14 Ocak 2013, Pazartesi

Katiller!

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

Kürdistan Enformasyon Bürosunda çalışan Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez öldürüldü. Üç Kürt kadın siyasetçi Paris'in orta yerinde, planlanmış, profesyonel bir cinayetle katledildiler.

Sakine Cansız PKK'nin kurucularından biri ve kurucular arasındaki tek kadın. Diğerleri Kürtlerin özgürlük mücadelesi yolunda Avrupa'da diplomasi çalışmaları yürüten kadınlar.

İstanbul'da bıçaklanarak öldürülen ve göğsüne bıçakla haç çizildiği söylenen Maritsa Küçük, Yine Samatya'da evinde dövülen ve bundan dolayı bir gözünü kaybeden ve 6 Ocak'ta kaçırılmaya çalışılırken kurtarılan ermeni kadınlar.

Dün yine İstanbul Kadıköy'de bıçaklanarak öldürülen genç bir ermeni öğretmen.

İstanbul Güzeltepe'de işaretlenen Alevilere ait evler.

Zeytinburnu, Afyon ve daha pek çok yerde devam eden nefret saldırıları...

Ne ırkçı saldırganlığa yabancıyız, ne katliamlara, ne Kürtlere, Ermenilere, Rumlara, Alevilere yapılmışlığına.

Bu vahşiliğin nedenlerini bilmez de değiliz. Kendisi dışındaki herkesi ötekileştiren, yaşam hakkı vermeyen faşizmin tezahürleri bunlar. Nefretin, iktidar hırsının akılları, vicdanları, insanlığı, insanca bir geleceği yok ettiği nokta.

İnsanlıktan uzak olanların tahammülsüzlüğü bu.

İnsanlık adına elimize geçen fırsata tahammülü olmayan faşizmin, vahşi bir saldırısı.

Toplumun en hassas kesimi olarak tarif edilen Şehit Aileleri Dernekleri ile savaşın getireceği felaketi görenleri ile toplumun büyük kesiminde yankısını bulan barış umutlarını yok etme girişimi.

Faşizmden sapan topluma bir gözdağı. Barış isteyen Kürtlere, insanca yaşamak isteyen Ermenilere, Alevilere sallanan parmak...

Egemen medyaysa yine şaşırtmadı bizi. Oral Çalışlar'ın umutlarını boşa çıkardılar. Yine iktidara uyup şiddet ve nefret dilini kullandılar, düşmanlık tohumları serptiler ekranlardan gazete sayfalarından.

Ermeni öğretmenin öldürüldüğü günün sabahında, ulusal televizyonların haber programlarına takılanlarınız olmuştur muhakkak. Kürt kadın siyasetçilerin ve Ermeni öğretmenin katledilmelerine dair haberleri kısacık ve "nasılsa gazetelerde ayrıntılarını okuyacaksınız" diye geveleyerek geçiştirdiler. Bu iki katliamın daha kanı kurumamışken, manşete uydurma haberler taşımaktan utanmadılar.

Hatta biraz daha ileri gidip Paris'teki katliam haberinin ardından, biz de dün bir şehit verdik. Ne olmuş yani demeye kadar vardırdılar işi...

Bu arada Kürt siyasetçilerin katledilmesini alelacele iç hesaplaşma yaftası ile damgalamaya çalışanlar, Ermeni cinayetleri için de siyasi değil adli olaylar açıklaması ile sorumluluktan kurtulma derdindeler.

Ancak o kadar açık ki kiri pası, kokusu o kadar ağır ki kimseyi kandıramayacaklar. Tüm bu cinayetlerde devletin, düşmanlığı ve şiddeti teşvik eden iktidarın doğrudan sorumluluğu var. Önceki onlarca katliam ve binlerce siyasi cinayette olduğu gibi.

Bu cinayetlerin ne amaçla işlendikleri elbet önemli. Buradan hareketle fail hakkında da tahmin geliştirmek mümkün. Ancak kim ne sebeple yapmış olursa olsun, her halükarda bir provokasyon değil mi bu cinayetler.

Ve çıplak gerçek; onlar vahşice, planlanarak, nefret duygularıyla katledildiler. Varlıkları son buldu. Arkalarında derin bir üzüntü, büyük bir öfke, kaygı ve korku bıraktılar.

Bir kez daha anladık ki; barış, kardeşlik, insanlık, demokrasi umut etmek ne kadar elzemse o kadar da zor. Ve hatta nefret etmek o kadar kolay. Ve belli ki, o nefret minderine çekmek istiyorlar bizi.