21 Ekim 2010, Perşembe

Avcı'yı aslanların önüne atmak

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Hanefi Avcı'nın meslek hayatında hatırlanacak çok kare olabilir. Bunların bir kısmı, güvenlik bürokrasisinin rutin görevleri içinde sıralanabilir. Ancak Türkiye siyaset tarihinde iki kritik dönem var ki bu dönemlerde Hanefi Avcı da oldukça kritik görevler üstlenmiştir.

Bunlardan birisi Susurluk kazası sonrasında takındığı açık tavırdır. Devleti savunmakla hukuk dışı örgütlenmeleri savunmanın aynı şey olmadığı tezinden hareketle oldukça direngen bir tutum sergilemiştir.

İkincisi ise 28 Şubat dönemidir. Askeri vesayetin kendisini bütün çıplaklığı ile hissettirdiği bir dönemde, Emniyet içindeki konumundan hareketle o dönemde askeri mahkemede yargılanmaya varan girişimlerle suçlanmıştır.

Bu gün Avcı'ya yönelik kampanya yaman bir çelişki ile bizi bir kez daha karşı karşıya bıraktı. Avcı'nın 28 Şubatta korumaya çalıştığı çevreler, O'nu 28 Şubatın aktörlerinin önüne attı. Uzun lafın kısası Avcı'yı aslanların önüne attılar. Kimin attığını izaha çalışmanın çok anlamı yok sanıyorum. Hikâyenin sonunun nasıl biteceğini hep birlikte göreceğiz.

HSYK SEÇİMLERİ ÜZERİNE HAYAL KIRIKLIĞI YAŞAYANLAR

HSYK seçimleri üzerine "bakın ne kadar demokratikleştik" yazıları yazanları bir tarafa bırakıyorum. Referandumda "evet" için yoğun çaba sarf eden yargı derneği çevresi,  büyük bir hayal kırıklığı yaşandığı izlenimini yansıtmaktadır. Eleştiri ve itirazlarında da tümüyle haklı olduklarını düşünüyorum.

Türkiye'de iki kesim arasındaki kavganın demokratikleşmeden çok iktidarı kontrol altında tutma kavgası olduğu bir kez daha tescillenmiş oldu. Bir taraf elindeki imkânları kaybetmek istemiyor. Diğer taraf ise kritik organları kendi yakınları eliyle kontrol etmekte kararlı ve ısrarlı hareket ediyor.

Demokrasi mücadelesinin ise bu kavgada saf tutmanın ötesinde bir anlamı olduğunu yeniden görebiliyor olmamız gerekiyor.

ABD VE NATO İKİLEMİ

Füze kalkanı konusunda yürütülen tartışmada ABD'ye karşı çıkıp NATO için olumlu sinyaller vermek ne anlam ifade etmektedir. Kur yapmaya dayalı pazarlık politikası dışında bunun fiiliyatta çok büyük bir anlamı olmadığı açıktır. Elbette NATO güçleri ABD'den ibaret değildir. Ama NATO sanki ABD'ye rağmen siyaset yapan bir güçmüş gibi davranmanın da hiçbir gerçekçi tarafı yoktur.

NATO'nun düşman algılarını paylaşıp ABD'ye meydan okumak Türkiye toplumu ile dalga geçmektir. Bu tablodan çıkacak en mantıklı politika ABD ile ilişkilerin gereğini yapmaktan ibaret olabilir. Gerisi hamasettir.