10 Haziran 2011, Cuma

Tarihi koşulların tarihi seçimi...

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

12 Haziran genel seçimlerine artık saatler kaldı.

12 Haziran seçiminin, doksan yıllık Cumhuriyet tarihinin benzersiz koşullar altında gidilen seçimi olduğuna hiç şüphe yoktur.

Bir cümleyle özetlemek gerekirse; mevcut koşullar, içerde ve dışarıda eski düzenin geleneksel anlayış ve yöntemlerle sürdürülmesini imkânsız kılmaktadır.

Hal böyleyken, seçim çalışmaları son iki ayda düzen partileri açısından yalan, kışkırtma, skandal, tehdit, rüşvet ve şantaj unsurlarıyla bezeli, bildik çirkef burjuva propaganda kampanyaları ile geçti.

Egemenler kendi siyaset oyunlarına devrimci-demokratik mahiyette müdahaleler karşısında hemen gardlarını alarak saldırıya geçtiler. Devrimci-demokratik Kürt hareketinin desteklediği adayları seçim barajları, tutuklama ve baskılarla engelleyemeyeceklerini anlayınca YSK ve şimdide Hatip Dicle örneğinde olduğu gibi yüksek yargı kararlarıyla engelleme çabası içine girdiler.

Demokratik Kürt siyasal hareketinin eşitlik, özgürlük ve barış taleplerini yığınsal eylemler eşliğinde yükselttikleri son bir yıl; aynı zamanda anayasa referandumu sürecinde etkili boykot tutumu, sonrasında hayata geçirilen anadil talepli okul boykotu, iki dilli yaşam kampanyası, diyanet imamları arkasında namaz kılmama ve sivil cumalar, demokratik özerklik hedefinin ilan edilmesi ve sivil itaatsizlik eylemleri ile halk desteğinin ve kararlılığının doruğa çıktığı bir yıl oldu.

Gelinen noktada, yakın coğrafya ve bölgelerde yaşanan halk isyanlarının rüzgârını da arkasına alan Kürt halk hareketi egemenlerin parçalama ve tasfiye siyasetini önemli ölçüde boşa çıkarmıştır. Bugüne kadarki en kapsayıcı seçim ittifakı sayesinde Kürt halkının demokratik ulusal birliğinin ileri düzeyde hayata geçmesinin yolu da açılmıştır. İşte, "Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu" diye adlandırılan seçim birlikteliğinin şimdiden gerçekleşmiş olan asıl önemli başarısı buradadır.

Öte yandan "2023 Vizyonu" ve "Yeni Anayasa" vaatlerini dillerinden düşürmeyen, AKP'den CHP ve MHP'ye düzen partileri ve diğer egemen çevreler keskinleşen koşullar karşısında statükoya çaresizce sarılma dışında bir politika geliştirememişlerdir. Yeni anayasalarının ne içerdiğine bir cümle ile de olsun açıklık getirememişlerdir.

Kürt halk hareketi kurulu düzenin başlıca "kırmızı çizgilerini" fiilen çiğnerken, demokratik özerklik yolunda hızla hazırlıklarını sürdürürken, iki dilli yaşamı tüm imkânlarıyla hayata geçirmeye başlamışken, sivil cumalarla dini egemenler adına yöneten diyaneti bir iki hafta içinde Kürdistan'da adeta lağvetmişken, onbinlerle şehir meydanlarından dağların doruklarına kadar uzanan yaygınlıkta gösteri özgürlüğünü hem de her şeyi göze alarak kullanırken ve "An azadi an azadi" şiarı etrafında kenetlenmişken egemenlerin statükodan medet umması kendileri açısından tam bir çıkmazı ifade etmektedir.

Süreç devrimci bir süreç olarak gelişmektedir; Kürt demokratik ulusal birliği doğrultusunda gerçekleşen atılım ve seçim süreciyle geliştirilen politikalar, tortulaşmış, içe kapanmış ve özellikle referandum sürecinde Kürt hareketine sırt dönme eğilimine girmiş sol-demokratik çevrelerin bu yönelimlerini önemli ölçüde kırmayı da başarmıştır. Seçim platformu hem sol, sosyalist çevrelerde, hem de ezilen değişik toplumsal katman ve kesimlerde önemli bir heyecan ve umut yaratmıştır.

Tüm bunlara karşın, süreci toplumun başlıca devrimci -demokratik dinamiklerini kapsayacak bir siyasal harekete doğru genişletme tutumu ile parlamentarizm eğilimi yan yana durmaktadır. Bin bir zorluğu aşarak meşakkatli bir sürecin sonunda parlamentoya girecek 30-40 milletvekilinin burjuva parlamentoyu halkın iradesinin tecelli ettiği bir yer haline getiremeyeceği gerçeğinin unutulduğu durumlarda vakidir.

Hâlbuki tüm veriler ve gerçekler göstermektedir ki, gerek "yeni anayasaya" yapımı, gerekse Kürt sorununun barışçıl çözümü gibi iç içe konularda parlamentonun son derece sınırlı bir rolü olacaktır. Ayrıca oluşacak yeni parlamentonun birleşimi de göz önüne alınırsa bu rolün demokrasi güçleri aleyhine işleyeceği de başka bir gerçektir.

Oluşumu ve görevleri yürürlükteki cunta anayasasınca tarif edilmiş olan TBMM'nin yeni bir anayasa yapması yasaktır!

Parlamento '82 Anayasasının ilk üç maddesini değiştirmeyi teklif dahi edemez!

Bu aynı zamanda parlamentonun Kürt sorununu çözme konusunda yapabileceklerinin sınırını da tarif etmektedir.

Seçim sürecinin yarattığı ortamın demokrasi güçlerini yakınlaştırmış olması, Kürt demokratik hareketi ile diğer ezilen toplumsal kesimler arasında yavaşta olsa bir yakınlaşmanın ilk işaretlerinin ortaya çıkması, geleceğe dönük hamlelerin ne olması gerektiğini de izah eder niteliktedir. Bu hamle ülkenin başlıca demokratik dinamiklerini kapsayacak, halk iradesini temsil edecek "kurucu"  bir hareketin örgütlenmesi olacaktır. "Emek, demokrasi ve özgürlük bloğu" nun parlamento grubuna bu konuda önemli roller düşeceğine hiç şüphe yoktur.