26 Mayıs 2013, Pazar

Demokrasi ve Barış Konferansı'ndan notlar

Ankara'da "Demokrasi ve Barış Konferansı" düzenleniyor. İki günlük konferansın ardından "Demokrasi ve Barış Deklerasyonu" açıklanacak.

Cumartesi günü Ankara'da Sürmeli Otel'de başlayan Demokrasi ve Barış Konferansı  atölye çalışmalarıyla devam ediyor.

Yaşar Kemal, Tarık Ziya Ekinci, Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Rakel Dink, Prof. Dr. Yakın Ertürk, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Arif Sağ'ın çağrıcısı olduğu "Demokrasi ve Barış Konferansı"na 400'e yakın akademisyen, siyasetçi, aydın, yazar, sendikacı, sanatçı, kadın örgütü temsilcisi katıldı.

'KALICI BİR BARIŞ' İÇİN BURADAYIZ'

Konferansın açılış konuşması BDP İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder tarafından yapıldı. Önder konuşmasında, "Tarihe siyaseten baktığımızda, bu konferansı oluşturanların ortak paydası sayılabilecek düşüncelerin, uzun vadede daima doğrulandığı gerçeği ile karşılaşırız. Ne yazık ki uzun vadede gelen haklılık, bu vadede maruz kalınan zulmü ve kötülüğü engellemeye yetmemektedir. Ortak paydadan bahsetmiştim. Bu nedir diye baktığımızda birçok şey saymak mümkün ama en temel ve tartışmasız olanlara indirgediğimizde, havaya, suya, dile, kimliğe ve onura mülk olarak değil en temel ve vazgeçilmez bir hak olarak bakanlar diyebiliriz. Daha iyi, daha eşitlikçi ve daha adil bir dünya mümkün fikrine inananlar ve bunu dert edinenler diyebiliriz. İşte bizler burada tarihsel önemi büyük bir sürecin temellerini güçlendirmek, çerçevesini çizmek, 'asla olamaz"-'larıyla 'mutlaka olmalı' başlıklarını belirlemek ve bu süreci izleyip kolaylaştırmak, gözleyip denetlemek üzere toplandık" dedi. 

'BİZİM İÇİN PUSULA NİTELİĞİNDEDİR'

Bu çağrıyı yapan, emek veren, katılım gösteren bütün dostlara, partilere, örgüt ve kurumlara teşekkür ettiklerini ifade eden Önder, "Sayın Öcalan'ın da yapılmasını önerdiği, aciliyeti ve gerekliliğini vurguladığı bu 'Kalıcı Barış' konferansı hem başındaki 'kalıcı' kelimesinin gerçekçiliği hem de 'barış' kelimesinin tarihsel anlamı gereği hepimiz için yön belirleyici bir pusula niteliğindedir" ifadesini kullandı.

'BARIŞ DEMOKRASİNİN ANAHTARI OLABİLİR'

"Barış" kelimesine yükledikleri anlamın bu denli büyük olmasının kimseyi korkutmaması gerektiğini ifade eden Önder, şunları söyledi: Barış herkesçe sıkça dile getirildiği üzere demokrasinin anahtarı olabilir; ama barışın tek anahtarı demokrasi değildir. Adalet, eşitlik ve demokrasi bir arada kalırsa barışın kalıcı bir biçimde tesisi mümkün olacaktır" dedi. Önder, "Barışa, gerillanın sınır dışına silahlarıyla çekilmesine dahi direnenler, barış için sokağa çıkanları protesto edenler ne bu halkın iradesini ne de bu halkın mücadelesini tanıyamamıştır. Elbette bugün bu kadar muhteşem bir ideal için, kalıcı barış için burada bulunmayı içine sindiremeyenler varsa, bu onların ideolojik ve vicdani bakımdan barış gibi bir dertlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır" 

'ÖLÜME DUR DEMEK HERKESİN GÖREVİ'


Barışın iki taraflı bir süreç olduğunun altını çizen Önder, şu değerlendirmeyi yaptı: "Ölüme dur demek yalnızca mücadele güçlerinin değil, devletin ve tüm yurttaşların da elindedir. 'Kalıcı' kavramının altına çizeceğimiz çizgi de işte tam burada önem kazanmaktadır. Bugün başta basın kuruluşları olmak üzere birçok insan hükümetin stratejilerini tam olarak sindirememiş olsalar bile barışa destek vermek zorunda hissediyorlar, egemeni ikna etmek gibi bir zorunluluğumuz olmasa da kitle iletişimini aksatmamalı, barışı gönülsüz destekleyen yahut barışın içine sinmediği kitleleri de bu konferans ve paralelindeki tüm çalışmalarla ikna etmek gerekmektedir." dedi.

