VEDAT TÜRKALİ:
Türkiye korkularından arındırılmalı!
Ünlü edebiyatçı Vedat Türkali, KCK davasında anadilde savunma hakkının reddedilmesini asimilasyon politikasının devamı olarak nitelendirerek, Kürtçenin talep edilen bir dil olmaktan çıkarılarak, artık ağırlığını koyan, kullanılır bir dile dönüştürülmesi konusunda Kürt entelektüellerine de çağrıda bulundu.
Bugüne kadar ortaya koyduğu eserlerde Türkiye'deki siyasal, toplumsal ve sosyal hayatı en iyi şekilde yansıtmasıyla öne çıkan ünlü edebiyatçı Vedat Türkali, Türkiye siyasetinde son dönemde geniş yer tutan gelişmeleri DİHA'ya değerlendirdi.
KCK duruşmasında tutuklu siyasilerin kendi anadillerinde savunma yapma haklarının engellenmesi konusundaki görüşlerini merak ettiğimiz Vedat Türkali, KCK tutuklularının mahkeme tarafından bu taleplerinin reddedilmesinin devlete egemen olan karanlık güçlerin hala Kürt sorununu pek de çözmek yanlısı olmadıklarının göstergesi olarak gördüğünü ifade etti. Bir yandan "dillerini kullanabilirler, haklar veriliyor" söylemi kullanılırken, diğer yandan yargılamalarda en insanı hak olan anadilde savunmak hakkının engellenmesiyle birlikte Kürtçenin hala 'bilinmeyen bir dil' olarak tanımlanmasına anlam vermediğini dile getiren Türkali, ortaya çıkan bu çelişki için "Eğer bir devlet ve yargı, 25 milyon Kürdün yaşadığı bir ülkede Kürtçeyi bilinmeyen bir dil olarak görmekte ısrar ediyorsa orada bir iyi niyetten söz edilemez. Demek ki aynı asimilasyon politikası sürdürülmek isteniliyor" dedi. Türkali, halkların artık tahammülü kalmadığının anlaşılması gerektiğinin de altını çizerek, "aksi halde eski kanlı süreçlere dönülebilir" uyarısında bulundu.
'İKTİDARLAR DÜŞTÜKLERİ HATAYI SONRADAN ANLIYOR'
Bunun önüne geçilebilmesi konusunda temel görevin iktidara düştüğünü vurgulayan Türkali'ye göre, Türkiye'de bu güne kadar gelmiş, geçmiş bütün iktidarların ortak noktası ise, "bir yanlışı ancak iktidardan düştükten sonra anlıyor olmaları." Türkali, ne yazık ki bugüne kadar gelen iktidarların hepsinin ellerinde güç varken yapabilecekleri bir işi yapmama yolunu tercih etmelerinin temel eksiklikleri olduğunu ifade ederken, bunun en son ve gülünç örneği olarak da Kenan Evren'i işaret etti. Evren'in yakın zaman önce Kürt sorunu konusundaki 'Biz dillerini ve türkülerini yasaklamak ile yanlış yaptık. Bunları serbest bırakmalıydık' sözlerini sarf ettiğini hatırlatan Türkali, "Şimdi düşünün bu adam bunu söylüyor. Ama iktidardayken bu konuda ısrarla yanlış yaptılar. Şimdi de aynı kafa devam ediyor. Ahmet Kaya Avrupa'da öldü. Bunlarda iktidardan düştükleri zaman biz yanlış yaptık diyecekler. Dün ve bugünkü iktidarlar arasında bir fark yok ki. Türkiye'nin acılarına yabancı kalıyorlar. Çünkü Türkiye'yi yanlış algılıyorlar. Doğruları bulamıyorlar ya da bulsalar da sorunları bir zorunluluk gibi görerek çözmekten kaçıyorlar. Bu kaçaklık halklara da, kendi devletlerine da yararlı olmadığı, aksine zarar verdiği görülüyor. Bunu iyi görmeleri ve bilmeleri gerekir" diye konuştu.
