05 Nisan 2012, Perşembe

'Ezildikten Sonra Hepimiz Şarabız': İMC Tv Emek Dünyası

Tekstil işçileri, ayakkabıcılar, atık kağıt işçileri, mezar kazıcıları… Farklı iş kollarında çalışan işçiler ‘Fazla mesai’ dergisinde buluştu.

 

Tekstil işçileri, ayakkabıcılar, atık kağıt işçileri, mezar kazıcıları… Farklı iş kollarında çalışan işçiler ‘Fazla mesai’ dergisinde buluştu.

Farklı iş kollarında çalışıyor, aynı sömürü çarkında yer alıyorlar. Çalışma saatlerinin dışında sıklıkla fazla mesai yapıyorlar. Bu ortak noktadan yola çıkarak, zamanlarının çoğunu alan fazla mesaileri, çalışma koşullarını, özlemlerini, taleplerini kendi kalemlerinden dökülenlerle anlattılar.

Güvencesiz çalışmaya itirazları olan ve değiştirmek için harekete geçen işçiler ile “Fazla Mesai” yi konuştuk. Dicle Kara, Ali Mendillioğlu ve yazarları arasında bulunan tekstil işçileri Haydar Eskiköy ve Cengiz Çelik “Ezildikten sonra hepimiz şarabız” sloganı ile bir araya gelmişler.

HERKES NE İSTİYORSA ONU YAZSIN

Derginin fikir sahiplerinden Ali Mendillioğlu, ilk çıkışın diğer işçi gazetelerinin eksiklikleri ile oluştuğunu anlattı. Kendi aralarında konuşurlarken işçi gazetelerinde kendilerini rahatsız eden şeyi “Mesela bakıyorduk, X fabrikasından bir işçi imzalı bir yazı, devrimle başlıyor, emperyalizme giriyor, kapitalizmden çıkıyor. Bir de kendimize bakıyoruz. Böyle bir işçi sınıfı varda niye memleket bu halde” diye anlatıyor.

Mendillioğlu sonraki aşamayı ise, “Hadi bi de kendimiz yazalım dedik, ne çıkacak. Şöyle bir tarz belirledik. Dedik ki herkes ne istiyorsa onu yazsın yani her şey serbest. Hayal ettiğiniz şeyi de yazın, ülkenin halini nasıl görüyorsanız onu da yazın, âşık olduğunuzda ne hissediyorsanız onu da yazın, zabıtayı yazın… ne istiyorsanız onu yazın” şeklinde anlatıyor.

Mesela işçilerden biri, ‘Benim devletim ekmeğim” diyen bir yazı yazmış. Mendillioğlu’na, “Tam da o dönemde Türkiye’de Ulasal bir hava vardı. Bayrak mitingleri falan vardı. İşte o zaman bir Çingene çocuğunun, sokak çocuğunun ‘Benim devletim ekmeğim’ diyebilmesi bize, demek ki bu ülkede emekçilerin haklarını savunduğunu söyleyen insanlardan daha çok kendiliğinden bilince ulaşan insanlar var” diye düşündürmüş.

NALET OLSUN DEDİKLERİNİ YAZMIŞ

Haydar Eskiköy derginin yazarlarından aynı zamanda da dağıtımcısı. Derginin işçiler için önemini, “Böyle bir derginin çıkması şöyle iyi oldu: Sonuçta bunu sadece yanımızdaki işçi arkadaşımıza duyurmayacaktık. Derginin ulaşabildiği bütün yerlerde düşüncelerimiz olacaktı. Yani herkes bizim sorunumuzu, derdimizi bilecekti. Bu da biraz olsun moral ya da motivasyon sağlayacaktı bize” şeklinde anlatıyor.

Dergiyi ilk uzattığı zaman ona sormuşlar, ‘Bunun farkı ne?’ diye. Eskiköy şöyle cevaplamış: Bunun farkı öncelikli olarak kalemi işçiye vermemiz. İşçi kendisini yazıyor. Kendisinden profesyonelce bir şey beklenmediğini biliyor. İşçi gerçeği, yaşadığı sorunu yazıyor.

Eskiköy kendi yazdıklarının çerçevesini “sorun gördüğüm başımdan geçen, nalet olsun dediğimiz, namussuzluk dediğimiz bütün şeyleri yazdım oraya” diye anlatıyor

‘SÖMÜRÜYÜ KENDİ YAŞIKLARIMIZLA ANLATIYORUZ’

Cengiz Çelik, bu dergi için yaşadığı şehri değiştirmiş. 5 ay önce İstanbul’a yerleşmiş ve Cağlayan’da bir tekstil atölyesinde çalışmaya başlamış. Daha önce hiçbir dergiye yazı yazmadığını anlatıyor. “Ara sıra mahallelerde kimi arkadaşlar dergi dağıtmaya gelirdi. Dergileri alırdık okurduk; devrim, sosyalizm, proleterya bu ne derdik. Şimdi sömürüyü kendi kalemlerimizle anlatıyoruz” diyor.

BUYRUN DERGİ SİZİN DEMİŞLER

Derginin editörlerinden Dicle Kara da  “Bir sorunun muhatabı kimdir, o konunun mağdurudur. Toplumda işçi ya da emekçi olarak etiketlenmeyen ya da varlıklarından haberdar olunmayan işçi arkadaşlarımız dergiye ulaştı. Ve onlar yazmaya başladı” diyor.

Kara, “Bazen bir yazı okursunuz, bir köşe yazısı denk gelir ya da bir şeyi düşlersiniz düşünürsünüz ‘Ben olsam bunu böyle yapardım ya da böyle yazardım’ diyenlere ‘İşte buyurun sizin, nasıl yazacaksanız’ diyen bir sunumla çıktı bu dergi” diyor.

 

İSTANBUL- Emek Dünyası/ Leyla Alp- Fatma Kelleci

 

 

EmekDunyasi.Net