21 Şubat 2012, Salı

Tinerci gibi kimsesiz, katır kadar inatçı

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Bu haftanın yazısı için bilgisayarın başına geçtiğimde gece yarısı cep telefonuma atılan bir mesaj bütün kurgumu alt üst etti. Geçen hafta tutuklanan KESK yöneticisi kadınlar, ya da beklendiği biçimde gazetesinden uzaklaştırılan Nuray Mert  ile ilgili değerlendirmeler yapmanın çok anlamı kalmamıştı artık.  Türkiye'de ifade ve örgütlenme özgürlüğünün ne ölçüde var olduğunu tartışmanın  heyecan verici bir görev olmaktan çıktığı bir ortama sürüklendiğimizi hissediyorum.

İlgi ve destek talebi ile atılan mesajda  CNN Türk televizyonunda Cüneyt Özdemir tarafından konuk edilen "tinerci" çocuğun gözaltına alındığı ifade ediliyordu. Böyle bir ortamda  MİT-Emniyet yada hükümet-cemaat gerilimi var mı, yok mu tartışması da başka bir boyut kazanıyor. Tarafların birbirine düşürülmek istenmesine rağmen iyi geçinmek zorunda olduklarına dair  "14 Şubat" sevgililer günü türünden  mesajlar  verilmeye devam edecektir elbette. Bununla birlikte güç gösterisinin devam edeceğini de göz ardı etmemek gerekir.

Bir "tinerci" çocuğun televizyona çıkmasına tahammül edemeyen devletin, kendi içinde hangi kavgalarla boğuştuğunu tartışmak ne ifade edebilir. Bu ülkede muhalefet sorumluluğu üstlenmiş gazetecilerin, sendikacıların, siyasetçilerin bir "tinerci" çocuk  kadar kimsesizleştirildiğini görmeden ayağa kalkamayacağımızı düşünüyorum. O meşhur boğulma, batma  pozisyonunda kurtulma örneğinde olduğu gibi iyice dibe vurup ayaklarımızla güç almadan suyun üstüne çıkamayacağız, nefes alma imkanı bulamayacağız. Suyun derin olduğunu biliyorum ama arada kalmanın dibe çökmekten daha tehlikeli olduğunun da  farkındayım.

Düşük faizli kredi tartışmasında halktan gerçekleri sakladığı için istifa etmek zorunda kalan Almanya Cumhurbaşkanının ülkesinde yaşamadığımızı bilerek davranmak zorundayız. İnsansız hava uçaklarının Uludere görüntülerindeki insanları tanıyamasa bile "katırları" fark etmekte uzlaştıklarını sandığım milletvekilleri  insan hakları inceleme komisyonu üyesi olarak görev yapıyorlar. Bu cümlede üç kez "insan" kelimesi geçse de insanlığın dibe vurduğu    bir  ortamda  yaşıyoruz.

Artık "katırlar" üzerine yazmanın insan görünümlü, rozetleri yüreklerinden büyük yaratıklar üzerine yazmaktan daha  gerçekçi bir iş olacağını düşünüyorum. Oturduğu koltuğa esir olan ama bizi, gündemimizi, düşüncelerimizi, umutlarımızı, geleceğimizi yönetmeye heveslenecek kadar kendini güçlü zanneden zavallılardan söz etmektense, "katırlar" üzerine konuşmak daha insani bir tutum gibi geliyor bana.

Yol arkadaşlığının, inatçılığın, kararlılığın sembolü katırlardan hepimizin öğreneceği çok şey var şüphesiz. Ağır yükler üstlenip, yüz yıllardır sınır tanımadan en yüksek bedeli ödemek zorunda bırakılan "katırlar" devleti tanıma konusunda  çoğumuzdan daha ilerdeler. Üstelik yalan söylemeyi bilmiyorlar,  hizmet ettikleri halka ihanet etmiyorlar.

Bir tinerci kadar yalnız, bir katır kadar inatçı olan  halkın özgürlük ve adalet arzusunun, bombalamalarla ölmeyeceğini, tutuklamalarla sönmeyeceğini  görebilmek dileği ile...