27 Mayıs 2013, Pazartesi

Demokrasi ve Barış Konferansı Sonuç Bildirgesi açıklandı

Demokrasi ve Barış Konferansı'nın sonuç bildirgesi açıklandı. Sonuç bildirgesi'nde 500'ü aşkın katılımla iki gün boyunca yapılan tartışmaların sonucunda ortaya çıkan kararlar ve öneriler ayrıntılı olarak yer alıyor.

Bildirgede, sürecin kalıcı bir barışa ulaşması için çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmanın ve buna işlerlik kazandırmanın kaçınılmaz olduğu vurgulanarak, müzakere sürecinin ilerlemesi için PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması talep edildi.

KONFERANS 500'ÜN ÜZERİNDE TEMSİLCİYLE DÜZENLENDİ

Ankara Sürmeli Otel'de 25-26 Mayıs'ta 500'ü aşkın akademisyen, sanatçı, yazar, politikacı, aydın ve kurum temsilcilerinin katılımıyla gerçekleşen Demokrasi ve Barış Konferansı'nın sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede, "Konferans'ta buluşan biz Aleviler, Ermeniler, Süryaniler, Kürtler, Türkler, Sünniler, Araplar, Romanlar; bir başka deyişle bu ülkenin farklı halkları ve inanç grupları, inançsızları, aydınları, akademisyenleri, gençleri, kadınları, LGBT'lileri, emekçileri, sendikacıları, siyasi parti ve grupları, başlatılan müzakereleri doğru bir yönde ilerletmek, kalıcı bir barışı tesis etmek, hepimizin hak ve özgürlüklerini kapsayacak eşit ve ortak bir demokratik gelecek kurmak için birlikte hareket etmeye, çözüm inisiyatifini geliştirmeye ve toplumsallaşan bir barış hareketini örmeye karar verdik" denilerek, Kürt sorununda çözüme yönelik görüşmeler sürecinin desteklenmesi ve geliştirilmesi gerektiğine inanıldığına işaret edildi.

KONFERANS MÜZAKERE SÜRECİNİN KESİNTİSİZ SÜRDÜRÜLMESİ İÇİN KARARLI BİR TUTUM İÇİNDE OLACAK

Bildirgede, konferansın müzakere sürecinin kesintisiz olarak sürdürülmesi için kararlı bir tutum ve çaba içerisinde olacağı ilan edilerek, şunlar kaydedildi: "Sürecin kalıcı bir barışa ulaşması için çoğulcu, eşitlikçi ve özgürlükçü bir demokrasiyi bütün kurumlarıyla oluşturmanın ve buna işlerlik kazandırmanın kaçınılmaz olduğunu vurguluyoruz. Demokrasiyle barışın birbiriyle doğrudan bağlantılı olduğunu bir kez daha saptayarak, demokratikleşme yönünde atılacak adımların barış sürecini de ilerleteceğini belirtiyoruz. Bugün bazı yaklaşımların, barış ve demokratikleşme sürecinin karşılıklı güven içerisinde ilerleyebilmesi açısından kimi sorunlar yarattığını görüyoruz. AKP hükümetinin, hegemonyacı ve otoriter bir siyaset anlayışı ile çözüm sürecinin sağlıklı gelişiminin önünde sorun alanı yaratmaması gerektiğini belirtiyoruz. Güven sağlayıcı adımların tek taraflılık karakteri göstermemesi, karşılıklı güvenin artırılması, çözüm ve barış sürecinin güçlendirilmesi için hükümeti sorun alanlarını daraltacak adımları gecikmeden atmaya davet ediyoruz."

'ÖCALAN'IN HEYETLERLE İLETİŞİM İMKANI YARATILMALI'

Bildirgede, müzakerenin sonuç alıcı bir biçimde sürmesi ve geliştirilmesi için, şu aşamada müzakereyi büyük kısıtlar altında yürüten "Sayın" Abdullah Öcalan'ın "sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının" sağlanması ve toplumun çeşitli kesimlerinden oluşan heyetlerle iletişim imkanlarının yaratılması gerekliliği vurgulanarak, şunlar belirtildi:

'NEFRET DİLİ YERİNE BARIŞ DİLİ YAYGINLAŞTIRILMALI'

