02 Şubat 2011, Çarşamba

Tasfiyeci yöntemlere karşı Ebu Müslim Horasani

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Tasfiyecilik mutlaka bu yönde bir niyet ve iradenin olmasını gerektirmez. Yönteme dair ciddiyetsizliğin bizzat kendisi bir noktadan sonra niyetsizlik ve iradesizlik olarak karşımıza çıkar.

Bir girişimde niyet ve iradenin ne yönde olduğunu sorgularken objektif kriterler geliştirmekte zorlanırız. Ancak usule ve tarza dair hatalar bir süre sonra tasfiye pratiğine dönüşebilir.

İktidarcı zihniyet dünyası ile inşa edilmiş Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşemeye yönelik adımlar bu açıdan önemli bir göstergedir. Öyle bir anayasa hazırlık süreci ve demokratikleşme adımları atarsınız ki bu bir süre sonra kaçınılmaz olarak tasfiyeye hizmet eder. Nasıl mı?

Türkiye'de demokratikleşmeye ve anayasal değişime açıkça karşı olduğunu beyan eden çevrelerin toplumsal direniş dinamiklerini tasfiye etme potansiyeli sıfırın altındadır. Ancak demokratikleşmeyi şartlarına uygun olmayan yöntemlerle gerçekleştirme ısrarı, başta hangi niyeti taşırsa taşısın bir süre sonra bir "içini boşaltarak tasfiye" uygulamasını doğurur.  Bu tarihin en sinsi ve tehlikeli tasfiye yöntemidir. Bu yöntem içselleşme ve içerden taraftar bulma imkânına çok kolayca kavuşabilir. Hatta bir süre sonra hiçbir düşman iradesine ihtiyaç bırakmayacak etki gücüne ulaşabilir. Kürt siyasetinin de karşı karşıya bulunduğu en büyük tehlike budur.

Bir projenin içini boşaltma, gereklerini yerine getirmeme ve bu şekilde anlamsızlaştırarak çözüm mekanizması olmasını imkânsızlaştırma konusunda çok net ve keskin değerlendirmeler yapmak, acımasız özeleştiri mekanizmaları kurmak gerekir. Bu konudaki her türlü gecikme ve ihmal, bir süre sonra farkında olmadan kendi elinizle tasfiye süreçlerinin işletilmesi sonucunu doğurur. İyi niyet, hatta fedakârlık gibi değerler bile böylesi süreçlerde kolayca tüketilir ve tam tersi amaçlara hizmet eder.

15 Şubat ve sonrasında devam eden komplodan daha tehlikeli olan, Öcalan ve Kürt hareketi tarafından yapılan öneri ve projelerin içini boşaltan tutum ve alışkanlığa dönüşmüş siyaset yapma tarzıdır. Bu boşa çıkarma pratiklerinin perde arkasında, devlet ya da devletlerin ne kadar payı olduğuna dair somut bağlantılar aramayı hiç ama hiç önemli görmüyorum. Bütün toplumların zihin dünyasına sızan devletçi, güç ve iktidar merkezli algılar tehdit olarak yeter de artar bile. Kürt hareketinin bu konudaki açık ve ideolojik karşı tavrı, ne yazık ki bizzat bu hareket adına, Kürt halkını temsilen çaba sarf edenler tarafından "fantezi", "ütopya" olarak görülerek etkisizleştirilmektedir.

Bu güne kadar tarihi öneme sahip "çatı", "barış meclisi", "demokratik anayasa bloğu" gibi önerilerin hangi neden yada nedenlerle istenen düzeyde hayata geçirilemediğine dair ciddi bir yüzleşme gerçekleştirilmelidir. Sadece dış faktörlere dayalı gerekçe ya da mazeretlerin arkasına sığınan açıklamalarla daha fazla zaman kaybedilmesine neden olmak, en hafif ifade ile Kürt halkının ödediği bedel ve mücadeleye saygısızlıktır.

Bir önceki seçimlerin hemen ardından başlatılan ve "seçim dönemlerinin sıkışmışlığına mahkum olmayacak kalıcı birliktelikler inşa etme" çabaları, yeni bir seçimin kapıya dayanmasına rağmen sağlıklı ve yeterli değerlendirmeye tabi tutulmamıştır.

Tıpkı devletler gibi toplumsal hareketler de, geçmişle yüzleşme konusundaki özgüvenleri ölçüsünde yeni dönem gelişmelerine müdahil olacak hamleleri yapabilirler.

Yazıyı daha fazla uzatmadan, Emeviler'i tarihe gömen büyük isyancı Ebu Müslim Horasani'nin, ittifaklar konusundaki çok önemli bir strateji ilkesi niteliğindeki sözü ile noktayı koyalım: "Onlar zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Kendilerine bağlamak ve kazanmak için de düşmanlarına yakınlaştılar. Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırılan dost düşman oldu..."