Yirmibir yıl önceyi hatırlatanlar
20 işçinin hayatını kaybettiği Ostim ve İvedik OSB'de iki işyerindeki patlamalardan sonra işçi sınıfımızın "büyük" sendikası Türk-İş bu katliamlar karşısında yine beklenen ve bilinen uğursuz tutumu sergiledi.
Örgütlü olduğu tüm işyerlerinde bir dakikalık saygı duruşunda bulunma kararı aldı.
Türk-İş in bu kararını duyunca 21 yıl önce yaşanan benzer bir olayı hatırladım.
7 Şubat 1990'da Merzifon Yeni Çeltek maden işletmelerinde grizu patlaması sonucu 68 işçi hayatını kaybetmişti. İşçilerin büyük bir kısmının cesetleri çıkarılmadı üzerleri betonla kapatıldı. Bu katliamda devletin tutumu tüm emekçilerde büyük bir öfkeye neden olmuştu.
Türk-İş yine aynı şekilde iş yerlerinde bir dakikalık saygı duruşunda bulunma kararı almıştı.
Birçok işyerinde işçiler, sınıf devrimcileri, mücadeleci sendikacılar Türk-İş'in bu tutumunu tartışırken, kendileri madenci kardeşlerini doğru bir mücadele yöntemiyle sahiplenmenin de yöntemlerini geliştiriyorlardı.
O yıllarda çalıştığım işyerinde bir grup işçi arkadaşla birlikte Türk - İş'in bu kararını tesadüfen öğrenmiştik. İşyeri temsilcisine ne yapmayı düşündüğünü sorduğumuzda olayı geçiştirmeye çalıştığını gördük. İşçi arkadaşlar temsilcinin ve sendikacıların bu tavrına çok öfkelenmişlerdi. İş başına gittik ancak olay çok sıcaktı hem işyerindeki sorunlarımız hem bu katliam ve sonrasında devletin tutumu tüm işçileri çok etkilemişti. Kimsenin eli işe varmıyordu.
Bir kaç işçi arkadaş bir araya gelip sendikacılara rağmen iş yerinde nasıl bir eylem örgütleyebileceğimizi tartıştık. Türk-İş in saat 10.00'da işyeri temsilciliklerinde bir dakikalık saygı duruşu kararını işyerimizde tümden iş bırakma olarak örgütlemeye karar verdik. Fevzi arkadaşın hemen oracıkta çimento kâğıdına karaladığı konuşma metnini okumakta bana düştü.
Vinç operatörü işçi arkadaşımızda saat 10.00'da vincin acil siren sistemini devreye sokarak eylemi başlatama görevini üstlenmişti. O saat geldiğinde siren sesiyle birlikte 3500 kişilik işyerindeki herkes işi durdurup işyerinin bahçesine çıkmıştı. Ülkenin birçok yerinde işçiler sendika bürokrasisine rağmen kendi inisiyatifleriyle iş durdurarak kitlesel eylemler örgütlemişlerdi.
Bu eylem çalıştığımız işyerinde hem sendika bürokrasisine karşı hem de işverene karşı başlatacağımız mücadelenin ilk adımı olmuştu. Sonrasında tüm işçi arkadaşların katılımıyla yaptığımız toplantılarda seçtiğimiz işyeri işçi komitesi öncülüğünde işyerinde, işyeri işgali dahil bir çok eylem sendika bürokrasisine rağmen örgütlendi. Bu mücadeleler sayesinde 1990 yılının önemli kazanımlar elde edilmiş Toplu İş Sözleşmelerinden birini imzaladık.
1990 'lı yıllar ülkemizde işçi sınıfının kısmen kazanımlar elde ettiği yıllardır. Bu dönem mücadelelerinin en belirgin özelliği işçi ve emekçilerin işyerini esas alan ve işçilerin inisiyatifiyle bir mücadelenin yürütülmüş olmasıdır.Sınıf mücadeleler tarihide bunu göstermiştir işyerini ve işçilerin inisiyatifini esas almayan bir mücadelenin başarılı olması mümkün değildir.
21 bir yıl sonra 68 madenci kardeşimizi ve onların toprak altında kor olmuş bedenlerinin ateşlediği o mücadeleleri saygıyla anıyorum.