Yeni bir hayat
Pakistan dünyanın en büyük felaketlerinden birini yaşıyor. Ülkenin beşte biri sular altında. 20 milyon insanın çaresizlik içinde kıvrandığını okuyor, görüyoruz. Kimimiz de bunları yazıyor. Medya işlevini yeniden oynuyor. Yoksulluğun, sefaletin hep çalışanların payına düştüğü genel bir kader algılaması olarak veriliyor.
Sihirbazlar yine işbaşında.
Afet 'hiç önlenemez', ya da 'sonuçlarının bu kadar yıkıcı olmasının önüne geçilemez' bir afet tablosu çiziliyor. Tıpkı 17 Ağustos Depremi'nde olduğu gibi.
Bir ülke düşünün dörtte birinden fazlası sadece tanrı ile baş başa kalmış! Düşünün çamurun içindesiniz ve yardım edecek başka hiç kimse de yok!
Ya da tanrının elleri sanki bu topraklara hiç değmemiş! Tıpkı Afganistan, tıpkı Irak, tıpkı Tuzla gibi, tıpkı...
Dünyada emekçilerin yaşadığı her alanının ilkel birikim koşullarına terk edilmemesi sınıf hareketinin güçlenmesine bağlı. Bugün Marmara depremi olsa, Pakistan da yaşanan manzaralar bizde de yaşanacak.
Toplumun kaderini, emeği ile geçinenlerin lehine değiştirecek toplumsal dinamikler uzun süredir iğdiş edilmiş, baskılanmış, bozulmuş, yüzergezer bir bilinçle sallanmaktadır. İşçi sınıfı ve çalışanlar 25 yıl öncesine göre daha kötü koşullarda yaşamayı sürdürmektedir. Ulusal gelirden daha az pay almaya 'bir şekilde' razı olmaktadır.
Her ne kadar sosyalist teoriye inananlar SSCB'ye dönük farklı algılar ve tutumlar içinde olduklarını söyleseler de, Sovyetler'in yıkılışı önemli kırılma noktalarından biri olarak son çeyrek yüzyıla damgasını vurdu. Yenilgi süreci, farklı bir dünyanın mümkün olduğuna olan inancı zayıflattı. Bu durum, ne yazık ki, bu işi örgütsel ve politik düzeyde yapanlarda, yani işçi sınıfının gözü kulağı olduğunu iddia edenlerde de yaşandı. Bilimsel sosyalizmden şu ya da bu düzeyde etkilenen politik organizasyonlar ve kişiler; Berlin Duvarı'nın yıkılmasının ardından, iflah olmaz bir kopuş sürecine girdiler. Bu kopuşu, hemen her şey, başta akademik-entelektüel hayat olmak üzere destekledi. Baskı ve zorun eksik olmadığı bu süreç örgütsel depresif bir dönem oluşturdu. Politik öngörüden yoksun, entelektüel hayattan kopuk bir ruh hali egemen hale geldi. Kitlelerden uzaklaşmak doğal olarak varlık sebeplerini ortadan kaldırdı, kaldırıyor. Bürokratik anlayışın panzehiri olan 'kitlelerin dinamiği' yoklukla imtihan ediliyor. En fazla kendini sihirbaz zannedenler ortalığın tozunu attırdı.
Son çeyrek yüzyılın felaketleri, bana yaşamda komünizmi bir 'düstur' olarak yeniden ele almamız gerektiğini düşündürüyor.
Bu kadar dağınıklığın içinde yeni bir eşik ve yeni bir eşikte buluşmak, mümkün mü...? Yeni bir değerler sistemi, yeni bir hayat mümkün mü?
Mümkün.
Bunu biliyoruz, insan olmanın bekli de asgari ölçütü bu artık. Bu duygu, bu fikriyat kendini anlatabilme becerisi gösterebilmelidir. Sihirbazlardan rol çalıp sınıfı ve emekçi kitleleri ne yapacağını bilemeyen noktaya getiren 'demokrasi havarileri', işte o zaman meydanlarda istedikleri gibi cirit atamayacaklar!