"Nefret dilinin değil, barış dilinin yaygınlaşmasının, karşılıklı anlayış ve saygının bu sürecin selameti açısından yaşamsal önemini vurguluyoruz. Barış ortamının ve müzakerelerin toplumsallaşması için demokratik mücadeleye yönelik engellemelerin sona erdirilmesi; bu kapsamda ifade, örgütlenme, toplantı ve gösteri özgürlüklerinin hiçbir şekilde kısıtlanmamasının önemini hatırlatıyoruz. Hasta ve çocuk tutsaklar başta olmak üzere, siyasi tutukluların serbest bırakılmasını sağlayacak yasal düzenlemelerin geciktirilmeden ele alınmasını talep ediyoruz. Halkların dil, kültür, inanç ve kimlik haklarının evrensel olduğunu, bunların bir pazarlık konusu haline getirilemeyeceğini ve bu hakların eşit yurttaş olmanın gereği sayıldığını bir kez daha vurguluyoruz. Çözüm ve demokratikleşme sürecinin her aşamasında, cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerin eşitlik hukukunu, kadın-erkek eşitliğini sağlayıcı adımlarla kalıcı ve gerçek bir barış sağlanacağına olan inancımızı bir kez daha dile getiriyoruz."

'GEÇMİŞLE YÜZLEŞİLMELİ'

Bildirgede, güvenlikçi politikalara asla geri dönülmemesi, sürecin kesintiye uğramaması ve geliştirilmesi gereği vurgulanılarak, "Gerçek bir barışın sağlanması için bugünden başlayarak geçmişe kadar uzanan tüm katliamlarla, faili meçhullerle, kayıplarla, soykırımlarla yüzleşmenin vazgeçilmezliğinde birleşiyoruz ve günümüzden geriye doğru, insanlığa karşı işlenmiş bütün suçları, zaman aşımı olmaksızın ortaya çıkarmak ve adaleti tesis etmek için üzerimize düşen her şeyi yapacağımızı belirtiyoruz. Çözümün yalnızca tek taraflı fedakarlıklarla sağlanamayacağını değerlendirerek, Meclis'te bulunan siyasi partilere çağrı yapıyoruz. İktidar ve muhalefetiyle yasal reform adımlarının, demokratikleşmenin hızlandırılması, yeni anayasa çalışmalarının seçimlerden önce sonuçlandırılması, çözüm sürecinin ruhuna uygun bir çalışma temposunun, tarzının ve dilinin parlamentoda da geliştirilmesi gerektiğini belirtiyoruz" denildi.

BUNDAN SONRAKİ ÇALIŞMALAR KOMİSYONLARLA SÜRDÜRÜLECEK

"Bundan sonraki çalışmalarımızı, 'Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu', 'Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa Komisyonu', 'Toplumsal Müzakere ve Demokratik Siyaset Komisyonu' ve bunların koordinasyonu aracılığıyla sürdürme kararlılığındayız" denilen bildirgede, "Konferans katılımcıları olarak, barışın ve müzakerenin toplumsallaşması mücadelesini genişletme ve geliştirme; eşitlik, özgürlük, emeğin hak arayışı ve ekolojik adalet mücadelesini demokrasiyle taçlandırma kararlılığını ortak ve güçlü bir irade olarak ilan ediyoruz" diye belirtildi.

HUKUK, YOL TEMİZLİĞİ VE YENİ ANAYASA RAPORU

Bildirgede, "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet", "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" ve "Müzakere Sürecinde Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Siyaset" başlıkları altında yapılan oturumlardaki değerlendirmelerin sonuç raporlarına de yer verildi. "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa" toplantısının sonuç raporunda, demokrasinin barış sürecinin güvencesi ve olmazsa olmaz şartı olduğuna dikkat çekilerek, "Uluslararası deneyimlerden de bildiğimiz ve bugün Türkiye'de de yaşanmakta olan bazı engeller, barış ve demokratikleşme sürecinin karşılıklı güven içerisinde ilerleyebilmesi açısından sorunlar yaratıyor. Bunlar, hukukun üstünlüğü ve adalet idaresindeki zafiyet, süregelen insan hakları ihlalleri, güven artırıcı adımların genel olarak tek taraflılık karakteri arz etmesi ve yargı sisteminin özellikle toplumun belli kesimleri açısından yeterli bir güvence sunmamasıdır. Karşılıklı güvenin sağlanması ve barış sürecinin güçlendirilmesi için yukarıda sayılan engellerin ortadan kaldırılması aciliyet arz ediyor" denildi.

ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Raporda, çatışma hali yerine çözüme yönelik görüşmeler sürecinin desteklenmesi gereken bir politika olduğuna işaret edilerek, "Bu politikanın güçlendirilmesi demokratikleşme yolunda atılacak adımlara bağlıdır. Bu sayede güven tesisi yolunda da ileri adımlar atılması fırsatı doğacaktır. Bu bağlamda, ceza mevzuatının yenilenmesi, Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılması; Temsilde adaleti engelleyen yüzde 10 barajının değiştirilmesi ve Hazine yardımının bütün partilere yapılması başta olmak üzere Siyasi Partiler ve Seçim Mevzuatı; İfade ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili mevzuatta köklü değişikliklerin yapılması; Yargı sistemine hakim olan anlayışın değişmesi sürecin başarıyla devam etmesi için hayati önemdedir. Bugün cezaevlerinde bulunan binlerce siyasi tutuklu ve hükümlünün özgürlüğünden yoksun olması da bu saydığımız mevzuatın ve yargı anlayışının ürünüdür" diye kaydedildi.

Raporda, Türkiye'nin taraf olduğu, temel hak ve özgürlüklere ilişkin tüm uluslararası anlaşmalardaki çekincelerin kaldırılması gerektiği vurgulanarak, şunlar belirtildi:

"Bugün kendi ülkesinde demokratik bir ortamda, ortak ve eşit yaşam koşullarını oluşturmak isteyen, dil, inanç, kültür ve kimlik farklılıklarını bir zenginlik olarak gören ve bunların tümünü anayasal güvence altına almak isteyen bir anlayışın bu çekinceleri korumasının anlamı kalmamıştır. Bu nedenle başta Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere, temel hak ve özgürlüklere dair tüm uluslararası sözleşmelerdeki çekinceler vakit geçirilmeksizin kaldırılmalı; insan ve doğa hakları ile ilgili diğer sözleşmeler de imzalanmalıdır. Bu sayede bir demokrasi için elzem olan çoğulculuğun hukukla korunması yolunda önemli bir mesaj verilmiş olacaktır. Bu bağlamda dünyanın bütün çağdaş demokrasilerinde geliştirilen adem-i merkeziyetçi yönetim anlayışına geçiş Türkiye için atılması gereken bir adım olmalıdır."

'YENİ BİR ANAYASA OLMALI'

Denge ve denetim mekanizmalarıyla güçlendirilmiş kuvvetler ayrılığı ilkesine yeni anayasada yer verilmesi istenilen raporda, Türkiye'de yaşayan herkesin buluşacağı bu anayasada şunlara yer verilmesi istendi: "Herkesin anadiliyle eğitim gördüğü ve hayatın her alanında anadiliyle yaşadığı; Farklı dil, kültür ve inançların, inançsızların; cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimlerin eşitlik hukuku çerçevesinde tanındığı ve korunduğu; Toplumsal cinsiyete duyarlı; Vicdani red hakkının tanındığı; Siyasi katılımı, ekonomide adaleti, çevre ve iklim adaletini esas alan bir anayasa olması hepimizin acil, vazgeçilmez talebi ve ihtiyacıdır. Seçimlerden önce yeni bir anayasa çalışmalarının tamamlanması siyaset kurumunun önünde duran önemli bir görevdir. Barışın hukukunu hep birlikte kurmak, geliştirmek ve etkin olarak uygulanmasını takip etmek kararlılığındayız.'

'HAKİKAT, YÜZLEŞME VE ADALET' RAPORU

Bildirgenin, "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet" toplantı sonuçlarına da yer verilerek, Osmanlı'dan bugüne Türk devlet geleneğinde başta Aleviler, Ezidiler, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, Kürtler, Romanlar ve Museviler olmak üzere, hâkim dini/etnik gruptan farklı olanların ciddi baskılara, ayrımcılığa, asimilasyona ve kırımlara uğratıldığına vurgu yapıldı. Raporda, bu baskı ve asimilasyon politikalarının dört ana grupta şöyle toplandı: "Kürtlerin ve diğer Türk olmayan unsurların Türkleştirilmesi; Alevilerin Sünnileştirilmesi; Sünnilerin laiklik sopasıyla terbiye edilmesi; Ermeni, Süryani, Bulgar ve Rum halklarının sürülmesi, soykırıma uğratılması."

Raporda, demokratikleşme sürecinde, Türkiye'nin tüm renklerine eşit yurttaşlık temelinde saygı gösteren bir siyasi dönüşüm için mücadele etmenin önemine işaret edilerek, sürecin sağlıklı ve sonuç alıcı bir şekilde ilerleyebilmesi için, AKP'nin dar ufuklu ve yüzeysel yaklaşımı karşısında derinlikli ve gerçek bir barış perspektifi oluşturmanın önemine değinildi. Raporda, uluslararası barış süreçlerindeki olumlu-olumsuz örneklere dikkat çekilerek, Türkiye'de adil bir çözümün gerçekleşmesi gereğine işaret edildi.