'NEDEN BUNCA ZAMAN KAYBETTİK?'

Önder'in konuşmasının ardından divan seçildi. Divan Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, 6 aydır tek bir can kaybının olmamasının sevincini yaşadıklarını ve "neden bunca zaman kaybettik?" sorusunun kahredici hüznünü içlerine gömerek yaşadıklarını söyledi. Kalıcı barışın inşası için yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğuğunun altını çizdi.


'ROBOSKİ KATLİAMI KARŞISINDAKİ DEVLET KİBRİ SÜRÜYOR'


Gürsoy, uzun ve zorlu yolun, çok sayıda yasal engelle ve devlet merkezli milliyetçi muhafazakar yargı kültürünün kalıntılarıyla dolu olduğuna işaret ederek, "Her şeyden önce bu engellerin ortadan kaldırılması, en azından bu yolda çaba gösterilmesi gerekirken, aksine siyasi iktidara yandaş olmayan her türlü meşru siyasal gösteri, toplu basın açıklamaları, dozunu gittikçe artıran bir polis şiddetiyle dağıtıyor, toplumsal siyaset alanı genişletileceğine, aksine daraltıyor. 30 yıllık kanlı çatışmaların bıraktığı tortuların temizlenmesi, ortak yaşamın yıpratılmış bağlarının kesimlerine karşı uygulanan devlet zulmüyle yüzleşilmesi adına hiçbir somut proje ortaya konmadığı gibi, acısı daha kabuk bağlanmamış olan Roboski katliamı karşısındaki devlet kibri sürdürülüyor, iktidarın Reyhanlı katliamındaki sorumsuzluk payı gözlerden gizlenmeye çalışılıyor" dedi.

'HESAP VERMESİ GEREKENLER HESAP VERMELİ'

Şebnem Korur Fincancı ise yaptığı konuşmada, Kürt halkının gösterdiği mücadele için teşekkür ederek, çözüm süreciyle birlikte kaygılarının da olduğunu söyledi. Fincancı, konferansın barışın adımlarından biri olduğunu kaydederek, barış sürecinin en önemli ayaklarından birinin hesap vermesi gerekenlerin hesap vermesi olacağını dile getirdi.


'HADİ BARIŞI TARTIŞALIM'

Çağıcılardan Arif Sağ ise, uzun zamanlar gülmelerine izin verilmediğini ifade ederek, 20 yıl önce de barış ve demokrasiden bahsettiklerini söyledi. Sağ, barış ve demokrasiden korkulmaması gerektiğini belirterek, "Çok fazla laf etmeye, gevelemeye gerek yok. Eğer demokrasi ve barışı algılamıyorsak, biz bütün bu acıları demokrasi ve barışı algılayabilmek için tartışmamız gerekiyor. Bu işi bu barış sevdasını ancak tartışarak kalıcılaştırabiliriz. Bizim elimize verilen barış bir gün tekrar alınabilinir. Biz kendimiz barışı yaratacağız. Bu tartışma kültürüne çağıranlara şunu diyorum; hadi barışı tartışalım" diye konuştu. 

'HERKES ERMENİLERE KARŞI BORCUNU ÖDEMELİ'


Çağrıcılardan Murathan Mungan, kendilerinden sonraki kuşakların bu konuşulanları konuşmamasını umduğunu kaydederek, toplantıda daha çok barışın konuşulacağını, bu yüzden barış samimiyeti üzerine konuşmasını ayırdığını aktardı. Mungan, barış ve demokrasi kelimelerinin içinin boşaltıldığını dile getirerek, bugün Türkiye'nin sınırlarında değil, aklın ve vicdanın sınırının sorumlu olduğunu kaydetti. Mungan, her zamankinden daha fazla barışa ihtiyaç duyulduğunu belirterek, soyut barış kavramı yerine yaşama geçirilen barış dilinin oluşturulması gerektiğini söyledi. Mungan, "Bellekler, bütün sınırlar bölünmüş ne çıkar. Bugün Reyhanlı'dan Roboski'ye kadar hafızalar bölünmüştür" diyerek, artık anlama kültürünün eşiğine geldiklerini de sözlerine ekledi. Mungan, Türkiye'de sadece Türk ve Kürtlerin yaşamadığını belirterek, Ermeni katliamının 100. yıldönümünün yaklaştığını ve herkesin 2015 yılında borcunu ödemesi gerektiğini söyledi. 

