04 Kasım 2010, Perşembe

Kiliseye taş atanlar bari Müslüman olsa!

ORHAN DURUEL orhanduruel@gmail.com

Son dönem sendikalarda yaşanan birçok gelişme ve tartışma bu ünlü sözü bize hatırlatıyor.

Ülkemiz İşçi sınıfının pek çok sorun ve sermayenin ağır saldırılarıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde sendikaların tutumu büyük önem taşımakta. Bu açıdan bakıldığında son dönem yaşanan iki örnek sendikaların içinde bulunduğu durumu büyük oranda açıklamaya yetmektedir.

Birincisi; Metal işkolunda yaklaşık 120 bin işçiyi ilgilendiren 2010-2012 dönemi TİS görüşmeleri Eylül ayından bu yana devam etmekte. Ülkemiz işçi sınıfı açısından yapılan en büyük ve en önemli TİS. Görüşmeler Metal işkolunda örgütlü Türk-İş'e bağlı Türk Metal Sendikası, Hak-İş'e bağlı Çelik-İş ve DİSK'e bağlı Birleşik Metal-İş ile işveren sendikası MESS arasında yürütülmektedir. MESS bu TİS'te çalışma kurallarının birçoğunu ortadan kaldıracak, kazanılmış birçok işçi hakkını yok edecek (esnek çalışma, süreli çalışma, kiralık işçi çalıştırma vb gibi) maddelerin TİS'te yer alması için çalışmakta. Durum böyle iken, sendikalar MESS'in saldırılarına karşı işçileri örgütlemek ve mücadeleye hazırlamak yerine, birbirini suçlamakla meşguller. Aslında bu durum son on beş yılı aşkındır böyle yaşanmakta. Bu üç sendika içerisinde kamuoyunca daha mücadeleci, sınıftan yana sendika olarak bilinen Birleşik Metal-İş daha önceki TİS dönemlerinde olduğu gibi ilk günden itibaren Türk Metal Sendikası'nı "suçlamakla" işe başladı. Birleşik Metal-İş, bugüne kadar yaşanan ve bundan sonra yaşanacak tüm kötülüklerin sebebi olarak Türk Metal'i göstermektedir. Türk Metal Sendikası'nın metal işçilerinden çok, MESS patronlarına hizmet ettiği işçi sınıfı diye kaygısı olan herkesin malumudur. Hal böyleyken, Birleşik Metal-İş Sendikası'nın "biz mücadele edeceğiz ama Türk Metal buna engel" anlamına gelecek bir tutum alması hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır. Elbetteki Türk Metal gibi patron yanlısı bir sendikayı teşhir etmek önemlidir. Bu teşhirin ancak doğru bir mücadele hattı ortaya konulduğunda anlamlı olacağı da bilinmelidir. Yoksa yıllar önce Türk Metal eski başkanı Mustafa Özbek'in Birleşik Metal için söylediği "Bunlar bağırır çağırırlar, ancak bizim fotokopimize de imza atarlar. Biz sözleşme imzalamadan bunlar sözleşme imzalayamazlar. Fotokopimize imza atarlar" iddiaları gerçekleşmiş oluyor.

Metal işçilerinin MESS patronlarının saldırılarına karşı birleşik kararlı mücadelesini pratikte örgütlemeyen hiçbir tutumun Türk Metal'in tutumundan bir farkı olmayacaktır. Üst perdeden lafların metal işçilerine bir faydası olmadığı gibi bir beklenti ve umut doğurması da ayrıca sıkıntılıdır.

İkincisi; Belediye-İş Sendikası'na bağlı 8 şube İstanbul'da ortak bir açıklama yaparak "Değişim Hareketi" kurduklarını kamuoyuna duyurdular. Genel merkezleri için "Belediye-İş Sendikası hem sermayenin saldırıları karşısında yetersiz ve etkisiz hem de üyelerinin talepleri, ihtiyaçları ve geleceği açısından umut verici bir noktada değildir" tespitini yapmaktalar. İlk bakışta sendikal hareket için olumlu bir tespit ve tutum olarak görülebilir. Konuya biraz daha yakından baktığımızda şunu görüyoruz; Belediye-İş genel başkanı yaklaşan kongrede başkanlığını garantiye almak için tüm şubelerden imza istiyor, birkaç şube imza vermiyor. Bunun üzerine başkan kongrede kendisine muhalefet edeceğini düşündüğü bu şubelerin araç yakıt kartlarını iptal ediyor. Ne zaman ki yakıt kartları iptal ediliyor, sevgili şube başkanları işçi sınıfının çıkarlarını ve genel merkezlerinin sınıf mücadelesinden uzak olduğunu hatırlıyorlar. Bu yaz İstanbul belediyelerinde yürütülen TİS görüşmelerinde önce yağıp gürleyen şöyle mücadele edeceğiz, böyle greve gideceğiz diyen Belediye-İş şube yöneticileri, Hizmet-İş İBB ile TİS'i imzalayınca, Hizmet-İş'i tüm olumsuzlukların sorumlusu ilan edip, peşinden kendileri de TİS'i imzaladılar. Şimdi ise İBB'deki TİS'lerden genel merkezlerini sorumlu tutuyorlar.

Bu ülkede işçi sınıfı ve sendikal hareketi takip eden herkes bilir ki, bugün hiçbir işçi Türk Metal'den, Hizmet-İş'ten vb sendikalardan, hatta bir bütün olarak sendika üst yönetimlerinden işçi sınıfı lehine bir mücadele yürütmelerini beklememektedir.

Bu durum bütün çıplaklığıyla yıllardır ortadayken, mücadele etmek isteyen her işçi önderinin, sendikacının bunları bilerek yola çıkması gerekmez mi? Görevlerinden biri de bu tür sendikal anlayışlara karşı mücadele etmek değil mi?

Bağlantılı Haberler