NATO'da imaj krizi ve komuta komedisi
NATO kurulduğu dönemde nasıl bir ortak düşman algısı üzerine oturuyor ise, bugün de benzer bir düşman algısı üzerine oturmaktadır. Düşmanın değişmesi düşman algısının değişmesi anlamına gelmez. Kısa süreli Hitler Almanyası, daha uzun süreli Sovyet Rusyası, nihayet son dönemde İran ve Radikal İslam savaşçıları.
Rusya'nın, NATO konsepti içine dâhil edilmesine neden mesafeli durduğunu tartışmadan değişimin boyutlarını somut tanımlayamayız. Rusya, hala kendisinin bile hedef olarak algılandığı bir güvenlik konsepti içine girmekte ciddi kaygılar taşımaktadır. Asıl düşmanın İran ya da Taliban değil kendisi olduğu endişesi ile mesafeli bir ilişki kurmayı tercih etmektedir.
Şimdi son günlerde Türkiye üzerinden gündeme getirilen "komuta ve kontrol" tartışmasını yeniden ele alalım. Örneğin Rusya neden benzer bir talepte bulunmuyor? Kendisini bizim kadar güçlü hissetmediği için mi?
Uzun süreden beri füze kalkanını Avrupa'ya yerleştirme girişimlerine Fransa ve Almanya ayak diredi. Nihayet Türkiye buna kökten itirazlar yöneltmek yerine, "düğmeye kim basacak" boyutunda soruları gündeme getirdi. Bu konunun tartışmasının bile olamayacağını gayet iyi bilen ama füze kalkanlarının yerleştirileceği yer konusunu bir türlü çözemeyen NATO'nun gerçek sahipleri,"komuta kontrol" meselesini tartışmayı ötelemeyi tercih ettiler.
NATO için çok daha önemli olan kriz böylece aşılmakla kalmayıp, İslam dünyasını hedef almanın oluşturduğu negatif imaj sorunu da kolayca halledilmiş olacak. Buna bir taşla iki kuş vurmak denmezse ne denir?
Böyle bir teklif Türkiye'ye daha önce yapılsaydı başta muhafazakâr tabana hitap eden partiler olmak üzere ciddi bir tepki ile karşılaşılır ama yukarıda verilen taahhütler doğrultusunda hareket edilirdi. Şimdi değişen ise sürecin yönetiliş biçimidir. Yani imajı düzeltmeye çalışan sadece NATO değil aynı zamanda Türkiye'dir. Sanki İran'ı koruma konusunda ciddi bir anlam ifade ediyormuş gibi göstermelik itirazlarda bulunmak işi kotarmaya yetmektedir.
Hedef ülkenin adının açıkça anılmamış olması düşmanın değiştiği anlamına gelmez. Sadece herkesin bildiğini ilan etme ihtiyacı duymayan bir tutum takınılmıştır. Eğer bu Türkiye'nin kaygılarını gidermeye yetiyorsa söylenecek çok söz kalmamış demektir.
Bu süreçte sergilenen meydan okuma tavırlarının, iç politika ve Ortadoğu'da Türkiye'nin imajını koruma dışında hiçbir anlam ifade etmediğini uzun uzun ele almaya gerek yok sanıyorum. Neredeyse NATO'yu ve komuta kontrol merkezini ele geçirdik havalarına girenler, başımıza ördükleri çorabın faturasını zamanla görecekler. Daha dürüst davranıp, "bize ne İran'ın güvenliğinden" deseler, çok daha tutarlı bir iş yapmış olacaklar. Biz İran'ı onlara yem ettirmeyiz edebiyatı, bu tavırdan bile daha tehlikelidir. Ne İran'ı tatmin eder, ne de nur topu gibi füze kalkanları ile birlikte yaşamanın musibetinden bizi koruyabilir. Ne diyelim Allah sonumuzu hayreylesin... Herkese akıl ve ahlak dilemekten başka yapacak işlerimiz de var elbette.