'HEP BİRLİKTE GELECEĞİ KURALIM'

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, konferansta yaptığı konuşmada çağrıcılara teşekkür ederek başladığı konuşmasında yaşanan süreci özetledi.  İlk kez siyasi iktidarın da Kürt siyasal hareketinin de sahiplendiği bir süreç yaşandığına dikkat çeken Kışanak müzakerelerin tarihsel olduğunu ve dönüşü olmayan bir yolun başına getirdiğini kaydetti. Hep beraber bu çözüm yoluna sahip çıkacaklarını dile getiren Kışanak, kritik bir aşamaya gelindiğini söyledi. Kışanak, "Bu sürecin neden diğer süreçlerden farklı olduğunu Sayın Öcalan çok net bir şekilde dile getiriyor. Barışın imkanlarının ve olanaklarının ortaya çıktığını ve kalıcı bir barışı elde edebileceğimizi tüm kamuoyuna duyurdu. Bu önemli bir açıklamaydı. Ve bunun gereğini de ardı ardına izliyoruz. Tarihsel niteliği belirleyen en önemli vurgu ise tüm halklara yapmış olduğu beraber gelecek kurma çağrısıdır" dedi. 

'KADINLAR OLMADAN BARIŞ OLMAZ'

Kışanak'ın konuşmasının ardından  Barış İçin Kadın Girişimi adına konuşan Prof. Dr. Nükhet Sirman, savaşın bir cinsiyeti olduğunu gördüklerini ifade etti. Kadınların savaşta yaşadıklarının çok daha gizli ve görünmez olduğunu dile getiren Sirman, kadınların barış müzakerelerinin her alanında olmasını düşündüklerini belirtti.  Kadınların savaşın toplumdaki tahribatının yazılı belgesi olduğunu kaydeden Sirman, "Kadınların bedeni ve ruhu bu savaşı çok iyi anlatır. Kadınlar olmadan barış olmaz, barış toplumsallaşmaz. Barışın toplum tarafından müdafaa edilmesi kadınların bu barışı kabul etmesinden geçer. Kadınların aynı zamanda savaş sırasında da sokağa çıktılar. Evlerinden çıktılar. Eğer eski toplumsal mutabakata dönüşmezse kadınlar evlerine geri dönmeyecekler. Biz kadınlar olarak barış sürecinin şeffaf olmasını istiyoruz. Bunun için çok önemli kadınların barışın her aşamasında temsil edilmesi çok önemli. Kadın sorunları barış müzakerelerinde masada olmalı. Biz kadınlar olarak barış süreci içinde görüşme kararı aldık. Biz kadınlar barış için mücadele ediyoruz. Hiçbir yere gitmiyoruz. Evimize de dönmüyoruz" dedi.

KOMİSYONLAR KURULDU

Konferansta "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" komisyonu adına konuşan Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, onarıcı bir adaletin toplumsallaşmasının önemine işaret etti. Dr. Murat Paker de geçmişle yüzleşme olmadan kalıcı bir barışın sağlanamayacağını kaydetti.

Barış sürecinin oldukça zor olduğunu söyleyen Murat Paker  "Kalıcı bir barış için yüzleşmek ve yüzleşmekle birlikte uzlaşmak önümüzde bir aşama olarak duruyor. Yüzleşme dediğimiz mesele ise, iki temel unsuru var. Bir hakikatin ortaya çıkartılması, ikincisi bu hakikatla birlikte yeni bir ilişkinin tesis edilmesidir. Bu ikisi yapılabilirse yeni bir uzlaşmanın olması mümkün. Yüzleşme dediğimiz şey, suçlarımızla kabahatlerimizle yüzleşmek. Yüzleşme kendimizle yüzleşmektir. Kendimizle yüzleşmesek, kalıcı barışı sağlayamayacağız. Yüzleşmenin dünyanın değişik ülkelerinde mahkemeler üzerinden, adalet üzerinden giden örnekler var. Hangi adalet tarzı tercih edilirse edilsen bireysel sosyopolitik düzeyinde hep aynıdır. Failler ve mağdurlar belli olacak" dedi. 