'TÜRKİYE'Yİ KORKU YÖNETİYOR!'
Türkali, bu açıdan Türkiye'nin çok başlı bir ejderhaya benzediğini de aktardı. Türkiye egemen güçlerindeki bu parçalanma nedeniyle herkesin birbirinden korktuğunu kaydeden Türkali, bu yüzden de Türkiye'yi aslında 'korkunun' yönettiğini vurguladı. Türkali, bu konudaki sözlerine şöyle devam etti:"Bu yüzden yaptıkları bazı olumlu işlere bile tam inanamıyorlar, çünkü korkularına yeniliyorlar. Başbakan'a yazdığım bir mektup ta, bunlara değinmek amacıyla idi. Korkma bu işi yap, çöz dedim. Çözüm artık çok ileri bir partiden de gelmek zorunda da değil. Çünkü o kadar olgunlaşmış ki, bunun çözümsüzlüğü Türkü'de, Kürdü'de, hatta bir anlamda devleti de zararlı çıkartır. Çözün de bir 'oh' diyelim hep beraber. Ama yok, yapamıyorlar. Çünkü yürekleri müsait değil. Birbirlerinden korktukları kadar kendilerinden de korkuyorlar. Böyle acayip bir durum var Türkiye'de."
'SİYASİ CESARET LAZIM'
Mevcut olan bu korkular göz önüne alındığında ismi koşullara göre değişse de açılım sürecini başlatmış olan AKP'nin, bu cesareti gösterip, gösteremeyeceği yönündeki sorumuza, "isterse yapabilir" karşılığını veren Türkali, örnek olarak ise Cezayir sorununu gösterdi. Cezayir meselesini Fransız Komünist Partisi yerine, De Gaulle'nin çözdüğüne işaret eden Türkali, Türkiye'de böyle liderlerin olmamasından şikâyet etti. Türkali, böyle bir noktada bulunan Türkiye'de asıl acı verici olanın ise güçlü bir sol örgütün bulunmaması olduğunu kaydetti. Güçlü bir sol örgütün bulunmamasının da Kemalizm'in marifeti olduğunu dile getiren Türkali, yıllarca ölçüsüzce yürütülen anti-komünizm propagandasıyla solun ve sosyalistlerin kökünün kurutulmasından yakındı.
'KEMALİST KILIÇDAROĞLU, KÜRT SORUNU ÇÖZEMEZ'
Türkiye siyasetinde güçlü bir sol örgüt ve cesur bir lider eksikliğinin bulunduğu ifade etmesine rağmen, CHP'nin başına geçen Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kürt sorununun çözümüne katkı sunup, sunamayacağını sorduğumuz Türkali'nin bu soruya cevabı da "yapsın da görelim" oldu. Türkali, vardığı bu kanıyı ise, "Bir zamanlarda 'umudumuz Ecevit' vardı. Hâlbuki Ecevit en yapamayacak adamdı. Çünkü Kemalist'ti. Hem Kemalist olacaksınız, hem de Kürt sorununu tam çözüme vardıracaksınız, bu mümkün değil" cümleleriyle destekledi.