'HAKİKATLER ORTAYA ÇIKARTILMALI'

Raporda, kapsamlı, kalıcı ve adil bir barışa ulaşmak için en önemli öğelerden birinin "yüzleşme" olduğuna dikkat çekilerek, "Yüzleşmenin iki temel işlevi ise, 'hakikatin ortaya çıkartılması' ve 'öteki sayılanlarla empati ve vicdan üzerinden yeni bir ilişkisel alan yaratılması'dır. Yüzleşmemiz gerekenler, öteki saydıklarımızın ve kendimizin duyguları, yaşantıları, suçlarımız, travmalarımız ve acılarımızdır. Dönüp dolaşıp bir bütün olarak kendimizle, kimleri nasıl incittiğimizle ya da ne tür incinmişlikler yaşadığımızla yüzleşmeliyiz. Samimi ve sahici bir yüzleşme süreci, kendisiyle yüzleşenler için dönüştürücüdür. Kendimizle yüzleştikten sonra tekrar dönüp yenilenmiş halimizle, öteki saydıklarımızla bu sefer hakikat zemininde yeni bir ilişkisellik yaratabiliriz. Bu anlamda yüzleşme bir imkândır" diye belirtildi.

SÜRECİN SAĞLIĞI İÇİN...

Raporda, yüzleşme-barış sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi için şunlara vurgu yapıldı:

"Güven ve güvenlik ihtiyacı kritiktir; bu nedenle mevcut çatışmasızlık ortamının özenle sürdürülmesi gerekmektedir. Tarafların birbirini eşdeğer olarak görebilmesi ve birbirine asgari saygı duyması; buna uygun bir barış dili geliştirmesi gerekir. Hakikatlerin ortaya çıkartılması için bir bilgi ve hafıza çalışması olarak; Hızla sivil bir 'Hakikat ve Adalet Komisyonu'nun kurulmasına karar verilmiştir. Alt-komisyonlar olarak tarihi hakikatler, faili meçhuller, göç, cinsiyet eşitliği ve kadın mağduriyeti, aşiretlerin ve korucuların işlediği suçlar, ekolojik tahribat, çocuk mağdurlar, askeri darbeler gibi konular özel olarak gündeme alınmalıdır. Bu komisyon çerçevesinde bu alanlarda çalışma yapan sivil toplum örgütleriyle ve kişilerle bağlantı kurarak bu konudaki bilgi ve belgeler biraraya getirilmeli; toplumun diğer kesimleri nezdinde görünür kılınmalı; faillerin envanteri çıkarılmalı ve teşhiri sağlanmalıdır. Öncelikle devletin işlediği suçların hakikatini ortaya çıkarmak, yüzleşmek, farklı kesimlerin birbiriyle yüzleşmesinin de yolunu açacaktır. Mağdurlarının kendilerini dillendirebilecekleri ve sessiz tanıkların da suskunluklarını bozabilecekleri ortamlar yaratılmalı, araçlar geliştirilmelidir. Mahkemeler yoluyla faillerin yargılanması ve cezalandırılması çabalarının sistematik ve ciddi bir şekilde yapılması; mağdurlara ve ifade vermeyi kabul eden faillere korunma sağlanması; şimdiye dek geniş ölçüde sürdürülen faillere yönelik cezasızlık politikasına son verilmesi gerekmektedir. TBMM'de yeni bir yasal düzenlemeyle, hem milletvekillerinin hem de sivil toplum örgütü temsilcileri ve akademisyenlerin asli üye olarak katılım sağlayabileceği, ayrı bütçesi olan resmi hakikat komisyonlarının oluşturulması ısrarla talep edilmelidir. Bütün bu kanallarda ortaya çıkan bilgilerin toplumsallaştırılması için medyanın daha etkin kullanılması sağlanmalıdır. Mevcut konjonktür gereği, Türk-Kürt meselesi üzerinden ve bugünden başlayacak olan yüzleşme ve adalet arayışında yol alındıkça, diğer kara sayfalarla ve geçmişle yüzleşme de kolaylaşacaktır. Bu bağlamda, özellikle 1915'te Ermeniler, Pontus Rumları ve Süryanilere, 1938'de Dersim Alevilerine uygulanan soykırımlarla, 1925 Şeyh Sait ayaklanmasına İstiklal Mahkemeleri eliyle uygulanan katliamla yüzleşme gereğine işaret edildi. Yüzleşme süreci ilerledikten ve bu süreçte toplum hazırlandıktan sonra en yetkili mercinin ağzından işlenen suçlar için mağdurlar ve yakınlarından açıkça ve samimi bir özür dilenmeli ve bağışlanma talep edilmelidir. Şiddet ve zorunlu göç mağdurlarının maddi ve manevi kayıpları tazmin edilmelidir. Tıbbi ve psikolojik hasarlara yönelik rehabilitasyon ve tedavi faaliyetleri mağdurlara ücretsiz olarak sunulmalıdır. Diyarbakır 5 nolu Askeri Cezaevi ve Dersim'de halen insan kemikleri barındıran mağaralar müzeye dönüştürülmeli; Roboski gibi yaşanan diğer zulümleri simgeleyen anıtlar oluşturulmalıdır. 'Gözaltında kayıptan korunmayla ilgili' uluslararası sözleşmeye Türkiye'nin imza koyması sağlanmalıdır. Toplumun ayrımcılık konusunda aktif biçimde eğitilmesi yoluna gidilmelidir. Halen süren hak ihlalleri yakından takip ve teşhir edilmelidir. En son ve en yakıcı örnekler olarak Roboski ve Reyhanlı'da gerçekleştirilen katliamların aydınlatılmasının ve faillerinin yargılanmasının takipçisi olunmalıdır."

