23 Şubat 2011, Çarşamba

Ortadoğu'da anayasa sokakta yapılır

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Bu gerçek sadece Ortadoğu'ya has değildir. Anayasalar tarih boyunca ve dünyanın birçok coğrafyasında sokakta yapılmıştır. Özgürlük, eşitlik gibi anayasal kavramlara referans teşkil etmiş olan Fransa'da böyle olmuştur. ABD'de güney ile kuzey arasında iç savaş yaşandıktan sonra köleci zihniyeti aşan bir anayasal düzen ortaya çıkmıştır. Sovyet geleneği sonradan saraylara hapsolsa da sokakta doğmuştur.  Medine kent anayasal sözleşmesi Mekke sokaklarında verilen mücadelenin eseridir.

Anayasaların sokakta yapıldığı gerçeğinin en son yansımalarını Ortadoğu'da izliyoruz. Malum genel kanaat bunun tam tersi yönündedir. "Ortadoğu'da halk sokağa çıkmaktan korkar", "Batı'da ise anayasalar masa başında, parlamentolarda yapılır", zannı zihinlere egemen olmuştur. Anayasaların hukuki metin olarak nerede yazıldığı ile toplumsal kararlılık açısından nerede hazırlandığını, birbirine karıştırmadan tartışmalıyız.

Bazıları sanki toplumsal irade belirleyici düzeyde ortaya çıkmış gibi işin sonucuna odaklanmayı tercih etmektedir. Temel talepleri açıkça dile getirmek,  toplumsal dinamizmi örgütlemek için elbette gereklidir. Ama toplumsal beklentiyi açığa çıkaracak işleri geri plana iten bir metin tartışması, ayrıntıda boğulmaya neden olacağı gibi,  sağlıksız beklentileri de beraberinde getirecektir.

Anayasa toplantılarının asıl amacı toplumsal beklentilerin siyasal iradeye dönüşmesi olmalıdır. Konferanslar, arama toplantıları, kurultaylar bu niyetle örgütlenmelidir.

Bugün başta AB anayasası olmak üzere hukuki metin tartışmaları, temel yönetsel paradigmayı sorgulamayan kısmi reformları kapsamaktadır. Bir anayasada iyileştirme hedefi ile değişiklik öngörüyorsanız, bunun için parlamenter mücadele ile akademik çabaları buluşturmak yeterli olabilir.  Halkın genel eğilimini ölçmekten ibaret nabız tutma toplantıları da katılım olarak tarif edilebilir. Oysa temel devlet felsefesi, toplumsal özgürlük algısı özürlü anayasalarda, yüzleşmeyi derinleştirecek bir hesaplaşma söz konusu olmadan sahici bir değişiklik sağlanamaz.

Demokratik ulus, özgür vatan, yeni bir kurucu akıl gibi iddialara dayanan bir değişimden yana iseniz, toplumsal barışa dayalı çözümü bu kavramlar etrafında kurguluyorsanız, bütün yolların sokaktan geçtiğinin de bilinci ile hareket etmeniz gerekir. İşlerin sokakta şekillenmesi bir tercih meselesi değildir. Bir mecburiyet meselesidir.

Talepleri duymayan iktidarlar, toplumu oyalayarak iktidarını uzatacağını düşünen siyasetçiler, parlamentodaki sesi, gazete köşelerindeki çağrıları duymayabilir, hatta duymak istemediklerini de tahammülsüzlüklerini açıkça yansıtarak gösterebilirler. Mübarek son seçimlerde yüzde seksen civarında oy almıştı. Şimdi bir daha aday olmayacağım diye kuyruğuna teneke bağlayıp dolaşsa kimse yüzüne bakmıyor.

Etrafa kendi adına düzenlenmiş insan hakları ödülü dağıtacak kadar fütursuzlaşan Albay Muammer, sadece kendi ülkesini değil, Türkiye'yi de eski okumaları üzerinden değerlendiriyor. Malum Türkiye askeri okullarında eğitim gören Kaddafi, Libya'da iktidarı ele geçirdiğinde Türkiye'de kimi muhafazakâr çevreler çocuklarına Muammer ismini veriyorlardı.

Ortadoğu halkları, yıktıkları diktatörlerin yeniden dirilmemesinin güvencesini yeni anayasa hazırlanmasında görüyorlar. Türkiye'de Kürtler, birlikte yaşamın eşitlik ve özgürlük temelinde yeniden inşasının yolunun demokratik anayasadan geçtiğinin bilinci ile sokağa işaret ediyorlar.

Bu enerjiyi,  Türkiye toplumun sokağa çıkma cesaretini artıracak buluşmalara yönlendirmek yerine, akademik tartışmalara boğmak, tarihi bir vebal içermektedir. Türkiyeli aydınların Kürt halkına yapacağı en büyük iyilik, önce kendi toplumlarına ulaşabilecekleri bir dil geliştirmek ve bu yönde bir toplumsal çabanın içerisine girmektir.  Kürt siyasetinin övülmesi üzerine kurulu bir dayanışma alışkanlığı, ne Türkiye'yi demokratikleştirebilir, ne Kürtlerin ihtiyaçlarına cevap olabilir.

Artık sorun, aynı fotoğraf karesinde gözükerek aşılabilecek noktayı çoktan geçmiştir. Kürt halkı ve hareketinin ne istediğini yansıtırken gerçeği yumuşatarak sunma hastalığı, çok daha tehlikeli kırılmaları doğurma aşamasına gelmiştir. Bu nedenle, gerçekle yüzleşmeyi hayata geçirmek, savunmaktan daha fazla çaba gerektirir.

Aksi takdirde göstermelik demokrasinin, olmayan hukuk anlayışına, anayasal makyaj yapılması durumunda ortada kalırsınız.