Krizin içini boşaltmak!
Son günlerde her kesimin sıkça tartıştığı bir konu: Kriz. Ve krizler de artık fırtınalar, kasırgalar gibi adlandırılır oldu. Mortgage krizi, Likidite Krizi, Mali Kriz, Parasal Kriz, Dış borç Krizi, Bankacılık Krizi vb… Yakında fırtınalara verilen isimlerin benzeri olan kriz isimleri görürsek, hatta fırtına isimleri gibi kriz isimlerinin de satılığa çıkarıldığını duyarsak şaşırmayalım!
Bilindiği gibi Almanya'daki alçak ve yüksek basınç olaylarının ardından meydana gelen doğa olaylarının isimleri, açık artırma veya direk satış yoluyla belirleniyor. Berlin Hür Üniversitesi Meteoroloji Enstitüsü alçak ve yüksek hava basınç olaylarına koyduğu isimleri, para karşılığında satıyor. Enstitüden isim almak isteyenler, "alçak basınç" ile "yüksek basınç" arasında seçim yapmak zorundalar. Çünkü alçak basınç 199 Avro, yüksek basınç 299 Avro’dan satılıyor.
Krizlere böyle isimler verme geleneği aslında temel bir bakış açısından kaynaklanıyor. Krizleri isimlendirirseniz, önerdiğiniz olası çözüm yollarına yönelik ipuçları da vermiş oluyorsunuz. Sözgelimi finansal kriz derseniz; ‘devletin ekonomiden elini çekmesi gereklidir’ tarzı bütün liberal zırvalarınıza karşın; çözüm olarak sigorta şirketlerinin, bankaların ya da başka finansal kurumların devletleştirilmesi sizin için bir ‘çözüm’ olabilir. Likidite krizi derseniz; enflasyon ya da devalüasyon hakkında söylediğiniz her şeyi yutarak piyasaya sıcak para girişi olsun da nasıl olursa olsun dersiniz. Hatta daha ileri giderek; “Kara para kaynağını belirtmeden ve hiçbir vergiye tabi olmadan gelsin, paranın akı karası olmaz” da diyebilirsiniz. Bütün bu söyledikleriniz krizi nasıl tanımlayıp isimlendirdiğinizle bağlıdır. Ve esasında kapitalizmi kutsayıp krizleri yapısal değilmiş gibi gösterme çabasından başka da bir anlam ifade etmezler. Ve artık giderek sıklaşan periyotlarda yaşanan krizler arasındaki nispeten ‘istikrarlı’ dönemleri de “Ekonomi büyümeye başladı”, “Son çeyrekte hızlı büyüme” gibi başlıklar altında satmanız da mümkün.
Krizleri isimlendirmenin kavramların içini boşaltarak sözcüklere dönüştürmek gibi bir işlevi de var. Yani kavramları tüketerek evcilleştirmek ve giderek yok olmasını sağlamak amaçlanıyor. Kavramlar yerini hızla içeriği boşaltılmış sözlere bırakıyor.
Bunun karşısında krizlerin yapısal karakterine dem vurmadan, kapitalistlerin belirlediği tanımlarla ve sözcüklerle yapılan kriz ‘analizleri’ de aslında sözcük yığını olmanın ötesine geçemiyor. Başka bir deyişle; kavramları-krizi-tanımlayan somut değişimleri anlamaya ve anlatmaya çalışmak yerine, popüler tanımlar ve sözlerin arkasından gidiliyor. Sözgelimi “Kriz teğet geçti” cümlesine, “Krizi bahane ediyorlar” cümlesi ile cevap verilmeye çalışılıyor. Sanki sömürenlerin sömürülerini devam ettirmek için kriz vb. bahanelere ihtiyaçları varmış gibi.
Son bir söz; fırtına ve kasırga isimlerinin fiyatı belli, ancak kapitalizmin krizlerine isim verenlerin kaç para ettikleri ise şimdilik bilinmiyor!