08 Mart 2012, Perşembe

8 Mart'ı direniş çadırında karşılayan kadınlar

8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, İzmir'de sendikalı oldukları için işlerinden atılan işçilerden kadın emekçiler, 8 Mart'ı direniş çadırlarında karşılıyorlar.

İzmir'de ağır çalışma koşullarına karşı sendikal örgütlenmeye gittikleri için işten atılan Savranoğlu Deri Fabrikası ve Billur Tuz fabrikası işçileri mücadelelerinden vazgeçmeyerek fabrika önünde çadırlı direniş başlattı. Savranoğlu'nda 222 gündür, Billur Tuz'da ise 66 günden bu yana direnişte bulunan emekçilerden kadın işçilerin direnişi ise ayrı bir anlam taşıyor.

Daha önce hayatlarında hiçbir eyleme katılmamış, ev ile fabrika arasında zaman geçiren kadınlar, başlattıkları direnişle beraber kadının ezilmesi, tacize uğraması, katledilmesi ve arka plana itilmesi gibi konular hakkında edindikleri bilgilerle hayatlarında ciddi değişiklikler olduğunu dile getiriyor.

'HEM İŞÇİ HEM DE KADINIZ'

Daha önceleri fabrikalarında şahit oldukları taciz olaylarına, ağır çalışma koşullarına ses çıkaramayan kadınlar, şimdi karşılaştıkları en küçük bir haksızlığa karşı tepkisini koyabildiklerini ve haklarını alabildiklerini söylüyor. Bir kadın işçinin, "Biz de emek verip çalışıyoruz. Aynı anda hem işçi, hem anne hem de kadınız. Kendimizi üçe bölüyoruz. O yüzden bizi küçük görmesinler, biz küçük değiliz" şeklindeki sözleri direnişçi kadınların taleplerinin özeti niteliğinde.

ÜÇ KARDEŞİN SAVAŞI

Savranoğlu önünde direnişte bulunan ve geçtiğimiz haftalarda sürgüne gönderildiği İstanbul'daki Kampana Deri Fabrikası'ndan dönen Songül Arslan (24), 14 yaşından bu yana Savranoğlu'nda çalışmış. 10 yıl emek verdiği fabrikadan, sendikalı olduğu için atılan Arslan, ham deriyi işlemede kullanılan ağır kimyasal maddelerden dolayı birkaç kez ameliyat geçirdiğini söyledi. Babasını yıllar önce kaybeden Arslan, 2 kız kardeşi ile birlikte çalıştıkları fabrikadan atılmalarının ardından 7 kadın işçi ile hakları için direnme kararı aldıklarını söyledi. Bu kararlarını kolay almadıklarını söyleyen Arslan, amcasının uyarıları ve zorlamaları ile karşılaşmış. Çevresinden de çok tepki alan Arslan. bu duruma herkesi alıştırdıklarını söyleyerek, "Kadınlara değer verilmediği için onun getirdiği gelire de değer verilmiyor. Sanki biz ek gelir getiriyormuşuz gözüyle bakıyorlar bize" dedi. 8 Mart'ı ilk kez sendikaya girdikten sonra öğrendiğini ifade eden Arslan, 8 Mart ve onun anlamından haberi olmadığı zaman erkeklerin kendileri hakkında söylediği her şeyi kabul ettiklerini dile getirdi.

Bir diğer Savranoğlu işçisi Sevim Özcan, eşi ile beraber yaklaşık 8 aydan bu yana her gün sendikal haklarının iadesi için direnişte. O da 8 Mart'ı direniş çadırında öğrendiğini söyleyerek, çevresine baktığı zaman kadına baskıda, şiddette, tacizde ve öldürmelerde bir azalma olmadığını belirtti. Fabrikada ağır koşullar altında çalıştığı için diğer işçilerde de olduğu gibi astım hastası olan Özcan, içeride kadınların kaldıramayacağı kötülükte bir ortamın olduğunu söyledi. İçerideki sendikal mücadelenin ilk başlarda çok gizli yapıldığını ifade eden Özcan, öyle ki ilk başlarda eşi ile birbirlerinden gizli olarak sendikaya geçtiklerini ve bunu daha sonradan öğrendiklerini söyledi. "İyi ki de sendikalı olmuşum" diyen Özcan, "Biz de emek verip çalışıyoruz. Aynı anda hem işçi hem anne hem de kadınız. Kendimizi üçe bölüyoruz. O yüzden bizi küçük görmesinler, biz küçük değiliz" şeklinde konuştu.

'ÇADIR DİRENİŞİ KADINLARI DEĞİŞTİRİYOR'

1 Ocak 2012'de sözleşmeleri iptal edilerek işten çıkarılan Billur Tuz'daki direniş sürerken, buradaki direnişe ilk günden bu yana dahil olan 7 kadın işçi de çadırdaki deneyimleri ile birlikte hayatlarında çok değişiklik olduğunu ifade etti. Daha önceleri kadın oldukları için şiddet gören, dışlanan, hem evde hem işte çalışan kadın işçiler, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması için çabaladıklarını söyledi. İşçilerden Hanım Camgöz, 8 Mart'ı daha önce hiç duymadığını, zaten resmi tatiller dışında hiçbir günden de haberlerinin olmadığını söyledi. Ezilenlerin her zaman kadınlar olduğunu gördüğünü söyleyen Camgöz, "Burada çadırda sorunlar, evde eşin çocukların sorunları zor olsa bile mücadeleye devam diyorum" dedi.

'EVDEN ATILAN BİZİZ'

Bir diğer işçi Mehtap Tekin, gittikleri konferanslarda, yaptıkları toplantılarda özellikle evliliklerde boşanma durumunda kadının yaşadığı mağduriyetin boyutlarının dikkatini çektiğini söyledi. Boşanma durumlarında kadınların çocukları ile beraber eşyalarını alamadan sokağa atıldığını söyleyen Tekin, ardından yaşanan sıkıntıları şu sözlerle aktardı: "Boşanma durumunda kadınlar yoksullaşıyor. Evden atılan biziz. Çocuklar da genellikle annenin sorumluluğuna veriliyor zaten. Eğer yaşın da biraz geçmişse iş bulma imkanın azalıyor. Belki aile de seni reddediyor. Zaten çevren sana 'dul' gözü ile baktığı için sana her şeye boyun eğmek zorundaymışsın gibi bakıyor. Seni taciz edebilmeyi normal bir şeymiş gibi görebiliyor."

Billur Tuz işçilerinden Gülten Özdemir, eski eşinden sürekli olarak şiddet gördüğünü ve buna uzun bir süre ses çıkaramadığını belirterek, "Bugün aynı şeyleri yapsaydı, hemen boşayıp dava açardım" dedi. Sendikalı olmadan önce dünyadan bihaber yaşadığını söyleyen Özdemir, daha önceleri tarlada çalışarak, evlere temizliğe giderek geçimini sağladığını ama sürekli olarak eşinden dayak yediğinden söz etti. 2 çocuğu ile birlikte kendisine ait tapulu evinden eski eşi tarafından zorla çıkarılan Özdemir, "Her zaman ezilen, mağdur olan biziz. Bir daha da asla böyle bir şey yazamam" diye konuştu.

 

Ferhat Çelik-DİHA