'ONARICI BİR ADALETİN TOPLUMSALLAŞMASI İÇİN BURADAYIZ'

Prof. Dr. Turgut Tarhanlı atölye çalışmalarında dikkate alınacak olan üç başlığın birbiriyle çok bağlantılı olduğunu dile getirdi. Geçmişle yüzleşmeksizin barış yolunda ilerlemenin mümkün olmadığını ifade eden Tarhanlı, hukuk, anayasa meselesinin önemine vurgu yaptı. 1982 Anayasasının toplum ve hukuku birbirinden ayırdığını dile getiren Tarhanlı, hukukun bunun önemli bir mimarisini oluşturduğunu dile getirdi. Çatışmasızlığın önemli bir aşamayı ifade ettiğini dile getiren Tarhanlı, bu sürecin devam edebilmesi için güven arttırıcı önlemler ve yeni hukuk meselesine vurgu yaptı. Güven arttırıcı önlemler için küçük adımlardan büyüğe doğru gitmenin önemine işaret eden Tarhanlı, "Süreç açısından belli bir ritmi koruma, öngörülebilir olma, sürecin şeffaf yönetilmesi, karşılıklı birbirine olan güvenilirlik, tutarlılık yani zikzakların olmaması, şiddetten uzak bir politikanın sürdürülmesi, iletişimin, doğrulayıcı sınayıcı hareketler içinde olmanın yerelde bunları sahiplenmenin, ifade özgürlüğünün olması, örgütlenmenin önünün açılması önemlidir" diye konuştu. Anayasa Uzlaşma konusuna da değinen Tarhanlı, eşit temsilin gerekliliğine dikkat çekti. 

'YÜREĞİMİZ YEK DİĞERİNE AÇIK OLSUN'


"Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokrasi süreci" adlı atölye çalışması grubunun konuşmasını Necmiye Alpay yaptı. Demokratikleşme ve barışın sivil bir mücadele alanı olduğuna dikkat çeken Alpay, yaşanan süreçte barışın kalıcı olması için hatırı sayılır bir uzlaşma olduğunu belirtti. Savaş halinden kalıcı barışa geçisin kadınlar açısından önemli olduğunu belirten Alpay, barış ve demokrasi mücadelesinde muhatapların herkes olduğunu dile getirerek, kalıcı bir barışın olmazsa olmazının bunlar olduğunu dile getirdi. Silahlı mücadeleye yandaş olma ya da karşı durma gibi bir sorun yaşamadıklarını dile getiren Alpay, demokrasi ve barış mücadelesinin yıllardır sürdüğünü ifade ederek, "Bugün devlet çözüm demek zorunda kaldıysa bütün kesimlerin katkısı olmuştur. Bu savaşta ağır bedeller veren herkesi saygıyla selamlıyoruz. Kulaklarımız ve yüreğimiz yek diğerine açık olsun" ifadesini kullandı.

Atölye çalışmalarının ardından "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu", "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu" ve "Müzakere Sürecinde Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Siyaset Komisyonu" konulu 3 ayrı komisyon kurulmasıyla birinci gün oturumu sona erdi.

İKİNCİ GÜNDE ATÖLYE ÇALIŞMALARI

"Demokrasi ve Barış Konferansı"nın ikinci günü atölye  çalışmalarıyla devam etti. Konferansta dün öğleden sonra yapılan "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet", "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" ve "Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Mücadele" isimli atölye çalışmalarının sonuçları aktarıldı.

"Müzakere sürecinde barışın toplumsallaşması ve demokratik mücadele" konulu yapılan atölye çalışmasının sunumu Ender İmrek tarafından yapıldı.  Türkiye'nin yıllardır süren bir savaştan sonra barış aşamasına gelmesinin önemli olduğunu belirten İmrek, bu sürecin tüm kesimler açısından önemli olduğunu dile getirdi.

BARIŞIN KALICILAŞMASI İÇİN KOMİSYON KARARI

İmrek, "Müzakere sürecini desteklemek AKP'yi desteklemek anlamına gelmez. Barış mücadelesini yükseltmek müzakere sürecini yakından takip etmek ve Kürt halkının yanında yer almak gerekmektedir. Müzakere süreci şeffaf olmak zorundadır. Barış ve müzakere süreci bölgede ve Ortadoğu'da kendini soyutlayarak olmaz. Masanın bir tarafında devlet diğer tarafında sadece Kürtler söylemi doğru değil. Bütün ezilenlerin ortak duruşunu sağlamak konferansımızın ortak referansıdır. Türkiye'nin her ulustan, dinden, inançtan olan halklarının sorunlarının çözülmesi ve barışın kalıcılaşmasıdır" dedi.

