29 Temmuz 2010, Perşembe

Generallerin yarım yüzyılı

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Bir süredir “Ergenekon” ve “Balyoz” davası eşliğinde orduda yenilenme, profesyonel ordu, özel ordu tartışmalarına “orduda temizlik mi yapılıyor” tartışmaları eşlik etmektedir. Bu tartışmaların daha da alevlenmesine yol açan ise YAŞ öncesi Balyoz Davası kapsamında yakalama kararı çıkarılan askerlerin 77’sinin Muvazzaf ve bunların 25'inin de general rütbesinde olmasıdır.

Ülke tarihini geriye doğru taradığımızda aslında 150 yıl önce de, 250 yıl önce de hep orduda yenilik ve ıslahat sorunu olduğunu görürüz. Eskileri bir yana bırakıp son 60 yılda olanlara baktığımızda, ülkenin kaderini belirleyen, işlerin hangi mecrada gelişeceğinin ipuçlarını da veren, orduda tasfiye ve yeniden yapılandırma operasyonlarını daha iyi anlarız.

Yakın tarihimizde dönem dönem orduyu yeniden yapılandırma amaçlı üst düzey tasfiyeler olmuştur.1950, 1971 ve 1980'de belli düzeylerde tasfiyeler olmuşsa da orduda köklü dönüşümlere yol açan tasfiye 1960’taki tasfiyedir.

Albay Türkeş’in 27 Mayıs 1960 darbesinin ilk günlerinde, generallerin tasfiyesi için Amerikalılardan para istemesi ve tasfiye edilecek subay sayısını bildirmesi, darbenin önemli hedeflerinden birini de açığa koymaktadır. Nitekim zamanın ABD Büyükelçisi'nin de itiraf ettiği üzere Albay Türkeş’e gayri resmi şekilde teslim edilen 12 milyon Dolar sayesinde 275 general ve 7 bin subay emekliye sevk edilerek ordudan tasfiye edilmiştir.

Bu arada 1960 darbesini yapan subayların 38’nin ABD'de eğitim gördüğünü ve 60 sonrası NATO-ABD eğitimli subayların orduyu yönettiğini, bu subayların yönetimindeki ordunun 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1997 darbelerini gerçekleştirdiğini de hatırlayalım.

Önemli birer emperyalist-militarist merkez olan NATO ve Pentagon geçen 50 yılda dünyanın pek çok ordusunun subaylarını eğitmiştir. Bu eğitimlerden geçen kurmay subaylar geçen yarım yüzyıllık dönemde ülkelerinde pek çok kez faşist darbeler yapmış, gördükleri eğitime uygun olarak ülkelerini işkencehanelere çevirmiş, toplumsal muhalefeti şiddet- katliam ve baskıyla sindirmişlerdir. Çünkü bu yarım yüzyıl boyunca işbirlikçi yönetimlerin ordularından beklenen de budur.

ABD ve yakın müttefikleri için söz konusu dönem ve ihtiyaçlar 90’lı yılların ortasından itibaren değişmiş, Irak işgali sonrası ise netlik kazanmıştır. Artık büyük emperyalist güçler işbirlikçi ülkelerde yeni tip ordulara ve subaylara ihtiyaç duymaktalar. Bölgede Türkiye’ye biçilen rol nedeniyle TSK'da gerçekleştirilmesi hedeflenen yeniden yapılanma ayrıca önem taşımaktadır.

TSK'da son üç Genelkurmay Başkanı'nın da katkılarıyla bir değişim planının uygulandığını söylemek yanlış olmayacaktır. NATO eğitiminden geçen, NATO'da karargâh görevi yapmış kurmaylar ve hükümet eliyle ordu yeniden yapılandırılmaya çalışılıyor. Bu süreç diğer köklü ve vesayetçi devlet kurumlarının yeniden yapılanması süreci ile beraber yürütülmektedir.

Hedeflenen ülke içindeki etkinliği zayıflatılmış, daha çok dış görevlere yönelik görevlendirilecek daha az mevcutlu ve profesyonel bir ordudur. Bu ordu boru hatlarını, enerji geçiş koridorlarını koruyacak, “ihtilaflı” bölgelerde konuşlanacak; bu amaçla dünyanın ihtiyaç duyulan her köşesine gitmeye hazır olacak.

Yeniden yapılandırma, tasfiyeleri ve karşı direnişi de kaçınılmaz olarak beraberinde getirmektedir. Askeri ve sivil bürokrasiyi kapsayan tasfiye süreci belirtilen kesimlerle ittifak içinde olan diğer toplumsal kesimleri ve siyasi temsilcilerini de kapsayan bir direnişe neden olmaktadır. Bir süredir burjuva siyasette cepheleşmeyi önemli ölçüde söz konusu gelişmeler belirlemektedir.

Bu çatışmada iki egemen kesimce Kürt sorununun birbirlerine karşı temel enstrüman olarak kullanıldığı da başka bir gerçektir. Yüksek Askeri Şura öncesi “balyoz” davasıyla gündeme gelen kapsamlı tutuklama kararı ve son iki gündür Bursa ve Hatay'da Kürtleri hedefleyen provokasyonları bu açıdan da birlikte değerlendirmekte fayda vardır.

Bakalım gelecek günler ne gösterecek? Emekçi sınıflar ve ezilenler birlik olup düzenin oyunlarını bozabilecek mi, yoksa gelecek yarım yüzyılda “general”lerin mi olacak?