13 Ocak 2009, Salı

Medya Milliyetçilik Şiddet

Barış Çoban'ın yayına hazırladığı "Medya, Milliyetçilik, Şiddet" kitabı Su yayınlarından çıktı. Kitap; Berrin Yanıkkaya,Barış Çoban,Savaş Çoban,Eser Köker,Ülkü Doğanay,Fatih Keskin,İnan Özdemir,Nurseli Yeşim Sünbüloğlu,Meral Özçınar,Hülya Doğan,Nursel Bolat Dikeç,Turgut Kerem,Tuncel ve Nurhak Polat'ın yazılarından oluşuyor.  

-----

"Medya, Milliyetçilik, Şiddet" isimli kitabın yanıtım yazısı şöyle:

"Devletin milliyetçi ideolojisinin sonucu olan “tekbiçimlilik” vurgusu, toplumsal parçalanma ve çatışmanın başlangıç yeridir. Devlet kendisini “tek vatan, tek bayrak, tek dil, tek din,” söylemiyle, mitolojik simgelerle kapatmaya ve yekpare, parçalanmaz bir bütünlük gibi sunmaya çalışır. Ancak bu tekbiçimlilik vurgusu tersine bir durumun göstergesidir, devlet aslında kendi gerçekliğinden, çoğulluğundan kaçmaya çalışmaktadır. Kurgusal tekbiçimliliğin karşısında gerçeklikte çoğul politik, etnik, dinsel, cinsel vb. grupların varlığı ve bunların devletin dayattığı kimlik dışında kendilerine ait kimlikler, söylemler üretmeleri ve gündelik yaşam içersinde kendilerini var eden pratiklere sahip olma istemleri tehdit olarak algılanmaya başladığında, parçalanma süreci başlamış olur. Kitle iletişim araçları bu süreçte ulus-devletin ideolojisini toplumsal yapının tüm alanlarına taşır, yazılı ve görsel medya söylemi toplumsal söylemi belirlediği ve bu söylem de toplumsal bilinçyapısını üst-belirlediği için, toplumsal düşünüş, söylem ve pratikler milliyetçi ideoloji tarafından sakatlanmıştır.

Medya egemen ideolojinin bir aygıtı olarak, milliyetçiliği yeniden-üretirken söylemsel şiddeti yoğun olarak kullanmaktadır ve iktidarın tehdit olarak gördüğü “öteki”leri toplumsal sorunların nedeni olarak göstermektedir. Medya söylemsel şiddeti kullanarak toplumsal öfke, nefret duygularını üretir ve “öteki”lere karşı yöneltmesine neden olur, toplumsal söylemi şiddet içeren, faşizan bir yapılanım içersine sokar, toplumsal pratiklerinde belirleyicisi olan toplumsal söylemin şiddet içeren bir biçim alması, toplumsal pratiklerinde şiddet içeren bir hale gelmesini beraberinde getirir. Toplumsal öfkenin azınlıklara “öteki”lere yöneltilmesi, toplu cinnet hallerinin yaratılması ve böylelikle “öteki”ni yoketme amacına sahip “linç” topluluklarının üretilmesi ve ülkenin “iç savaş” koşullarının meşrulaştırılarak ve doğallaştırılarak rutin gündelik yaşamın bir parçası kılınması, bir başka deyişle gerçeğin değil iktidarın kurgusunun topluma dayatılması, psikolojik savaşın tüm toplumsal alanlarda sürdürülmesi medyanın görevi haline getirilmiştir. Medya toplumsal çatışmanın başlıca aktörlerinden biri haline gelmiştir, medyanın şiddet içeren otoriter söylemi “itaatkar vatandaşlar” yaratarak ve bu makbul vatandaşlarında yardımıyla “sözde vatandaşlar”ı bertaraf etmeyi amaçlamaktadır.

Medyanın şiddet üreten bir aygıt olmaktan çıkartılarak ve toplumsal barışın sağlanması için etkin bir toplumsal hareketliliğin ve barış kültürünün yaratılması ve yayılmasında da kullanılabilir. Barış medyasını yaratmak için öncelikle varolan şiddet ve savaş üreten söylemlerin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Medyanın milliyetçi ve şiddet üreten söylemine karşı barışın dilinin toplumsal söylemin ve pratiklerin temel belirleyeni haline getirilmesi önemli bir toplumsal dönüşümün yaşanmasını beraberinde getirecektir, bu eleştirel çalışmanın amacıda medyanın barışçıl hale getirilmesi için toplumsal bakışın değişmesi gerekliliğinin vurgulanmasıdır. Barış istemin gerçek kılınması gündelik yaşam alanından başlayarak tüm toplumsal ilişkileri, toplumsal iletişim sürecine barışçıl bir biçim kazandıracak ve “öteki”leri de eşit özneler olarak toplumsal yapının parçası kılacak başka bir medyanın yaratılması ile mümkündür. “Başka bir medya mümkün”, bu nedenle toplumsal barış için, iktidarların denetimindeki savaş medyasına karşı, barış medyasının yaratılması gereklilik hatta zorunluluktur."
EmekDünyası