Seçmen sorunu
Seçime dayalı siyasal rejimlerde seçmen talepleri ile parti programları arasında en şeffaf bir ilişki kurulmazsa ciddi kırılmalara zemin oluşur. İnanç ve kimlik sorunlarının çözümü üzerine geliştirilen politikalar bu riski bünyesinde çok daha fazla taşır.
Son günlerde başörtüsü sorununu eksenli "provokasyon" tartışmaları bunun basit bir yansımasıdır. İlkokul çocuklarının başörtüsü örtme taleplerine iktidar partisi çevrelerinden gelen tepkiler bu fotoğrafı çok net ortaya koymaktadır. Çocukların ailelerinden alınabileceğini iddia eden bir meclis insan hakları komisyon başkanından tutun, "ahmaklık" tanımlaması yapacak kadar işi ileri götüren bir anayasa komisyon başkanına kadar türlü söylemler söz konusu.
Konunun inanç boyutlu tartışmasını yapmakla hak- hukuk eksenli tartışmasını yapmayı bir birine karıştırdığınızda içinden çıkılması zor bir durum ortaya çıkar.
Başörtülü çocukların aileleri ile CHP ilişkisi kurarak işin içinden çıkmaya kalkmak ise başka bir komediye dönüşür.
Yine Yeni Şafak gazetesinin Cübbeli Ahmet Hoca üzerine yaptığı manşet haberler benzer psikolojiyi ortaya koymaktadır. Tabana başka bir siyaset dili geliştirip, Ankara da başka dengeler üzerine siyaset yapmanın riski böyle bir şeydir. Toplumsal tabanın tüm taleplerini karşılamaktan bahsetmiyorum elbette ama yapabilecekleriniz konusunda açık ve dürüst siyaset yapmanın da zorunluluk olduğuna dikkat çekmek istiyorum.
Aynı sorun Diyanet İşleri Başkanlığı, din dersleri gibi alanlar için de geçerli olduğu gibi, Kürt sorununa dayalı tartışma konularında çok daha ciddi handikaplar söz konusudur. Anadil konusunda sergilenen tutum, demokratik özerklik taleplerine karşı geliştirilen söylem bu eksende değerlendirilmelidir.
Talepler konusunda toplumsal hafızayı sağlıklı inşa etmek siyaset becerisidir. Bu dili geliştiremeyip ikircikli siyaset yapmanın kolayına kaçmak ise sonunda çok daha büyük sıkıntılara neden olur. Siyaseti sadece seçmenin oyunu alıp iktidar gücünü artırma aracı olarak gördüğünüzde, bu filmin sonunu hesaba katmamanın bedelini de göze alıyor olmalısınız.
Popülist siyasetin gücü de zaafı da buradan kaynaklanmaktadır. Aynı tehlike CHP'nin genişleme çabaları için söz konusudur. Fanatize edilmiş bir Kemalizm algısı ile başörtüsü konusunda farklı bir seçmen kitlesine ulaşma imkânı birlikte gerçekleştirilebilir mi? Kılıçdaroğlu'nun önündeki tabloyu bu denklemden okumalıyız.
Birini tercih etmekten yana iseniz bunu hangi argümanlarla yapacağınıza da çok net karar vereceksiniz. İki tarafı idare etmekten yanaysanız bu güçte bir söylem üretmenin derdine düşeceksiniz.
Siyasette seçim demek, seçmenin derdine doğru bir teşhis ile çözüm üretmek demektir. Bunu ilkeler ve değerler dünyasından habersiz yapmaya kalkmak, ortaya bu günkü Türkiye fotoğrafını çıkartıyor.