Sakarya Caddesi'nden Tahrir görünür mü?
Ortadoğu'nun ve Kuzey Afrika'nın birçok ülkesinde yaşanan halk ayaklanmaları çeşitli biçimlerde devam etmektedir. Tunus ve Mısır halkları Bin Ali ile Mübarek diktatörlüklerini yıkmakla yetinmediler. Mısır ve Tunus'ta bu diktatörlerin devamı olan yeni kurulmuş hükümetlere karşı emekçiler grev, direniş ve gösteriler düzenlemekteler. Tunus halkının kararlı mücadelesi sonucu egemenlerce Bin Ali diktatörü yerine ikame edilmeye çalışılan hükümetin başbakanı Muhammed Gannuşi istifa etti. Halk Gannuşi'nin istifasını meydanlara çıkarak kutladı. Meydandaki gösterilere katılan bilgisayar mühendisi Hassan adlı genç, yaptığı açıklamada, Gannuşi'nin istifasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
Yeni bir politik sistem gelene kadar protesto gösterilerinin süreceğini belirten Hassan, ''Bu bizim için ilk adım. İsteklerimizi gerçekleştirene kadar gösteriler sürecektir'' dedi.
Bir laboratuarda çalışan Mejit ise tüm hükümetin istifa etmesi gerektiğini söyledi. Yeni bir politik düzen istediklerini vurgulayan Mejit, ''Polis ülke politikasına karışıyor. Bu değişmelidir'' diye konuştu.
Mısırda ise en önemli dört sanayi bölgesinde işçiler günlerdir grevler gerçekleştirirken halk nerdeyse her gün gösteriler düzenliyor. Mübarek'in istifasının yeterli olmadığını bir an önce yeni bir anayasanın yapılması ve demokratik seçimlerin gerçekleşmesini istemekteler.
Gelen sınırlı bilgilerden anladığımız kadarıyla bu ülkelerde ayaklanan emekçi halklar deneyimlerinden derslerde çıkararak hem sendikal alanda hem politik alanda yeni örgütlülükler oluşturuyorlar.
Ortadoğu'daki bu devrimlerin ve halk ayaklanmalarının nasıl sonuçlanacağı konusunda bir iddia da bulunmak için henüz erkendir. Zaman bunu gösterecektir. Ancak tarihin tecrübesiyle şunları söyleyebiliriz:
Her devrim halkların lehine sonuçlanmayabilir bu bir.
Devrimler bir günde olup sonuçlanmazlar bu da iki.
Örneğin 1905'te Rusya da halk ayaklanması karşı devrimle sonuçlanmıştır. İran 1979 da işçi sınıfının ve İran emekçi halklarının gerçekleştirdikleri devrim, burjuva liberal çevrelerin de katkısıyla molla sınıfı ve feodal güçlerce çalınmıştır.
Yine 1917 Şubat'ında Rusya emekçi halklarının gerçekleştirdiği devrimle çarlık yıkılmış ama kurulan hükümet çarlık emperyalizminin adamlarından oluşmaktaydı ve Rus işçi sınıfı ve emekçileri 1917 Ekim'inde gerçek iktidarını kurmak için ikinci bir devrim daha gerçekleştirmiştir.
Ülkemizdeki sol ,"sosyalist" çevrelerce Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika ülkelerinde olup bitenlerle ilgili her gün sayfalar dolusu değerlendirmeler yapılmaktadır. Denilebilinir ki bunu hak etmiyor mu olup bitenler? Ediyor elbette!
Ancak bizim zevatınkileri değil!
Kimisi, Kemal Okuyan gibi bu olup bitenlere devrim denilemeyeceği, kimileri bu ülkelerde sosyalist örgütler olmadığı için bu halk ayaklanmalarının bir kazanımının olmayacağını, kimileri ise bu olup bitenlerin Amerikan emperyalizminin tezgâhladığı bir oyundan ibaret olduğunu 'değerlendirmeleri' yapıyor.
Geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımla bunları konuşurken bana şunları söyledi.
Bir gün içinde farklı saatlerde Ankara'da Sakarya Caddesi'nde üç farklı eyleme katıldığını, bu eylemlerden birinin beş sol grubun ortak eylemi, ikincisinin iki sol grubun ortak eylemi, üçüncüsünün ise bir sendika konfederasyonunun olduğunu bu üç eyleme de katılımın yüz ile yüz elli kişi olduğunu belirtti. Arkadaşım Ankara'da her hafta böyle üç beş eylemin Sakarya ya da Yüksel caddelerinde yahut Güvenpark'ta gerçekleştiğini, bu eylemlere de 25 ile 200 kişi arasında bir katılımın olduğunu, üstelik bu eylemlere katılan kişilerin de hemen hemen aynı kişiler olduğunu belirtti. Hatta 'kadrolu eylemci' esprisi bile yaptık. İşin 'trajik yanı' bu eylemlerde temsil edilen kurumların il, ilçe yöneticileri eyleme katılmış olsalar bu sayıyı kat be kat aşmış olurlar.
Son on yıldır İstanbul'da İstiklal Caddesi'nde Ankara'da ise Sakarya ve Yüksel caddelerinde elli-yüz kişiyle basın açıklaması yapmak nerdeyse sol ,"sosyalist" çevrelerin ve sendikaların temel mücadele tarzı haline geldi. Her hangi bir şey olduğunda ilk akıllara gelen bu yerlerde hemen bir basın açıklaması yapmak oluyor. Basın açıklaması yapılıp adeta "görev tamamlanmıştır, gönül rahatlığıyla evimize gidebiliriz" durumu söz konusu olan.
Bunun için örgüte ihtiyaç var mı? Ya da işi bu olan örgütler devrim örgütleyebilir mi? Yıllardır işi barlar sokağı Sakarya caddesinde beş on kişiyle basın açıklaması yapmak olan örgütler milyonlarca Mısırlı, Tunuslu, Bahreynli, Yemenli emekçinin ayaklanmasının ne anlama geldiğini anlayabilir mi?
Otuz yıldır yanı başındaki Kürt halkının yürüttüğü mücadeleden, geldiği aşamada bir halk hareketi olarak yarattığı deneyimlerinden öğrenmek yerine sürekli yüksek perdeden akıl vermek pozisyonunda olanlar Mısır'daki ayaklanmadan nasıl doğru sonuçlar çıkarabilirler ki! Sakarya Caddesi'nden Diyarbakır görünmezken Tahrir nasıl görünecek.
Tekel işçileri 78 gün boyunca Ankara'yı direniş alanına çevirdiklerinde bu örgütlerin ve bu sendikaların ne yaptığını hep beraber gördük.
İnsanın, 'Ortadoğu halklarının sizin gibi örgütleri olacağına örgütsüz olmaları daha iyidir' diyesi geliyor.
Evet, başta ayaklanan Ortadoğu halkları olmak üzere dünya halklarının esaretten, sömürüden, zulümden kurtulup sınıfsız ve sömürüsüz bir dünya kurmak için mücadele örgütlerine ihtiyacı var.
Örgüt dediğimiz şey mücadele için gereklidir. Turşusunu kurmak için değil!
Mücadele etmek için yola çıkan işçiler, emekçiler örgüt kurmasını da bilirler. Hem de alasını kurarlar ve kuracaklardır da!