt’üz dedi.
Biz o arada büyüyorduk. Gene anlamadık ama başka kimsede yani bizden büyük olanlarda anlamadı.
Kart kurt sesinden böyle bir kelimenin çıktığını söylediler. Oysa artık o kart kurt sesi çıkararak yürüyenler ellerinde silahlarla dağlara doğru yürümeye başlamıştı.
O silahların ateşleneceğini biz düşünmedik niye ateşleneceğini de ama bizden büyüklerde düşünmedi.
Ama alttan alta bizim o gitmediğimiz görmediğimiz köyden olanlara orada yaşayamayıp da taşı toprağı altındır deyip gelenlere öfke başladı. Sokaklarda en çok onların kimlikler sorulur oldu.”Devlet kendi verdiği kimliği zırt pırt ister oldu.”
Biz büyüyorduk onlarda aynı sınıflarda okul okuyor aynı sıralarda oturuyorduk. Ama onlar yine bizimle her sabah “Ne mutlu Türküm diyene” diyorlar. Ve düzgün Türkçe konuşabilmek için ter akıtıyorlar ve en önemlisi “ben kürdüm” diyemiyorlardı.
Kendi dillerini bizim yanımızda konuşup kendi kimliklerini söyleyemiyorlardı.
Çoğunun evlerine gidemiyorduk çünkü hem çok yoksuldular hem de anneleri başka dil bilmiyordu anadilinden başka.
Biz büyürken iki tarafın öfkesi de büyüyordu. Bir taraf Kürt diye bir şey yok diyordu öteki taraf biz yüzyıllardır bu topraklarda yaşadık bizim dilimiz kimliğimiz var haklarımızı istiyoruz diyordu.
Sırtımızdan kara önlükleri çıkarıp daha büyük okullarda okumaya başladığımızda o kara tenli delikanlılar ve genç kızlar kendi aralarında fısıldayarak başka bir dili konuşmaya başladılar.
Sonra dağdakiler yavaş yavaş çoğalmaya başladılar. Aynı okulda okuduklarımız, birlikte kopya çektiklerimiz hatta gönlümüzü kaptırdıklarımız dağların yolunu tuttular. Silahlar iki taraftan da daha sık ateşlenmeye başladı. Kan kardeş olduklarımızla can düşmanı olmaya gelmişti sıra.
“Böyle olmaz bu çözüm değil “ diyenlere kimse kulak asmadı.
Açmaz gitgide büyüdü ve, ve “savaş “ kimsenin inkâr edemeyeceği bir hal aldı. “Devletin bekası” için binlerce oğul, kız kurban verildi. Veriliyor.
Büyüdüm… yaşlanıyorum neredeyse. Ve şimdilerde büyüdüğüm anayasa değiştirilmeye çalışılıyor. Küçük olsam “ne iyi derdim” belki çocuk aklımla. Ama yine Kürtler yok… İşçiler yok… Kadınlar yok… Demokrasi yine yok… Yok oğlu yok…
Ama bölgede operasyonlar var…
Ama “Kart Kur”dan buraya kadar geldiğimiz bir zamanda bu yok sayma işi o kadar da kolay olacak gibi görünmüyor.