İlk aşamada çalışmaların koordine edilmesi konusunda bir komisyon kurulmasına karar verdiklerini dile getiren İmrek, "Bu komisyon sürecin izlenmesini ve taraflarla buluşmayı hedefliyor. Yerellerde benzeri çalışmaları sürdürmeyi önüne hedef olarak koymuştur. Komisyonun içinde 9 kişinin yer almasını esas alıyoruz. Bu komisyonda yer alacak isimlerin de bu genel toplantıda belirlenmesini uygun bulduk" ifadesini kullandı. 

'SAMİMİ VE SAHİCİ BİR YÜZLEŞME'

Hakikat Yüzleşme ve Adalet Komisyonu adına konuşan Erdoğan Aydın barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerlemesi için mevcut çatışmasızlığın devam etmesinin önemli olduğuna dikkat çeken Aydın, "Güven önemli. Buna uygun bir barış dili, bir bilgi ve hafıza çalışması olmalı. Bu konuda bir Hakikat Komisyonu'nun oluşturulmasına karar verildi. Bu savaşın yarattığı her alanda yaşananlara dair bir çalışma yürütecek. Sivil toplum örgütleriyle bağlantı kurmak ve bu konuda bilgi ve belgeler bir araya getirilmeli. Faillerin envanterinin ortaya çıkarılması farklı kesimlerin birbiriyle yüzleşmesinin yolunu açacaktır. Bu konuda yöntem ve araçlar geliştirilmeli. Meclis yeni bir yasal düzenleme ile resmi hakikat komisyonlarının oluşturulması ısrarla talep edilmelidir. Mevcut konjoktür gereği adalet ve Türkiye tarihinde olan diğer kara sayfalarla yüzleşmek esas alınmalı. Ermeni katliamı, Pontus Rum soykırımı, Dersim katlimı ile yüzleşme bu anlamda önemlidir. Bütün sanat çalışmaları desteklenmeli. Kadınların katılımı esas alınmalı. Samimi bir özür dilenmeli" dedi. Türkiye'nin en temel sorunlarına çözüm aramayı esas aldıklarını ifade eden Aydın, Roboski ve Reyhanlı katlilamlarının aydınlatılmasının takipçisi olacaklarını dile getirdi. Aydın, cinsiyet kimliklerinin anayasada yer alması, kadın sorunlarının çözümlenmesi başta olmak üzere her konunun gerçek çözüme kavuşması için çalışacaklarını dile getirdi. 

BARIŞIN HUKUKUNU OLUŞTURMA KARARI


"Hukuk yol temizliği ve yeni anayasa" komisyonunda yapılan tartışmaları ana başlıklar halinde dile getiren Filiz Kerestecioğlu ise barışın hukukunu oluşturmayı esas aldıklarını dile getirdi. Kerestecioğlu, "Çoğulcu demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmak ve işlev kazandırmak önemlidir. Karşılıklı güven açısından yürünmesi, hukukun üstünlüğü ve adalet zaafiyeti, güven arttırıcı adımların tek taraflı olması, yargı sisteminin yeterli bir güvence sağlamaması engelleri var. Bu engellerin kaldırılmaları aciliyet arz ediyor" dedi. Güven tesisi yolunda ileri adımların atılmasının sağlanacağını ifade eden Kerestecioğlu, "Yasal değişiklikler, içerde olan binlerce siyasi tutuklu, ifade özgürlüğü başta olmak üzere her konuda adım atılabilmesi için yargı sistemine hakim olan anlayışın değişmesi hayati önemdedir. Türkiye'nin taraf olduğu hak ve özgürlüklere ilişkin çekinceler kaldırılmalıdır. Eşit ve demokratik bir ortamda yaşamayı reddeden bir durumdur. Yerel yönetimler özerklik şartı ve çocuk hakları sözleşmesindeki çekinceler kaldırılmalıdır. Çoğunluğun hukukla kurulması konusunda önemli bir mesaj verilmiş olacaktır. Yanlışlığın giderilmesi için yerelden ve yeniden yönetim anlayışı geliştirilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesine yeni anayasada yer verilmelidir. Türkiye yurttaşların buluşacağı bu yeni anayasa herkesin kendi anadiliyle yaşadığı eşit, cinsiyet kimliğinin tanındığı, vicdani red olayını tanıyan bir anayasa olmalıdır. Barışın hukukunu hep birlikte kurmak ve uygulanmasını takip etmek zorundayız" dedi. 

Komisyonların tartışmalarının aktarılmasından sonra katılımcıların konuşmalarına geçildi. Konferans katılımcıların konuşmaları ile devam ediyor.


 

EmekDunyasi.Net/DİHA