15 Mart 2011, Salı

Devrimci taktik mi, parlamenter avanaklık mı?

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

12 Haziran'da yapılacak olan genel seçimler yaklaştıkça siyaset sahnesi de hareketleniyor. Burjuva düzen partileri arasında tamda kendilerine yakışır şekilde hamaset, demagoji ve çirkeflik yarışı almış başını gidiyor. Şimdiden, kokuşmuş, seviyesiz, tümüyle aldatma ve yalana dayalı düzen siyasetinin piyonu olma yarışına girmiş binlerce milletvekili aday adayı ceplerinde adaylık ücretleri, düzen partilerinin kapılarını aşındırmaya başladılar bile. Çoğu "kaz gelecek yerden tavuğu esirgememeli" havasıyla bonkörce harcamalardan geri durmamakta.

Seçimlere dış ve iç gerilimin yükseldiği koşullarda gidiliyor. Yerli ve uluslararası sermaye odaklarının AKP'yi dengelemeyi ve balans ayarı çekmeyi amaçladığı pek çok vesileyle ortaya çıkmış olmasına karşın burjuva parlamento ve siyaset oyunundaki dengesizlik sorunun şimdilik giderilemediği görülmekte. CHP'de beklenen yükselişe dair herhangi bir işaret olmadığı gibi beklentileri zayıflatan, beceriksizlik, iç çekişme, skandal ve komploculuk görüntüleri varlığını olduğu gibi devam ettirmekte. Ancak egemen çevrelerin manevraları yakından incelendiğinde, seçimlere kadar AKP'yi gerileterek en azından bir "büyük koalisyon" seçeneğine uygun parlamento aritmetiği oluşmasının hedeflendiğini söylemek temelsiz bir iddia olmayacaktır.

Olup bitenlere, burjuva parlamentoların devlet ve iktidar erkinin bir parçası olduğu gerçeği dikkate alınarak bakıldığında anlaşılmayacak bir yanın olmadığı da görülür. Bilindiği gibi bizdeki parlamentonun sınırları ve temsil yetkisi cunta anayasasınca tayin edilmiştir; seçme ve seçilme özgürlüğü önüne barajlar, yasal ve ekonomik bariyerler örülen, seçilen parlamentoya anayasayı değiştirmeyi yasaklayan sınırlardır bunlar. Özetle parlamento, geniş halk kitlelerinin sırtından saltanat sürdüren bir avuç egemenin çıplak iktidarını gizleyen örtü işlevi görmektedir.

İşte tarif edilen bu tablo karşısında kendisine "sol", "sosyalist", "komünist" ya da "sınıf partisi" ad ve sıfatlarını uygun gören çevrelerin durduğu yer önem kazanmaktadır. Bu çevrelerin burjuva parlamentolarına ve seçim süreçlerine ilişkin taktikleri nasıl gelişmekte, sıfat ve adlarına ne kadar denk düşmekte? Geçmiş bir yana son on yıllık zaman dilimindeki genel ve yerel seçimlerde söz konusu çevrelerin izlediği seçim taktikleri farklılıklar göstermekle beraber özünde ortak bir eğilimi barındırıyordu. Gerek sadece seçimle sınırlı bir blokta yer alsınlar, gerekse tek başlarına seçimlere girsinler ortak eğilim giderek keskinleşen parlamentarizm olmuştur.

Burjuva parlamento zemininin işçi sınıfının devrimci siyaseti için kullanılması-dahası teşhir edilmesi sosyalistler açısından ikincil, üçüncül derecede öneme sahip alanlar olması gerekirken bahsi geçen akımlar sınıf mücadelesinin öncelikli hiçbir alanında göstermedikleri gayret, harcamadıkları enerji, yapmadıkları pazarlık ve "ittifaklara açıklık" meziyetlerini bu alanda fazlasıyla göstermişlerdir. Her seferinde birlikteliğin bir seçim ittifakı ile sınırlı olmadığını kalıcı bir mücadele birliği olduğunu ilan etmişler ama seçimlerin hemen ardından eski konumlara çekilerek bir sonraki seçimi beklemişlerdir.

Örneğin; TEKEL işçilerinin direnişinin başarısı için seçimlerde gösterilen çabanın onda biri bile gösterilmediği gibi herkes kendine oynamış, her grup kendi reklamının derdine düşmüştür. Buna işçi, emekçi ve ezilenleri ilgilendiren diğer pek çok temel sorun karşısındaki tutumları eklemek de mümkün. İşçi ve emekçilerin örgütsüzlüğünden, en kapsamlı hak gasplarından, peş peşe gelen iş cinayetlerine hiç birinin burjuva parlamento seçimi kadar, kıytırık bir milletvekilliği hesabı kadar önemsenerek üzerine düşülmemiştir.

Kendilerini sosyalist hata komünist olarak adlandıran ancak bu sıfatlarla alakalarının olmadığını kanıtlamak istercesine bir büyüklenme, bir burnundan kıl aldırmayan üst perdeden buyurganlıkla seçmece seçmen talep edenlerse ayrı bir garabet örneği sergilemeye devam etmekteler. "Üç milyon temiz oy"  isteyeninden sonra "beşyüzbin boyun eğmeyen seçmen" arayanlar çıktı. Öyle ki, bunlara her boyun eğmeyeni beğendirmekte kolay değil; kanı canı pahasına isyan eden Arap halklarının ya da yüz yıldır özgürlük ve eşitlik uğruna defalarca isyan eden Kürt halkının boyun eğmezliğine ne yapsanız inandıramazsınız bunları.

Öte yandan hem doksanlı yıllardaki deneyimleri ile hem de son dönem bağımsız adaylarını seçtirerek parlamento zemini kullanmaya çalışan Kürt hareketi tüm eksiklerine karşın (ulusal eşitlik ve özgürlük ekseninde gelişen bir hareket olarak) burjuva parlamentosunun sınırlarının ve esas işlevinin halk nezdinde teşhirinde önemli rol oynamıştır. Boykot tutumunun başarısında parlamentonun gerçek işlevinin ezilen Kürt halkı nezdinde teşhir olmuşluğunun katkısı yadsınamaz.

Şimdi yeni bir seçime giderken işçilerin-emekçilerin ve ezilen halkın ihtiyacı, "kimin adamı nerden aday olacak" pazarlıklarına dayalı sözde ittifaklar değildir. İhtiyaç; seçim taktiğini de içeren daha kapsamlı talep ve hedeflerin belirleyici olduğu ortak bir mücadelenin örgütlenmesidir. Buna hizmet edecek seçim taktiği ise, demokrasi, eşitlik ve özgürlük taleplerini dile getiren, bu uğurda şu ya da bu düzeyde mücadeleye atılan başlıca toplumsal dinamiklerin muhatap alınmasıdır.