Bir yoksunluk, bir yoksulluk, bir ölüm…
Saatlerdir döne döne kelime arıyorum onu yazmak için. Dilim, elim tutuldu sanki yazamıyorum.
Ne yazsam olmuyor çünkü, ne yazsam kendime yabancı, ona yalancı oluyorum.
11 yaşında bir çocuk nasıl avutulur bilirim az çok, ama 11 yaşında babasını yoksulluktan kaybeden bir çocuk için cebimde hiç kelime yok.
Elinde babasının çerçevelenmiş fotoğrafıyla dimdik bakan çocuğa ne söyleyebilirsiniz? Ancak öldükten sonra babasıyla fotoğraf çektirebilen bir çocuğu nasıl avutabilirsiniz.
Elinde babasının resmi gözlerini kocaman açmış dimdik bakıyor. Belli ki birisi ona "ağlama ailenin reisi artık sensin" demiş. 11 yaşında ailesinin yoksulluğunu omuzlamak zorunda bırakılan bir çocuk için ne yazabilirsiniz?
Bir aile fotoğrafı bile çektiremeden ölen, çocuklarına sarılmış bir aile fotoğrafı olmayan bir baba için hangi yas sözcüklerini bulur insan.
Bu ülkede daha kaç çocuk babalarıyla, babaları ancak öldükten sonra beraber fotoğraf çektirecek?
Vicdan yoksunları yüzünden daha kaç yoksul ölümle erken buluşacak?
40 yaşındaydı Hacı Oruç... Diyarbakır Silvan'da yaşardı. 4 çocuk babasıydı. En büyük çocuğu 11 yaşındaydı. Hastaydı, üç tekerlekli arabasıyla sebze meyve satardı. Tanımazdık, bilmezdik. Gazetelere haber olunca tanıdık.
40 yaşında Hacı Oruç gazetelere haber oldu.
Referandumda evet ya da hayır diyeceği için değil, havuzlu, havuzsuz villalar, Heronlar, Başbakan'ın boyu, Kılıçdaroğlu'nun soyu hakkında konuştuğu için değil açlıktan intihar ettiği için haber oldu.
Tanışmadık onunla artık tanışamayacağız.
Bizim ondan haberimiz yoktu. Aslına bakarsanız onun da bizimle işi yoktu. Tek derdi akşam evine yiyecek bir şeyler götürmekti. Götüremedi. İntihar etti.
Öldükten sonra haber oldu Hacı Oruç. Öldükten sonra karınları doydu çocuklarının. Bir türlü gitmeyen devlet yardımı, çocuklar babalarını kaybettikten sonra geldi. Vicdan yoksunları haber olunca hatırladı yoksulları. Sözler verildi, yardım eli uzatıldı. Hangi hediyeyi alırsanız alın şimdi o çocuklara, ne ekmek, ne elbise, ne etli yemek, ne bisiklet bir çocuk babasızlığı neyle değişir ki. "Bisikleti al babamı geri ver" dese ne diyeceksiniz.
Ağustos sıcağında politikacılar meydanlarda bağıra bağıra, belden aşağı vura dursun, insanlar bu ülkede hem de Ramazan ayında yoksulluktan ölüyorlar.
Ne mutlu size ey yoksunlar...
Yakıp yıktığınız, boşalttığınız köyler, göçe zorladığınız insanlardan bir açlık ordusu yarattınız. Dört çocuktan daha babalarını çaldınız. 11 yaşında bir çocuktan "aile reisi " yarattınız. O çocuk yarın babasından kalan yoksulluğu omuzlayıp üç tekerlekli arabayla sokaklarda meyve satmaya çalışırken siz beş yıldızlı otellerde iftar yemeğinizi rahatlıkla yiyebilirsiniz. Ama sonra "bu çocuklar bize neden taş atıyor?" diye sormayın.