15 Ağustos 2010, Pazar

Yaşamak direnmektir

EYLEM ATEŞ ateseylem@gmail.com

Sosyoloji disiplinin temel konularından biri olan örgütlü yaşam ve örgütlülük, modern yaşamın tanımında belirleyen unsur olma özelliğine sahiptir. Konjonktürel olarak bireycilik ve kişisel çıkarların hâkim olduğu gündelik yaşamda, örgütlenme "modası geçmiş" bir ifade olarak karşılığını bulmaktadır.  Bu "modası geçmiş" kavrama sıkıca sarılmaya devam eden ezilenlere hâkim sınıflar-gruplar ve iktidarlar tarafından, demode olmaktan vazgeçip "çağ'a ayak uydurmaları" hususu zaman zaman farklı metotlarla hatırlatılmaktadır.

Devlet eli ile sürdürülen sendikasız-örgütsüz-güvencesiz ucuz emek yaratma uğraşında ise örgütlenme, ödetilen tüm bedellere rağmen işçi sınıfının ve ezilenlerin kurtuluş yolu olmaya devam ediyor. Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu'nun (ITUC) 2009 raporuna göre, sendikal etkinlikleri nedeniyle işçilerin en çok işten çıkarıldığı ülke Türkiye. TEKEL, İtfaiye, Esenyurt Belediyesi, İSKİ, Atık-Kâğıt, TÜBİTAK, ATV-Sabah ve UPS işyerlerinin ortak paydası; sendikalaştıkları için işlerini kaybeden işçiler. Bu işçilerin bir kısmının işverenleri sermaye sahipleri iken, bir kısmının işverenleri de mevcut iktidarın kendisidir. AKP'yi Siyasal İslam'ın rüzgârını yelkenine doldurmak ve laikliği tehlikeye düşürmekle eleştirip yerden yere vuran liberal/laik/aydın işverenler ve sermaye sahipleri ne hikmetse emeği ucuzlaştıran uygulamalarından hiç rahatsız olmuyorlar. Tabi ki buradaki "hikmet"in ne olduğu hepimizce malum... Yerel seçimler sonrasında "nicelik" açısından kazanan AKP,  belediyelerde icraatına sendikalı işçilerin iş akitlerini fesih ederek başlamıştı. İktidar sadece son iki yılda, öncelikle sendikasız ucuz emek yaratmak sonrasında ise kadrolaşma hedeflerini gerçekleştirmek üzere Batman Beşiri Belediyesi, Anakara Altındağ Belediyesi, Gördes Belediyesi, Kırıkkale Hacılar Beldesi, Seyhan Belediyesi ve hemen yanı başımızda Esenyurt Belediyesi'nde toplamda sayıları yüzlerceyi bulan bir işçi kıyımına başladı. Birçok kurum ve kuruluşta kadrolaşmayı hedef tahtasına koyan ve bu doğrultuda yasa ve yönetmeliklerde gerekli revizyonları gerçekleştirmek üzere bütün kadroları ile çalışan iktidarın, politik manevralarından yerellerde çalışan işçilere düşende yangından mal kaçırırcasına çıkarılan 5747 sayılı Başbakanlık Genelgesi oldu. Girdiği her kurumda çalışanları "bizden ve bizden olmayanlar" şeklinde kategorize ederek iş barışını büyük bir aymazlıkla tehdit eden iktidar başta anayasal haklar olmak üzere tüm yasaları yok sayarak açıkça ayrımcılık yapmakta hiçbir çekince görmüyor. Hükümetin yerel seçimler öncesi küçük ölçekli yerellerde bir seçim yatırımı olarak hayata geçirdiği genelge gereği küçük belediyeler bütçesi ve kadrosu büyük daha merkezi belediyelere bağlandı. Aynı genelge sayesinde TEKEL direnişi ile her birimizin gündemine girmeyi becermiş güvencesiz, esnek, örgütsüz çalışmanın altyapısı olan 4/C'ye de 16 bin işçi aktarılıp personel giderleri yarı yarıya düşürülürken belediyelerin birleştirilmesi veya kapatılması ile işçilerin bir bölümü "ihtiyaç fazlası" olarak kabul edildi ve tasfiyelerinin önü açıldı. Kapatılan belediyelerin işçilerinden sendikasız olanları makbul işçi olarak kabul görüp bağlanılan belediyelerde işe başlatılırken sendikalarından istifa etmeyenlere ise "uygun işler" bulunamamış ve iş akideleri fesih edilmişti.

Esenyurt Belediyesi'nde örgütlü olan veya sonradan örgütlenen işçiler de tıpkı kendilerinde önce örgütlenen işçiler gibi, iktidarın ve belediye başkanının sendika düşmanı tavrından dolayı sistemli mobbing uygulamaları ile karşılaşmış, sendikalarından istifa etmeye zorlanmış, istifa etmeyen işçilerin de iş akitleri fesih edilmişti. Bu uygulama karşısında sessiz kalmayıp direnen, kamuoyunda seslerini duyurmak amacı ile her platformda mağduriyetlerini anlatan Esenyurt Belediyesi işçilerinin direnişi birinci yılını doldurmak üzere. Kimliğini taşıdıkları ülkenin anayasasının kendilerine sağladığı örgütlenme hakkını kullandıkları için işlerinden atılan 69 işçi, tüm baskı, hakaret, fiziki şiddete rağmen direnmekten ve seslerini yükseltmekten vazgeçmiyor.

Çıkarttığı yasalar ve pratikteki uygulamaları ile güvencesiz, esnek çalışan, ucuz işçiler, evlere hapsedilip sadece çocuk doğurmak üzerinden tanımlanmış kadınlar, geleceksiz, yoz, biatkar bir gençlik yaratmaya çalışan iktidarın politikalarından kaçarak kurtulmak mümkün olmadığından önümüzde tek seçenek muhalefet edip direnmek olarak görünüyor.  Bu ülkenin dört bir yanında direnenlere, insan onuruna yakışır bir yaşamın mücadelesini sürdüren tüm ezilenlere elimiz yetişemeyeceğine göre hemen yanı başımızda direnen Esenyurt Belediyesi işçilerine sahip çıkmak egemenlerden yani "onlardan" olmayı ret edişimizin en somut ifadesi olacaktır.

Benim için gidecek başka bir Türkiye yok, ya sizin için?