Sırrı'nın Sırrı
Bizde dirinin ardından iyi şeyler söylemek adet değildir. Belki de bugün böyle ama yarın değişir şüpheciliğimizden bekli de şımarmasın diye düşündüğümüzden. Ya da en fenası fesatlığımızdan. Geçenlerde de Serdar Turgut basının Sırrı Süreyya'yı pazarladığını ifade eden bir yazı yazmış. Serdar Turgut'un Sırrı Süreyya Önder'in neden bu denli sevildiğini anlayamamış olması anlaşılır bir durum. Çünkü kişi kendinden bilir. Ve elbette kendi penceresinden bakarak kendi gördüklerini yazacak ve uzanamadığı ciğere mundar diyecektir. Bu tür yazılara ilişkin Sırrı Süreyya bir cevap vermiş bende ondan kopyalayıp devam edeyim "Kendinizi zorlamayın, sizin bileceğiniz bir hal değildir. Bilmeniz gereken tek şey haddinizdir."
Bizde ölünün ardından iyi konuşulur. Yani ya kaybettiğimizde kaybettiğimizin değerini anladığımızdan ya da vicdanımızı rahatlatmak için güzel sözler söyleriz.
Kör ölür badem gözlü olur. Bakınız hakkında onlarca yolsuzluk davası açılan politikacılara, sanatçılara başlarına bir iş gelmeye görsün hemen badem gözlü olurlar. Ama bazı insanlar vardır ki onların değeri yaşarken de bu dünyadan göçüp gittiklerinde de değişmez. Onlardan biri de Sırrı Süreyya Önderdir.
Bu yüzden Sırrı Süreyya Önder badem gözlüdür.
Büyük medya patronlarının, koca koca partilerin genel başkanlarının arkasından ancak öldüklerinde söylenebilecek hamaset dolu sözler onun için o yaşarken ama içtenlikle söylenebiliyor.
Peki nedir Sırrı'nın sırrı?
Sırrı Süreyya Önderin sırrı, vicdanıdır.
Yazısını okuduğunda fikrini en beğenmeyenin bile "iyi yazmış adam" demesinin altında yatan budur. Sırrı Süreyya Önder vicdanıyla yazar. Öteki bütün yazarlardan dahası öteki bütün yazar erkeklerden farklı olarak Sırrı Süreyya Önder aklını değil vicdanını aklına rehber yapmış bir yazardır. Koca koca laflar etmek yerine küçük ama akıllıca sözlerle taşı gediğine koyar.
Büyük iddiaların insanı olmanın küçük yollardan geçmek, küçük hayatlara dokunmak o hayatların acısını almak olduğunu anlatır. Nerede bir haksızlık varsa, birisi zulüm görüyorsa orada onu görebilir ya da ondan yana bir söz duyabilirsiniz.
Onun filmini izlediğinizde kendinizden bir şeyler mutlaka yakalarsınız. Ve bu yüzden aynaya bakarsınız. Çünkü sizin dilinizle konuşur. Sizin söylemek isteyip de söyleyemediklerinizi sizin göstermek isteyip de gösteremediklerinizi öyle "Beynelminel" gösteriverir. Öfkesini de, acısını da daha doğrusu yoksulluğu da, yokluğu da hem en çıplağından ama zarafetle gösterir.
Söyleyecek çok sözü olup da söyleyemeyenlerin yani yoksulların, işçilerin, işsizlerin, bütün ötekilerin yazarıdır, sanatçısıdır. Ve bu yüzden de kıymetlidir.
Sırrı Süreyya Önder bizim kıymetlimizidir.
Bu kıymet de hayatlarında kendilerinden gayrı hiç kimseyi hiçbir vakit düşünmemiş, bir başkası için bir taş bile kaldırmamış olanların anlayabileceği bir şey değildir.
Bu ülkede parlamenter demokrasi denen ve seçimden seçime hatırlandığımız şeye inananlardan değilim. Bir ülkede seçmekte seçilmekte demokratik değilken parlamenter demokrasiden bahsetmenin anlamsız olduğunu düşünüyorum. Yine de bütün bunlara rağmen meclis denilen o yerde bizden birilerinin olma fikri bana iyi geliyor.
13 Haziran'da meclisde bir Sırrı Süreyya Önder olacak mı bilmem ama o hayata dokundukça,yani kendi sırrına sahip çıktıkça bizim Sırrımız olmaya devam edecek.
Beğenmeyen oy vermesin...