24 Temmuz 2010, Cumartesi

Özel ordu ve gerekçeli karar

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

TSK zaten özeldi. Şimdi daha da özelleşiyor. Bu özelleşme küresel boyuttaki değişimden bağımsız ele alınamaz. Tıpkı yargı reformunun küresel beklentilerden bağımsız ele alınamayacağı gibi. Türkiye de yargı ile silahlı kuvvetler arsındaki ilişki geniş bir tartışmayı gerektirir. Hangisinin daha belirleyen konumunda olduğu, karşılıklı etkileşim ilişkisinin hangi boyutta olduğu konusunda farklı değerlendirmeler yapılabilir.

Kişisel çıkar ilişkilerinden, resmi ideolojiye dayalı politik buluşmalara kadar bir çok şeyi birlikte ele almak gerekir. Bu uzun girişten sonra daha güncel tartışmaya dönelim. Bir taraftan Ağustos Şurâsı öncesinde hakkında tutuklama kararı çıkartılan çok sayıda asker. Öbür yanda referandum konusunda aldığı kararın gerekçesini açıklamayan bir mahkeme. Ne ilgisi var bu iki konunun diye düşünüyor olabilirsiniz.

Ben hala bu ilişkinin görmezlikten gelinmemesi gerektiğine inananlardanım. Yeni döneme uyum konusunun ortaya çıkarttığı iktidar mücadelesi, herkesin elindeki kozları sonuna kadar kullanmasını zorunlu kılabilir. Bu durum, bir noktada uzlaşma ve yeni bir denge yakalanmasına ters bir bilgi değildir.

Bu karambolda, özel ordudan, ordunun özelleşmesine doğru seyreden bir geçiş süreci çok da büyük tepki çekmeyecektir. Bütün kapıları açtığı sanılan “terörle mücadele” sihirli değneği bu tartışmayı da kolayca aşmamızı sağlayabilir. Toplumda “ne gerekiyorsa yapılsın” psikolojisi gayet iyi yönetileceğe benzemektedir. Bu duyguların, çözüme dair başka hamlelere vesile kılınması yerine daha farklı hesaplara alet edilmesi ihtimali gittikçe yükseliyor.

Bu tabloda mahkemenin açıklayacağı gerekçeli karar kritik bir anlam ifade edebilir. Kararın kendisi ile yeterince tatmin olmayan çevreler, gerekçesi üzerine planlar yapmaya devam ediyorlar. Adli tatil başlamadan bu gerekçenin ilan edilmesi bekleniyor. Bu durumdan vazife çıkarma eğilimi bütün hesapların yeniden yapılmasına neden olabilir.

CHP’nin referandum için kullanacağı dilin statükoyu korumak üzerine bina edilmeyeceği gittikçe netleşiyor. Dahası yeni bir anayasa, YÖK, 35. madde restleri iktidar partisinin ezberini yeniden gözden geçirmesine neden olabilir.

Başbakan idamlara ağlamanın ötesinde radikal hamleler yapmadıkça inandırıcılığını tümen yitirme riski ile karşı karşıya bulunmaktadır. Vahit Erdem, Kürşat Tüzmen bunun farkında olmanın rahatlığı ile konuşmaya devam edecekler.