'ATATÜRK DE ÇÖZÜMÜ ÖZERKLİKTE BULMUŞTU'
Kemalizm'in temelde Türk toplumuna yarar sağladığını görmezden gelmemekle birlikte, topluma Kemalizm ile verilen biçimin aynı vatan topraklarında yaşayan öteki halklara ağır baskılar getirdiğini belirten Türkali, 1925'ler de Mustafa Kemal'e 'Kürt sorununu nasıl çözeceksiniz?' diye soran Ahmet Emin Yalman'a Mustafa Kemal'in 'Kürt sorununu veya Kürtlerin sorununu söz konusu etmek sadece Türklere zarar verir. Zaten nasıl çözeceğiz. Anadolu'nun her yerinde Kürt var. Biz sınırları ayıramayız. Yeni anayasa var. 1924 Anayasası eyalet sistemine dayanacak bir tür' cevabını vermesinin son derece önemli olduğunun da altını çizdi. Atatürk'ün bu sözlerinin itiraf edilmemiş bir özerk idare olduğuna dikkat çeken Türkali, "Bu kadar çok halkın bir arada olduğu bir yerde ebetteki en akla yakın olan şey de böyle bir sistemin olması. Bu gün Kürtler bağımsız devlet demiyorlar. Böyle bir ortamda, böyle bir kardeşlik havası içerisinde en demokratik sistemi savunuyorlar. Başka çaremizde yok zaten. O zaman biz bu ülkede Türk, Kürt, Laz, Arnavut, Yahudi, Çingene vs. herkes tam bir özgürlük tutkusu içerinde, ülkesine ve hatta ortak devletine sahip, vatanına layık insanlar olarak yaşamaya devam eder" dedi.
'DEVLETTEN BÜYÜK TERÖRİST OLMADI'
Geçmişte Kemalist ideolojinin kuruluş yıllarında izlediği yanlış politikalara benzer bazı hatalara düşen Kürtlerin bugün bu devleti birlikte kurduklarını anlayarak, bu haklarını almak için mücadele verdiğini dile getiren Türkali, böylece en doğru yolun bulunduğunu söyledi. Bu yolun kaybedilmemesi ve kardeşliğin korunması için çözülmesi gereken Kürt sorunundaki konumu nedeniyle PKK Lideri Abdullah Öcalan'la devletin diyalogunu devam ettirmesi gerektiğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Türkali, bu konuda da şunları söyledi: "Tabi ki devlet, Öcalan ile görüşmelidir. Çünkü bugün Kürt sorununu çözecek güçteki tek insan Abdullah Öcalan'dır. Terörist söylemi falan var. Hiçbir güç dünyada devletten daha büyük terörist olmamıştır. Onun için bu laflar boş laflar. Öcalan'ın 'devlet on yaptı biz bir yaptık' söylemi çok doğru. Sonunda ölçü kaçtığı için, yanlış şeyler de yapıldı. Ama sorunu bu hale getirmeyecekti devlet. 70 ve 80'li yıllarda neler neler yapıldı."
'TALEP EDECEĞİNE, KÜRTÇE ROMAN YAZ!'
Türkali, kendi anadillerini öğrenmeyi ve kullanmayı talep eden Kürtlere, Kürtçe konusunda da tavsiyelerde bulundu. Kürtçenin talep edilmesinin ötesinde artık kullanılmasının gerektiğini ifade eden Türkali, "Eğer bir Kürt, kendi diliyle kitap yazmıyorsa, sinema, tiyatro, şiir ya da çeviri yapmıyorsa, illa da İran dilini ya da Türkçeyi kullanıyorsa, o Kürt halkına yabancı demektir. Efendim Kürtlere dil hakkını verin deniliyor. O dil hakkını yazarlar isterse söke söke alır. Kürtçede 40 bin kelime var. Ahmedê Xâni, üç yüz yıl evvel Mêm u Zin'i yazmış. Bugün dünyada belli milletler var. Rusya denince akla Gogol, Tolstoy, Dostoyevski, Cehov, Gorki geliyor. Türk deyince akla Nazım Hikmet, Oktay Rıfat, Fazıl Hüsnü Dağlarca geliyor. Bunlar çok önemli şeylerdir. Fransa'da öyle. Fransa'nın romanı, edebiyatı, şiiri olmasa nedir Fransa? Onun için Kürtlere çok önemli bu görev düşüyor. Ben birçok Kürt gencine telif hakkı da almadan kitaplarımı Kürtçeye çevirin diyorum. Kürt tiyatrosu, Kürt sineması, Kürt romanı artık Kürtçeyi kendini ağırladığını koyarak kabul ettirmeli" diye konuştu.
İstanbul - DİHA