'ÖCALAN'IN SAĞLIK, GÜVENLİK VE ÖZGÜRLÜĞÜ SAĞLANMALI'

Bildirgede yer alan "Müzakere Sürecinde Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Siyaset" toplantısının sonuç raporunda ise, "Devletin ve AKP hükümetinin, Kürt halkının ve Kürt hareketinin müzakereler için muhatap olarak gösterdiği Sayın Abdullah Öcalan ile görüşmelere başlaması, tüm Türkiye halkları tarafından olumlu bir gelişme olarak destek bulmuştur" denilerek, kalıcı bir barış sağlanıncaya kadar, bu müzakerelerin etkili ve katılımcı bir yöntemle sürdürülmesi istenildi. Raporda, müzakereleri yürüten "Kürt Halk Önderi" Abdullah Öcalan'ın "sağlık, güvenlik ve özgürlük" koşullarının sağlanması, müzakerelerin daha hızlı ve daha sonuç alıcı bir şekilde ilerlemesini sağlayacağı vurgulanarak, şunlar belirtildi: "Başta kimlik, dil ve kültürel haklar olmak üzere temel hak ve özgürlükler pazarlık konusu edilmemelidir. Bu haklar önündeki engeller müzakere konusu dahi edilmeden, iade edilmelidir. Kadınlar müzakerenin her aşamasında yer almalı ve toplumsal barış inşa edilirken her aşamasında kadın-erkek eşitliği gözetilmelidir. Müzakere sürecinin birinci aşamasında; PKK'nin, elinde bulundurduğu kamu görevlilerini salıvermesi, HPG gerillalarının geri çekilmesi, tüm eksikliklerine rağmen, 'Akil İnsanlar Heyeti'nin oluşturulması ve yedi bölgede çalışmaya başlaması, yine 'TBMM Çözüm Sürecini Değerlendirme Komisyonu'nun kurulması, sürecin ilerletilmesi açısından önemli gelişmeler olmuştur. Ancak bunlar yeterli değildir. Çözüm sürecinde parlamento daha fazla sorumluluk almalı, 'Hakikat, Yüzleşme ve Adalet Komisyonu' ve 'Barış Komisyonu' yasayla kurulmalıdır. Hükümet müzakere sürecinin ilerlemesi için, güven geliştirici adımlar atmalıdır."

'KOMİSYON ÇALIŞMALARI ÖRGÜTLEYECEK'

"Müzakere sürecinin dil ve üslubu önemlidir. Tüm kesimleri dil ve üslup konusunda dikkatli olmaya davet ediyoruz" denilen raporda, müzakerelerin başlaması ve çatışmaların durmuş olmasının yarattığı ortamın Türkiye halklarına rahat bir nefes aldırttığına dikkat çekildi. Raporda, ilk aşamada bu çalışmaların koordine edilmesi, barış sürecine daha aktif katılım mekanizma ve yöntemlerinin geliştirilmesi görevini yürütmek için kendi içinde bir komisyon belirlendiği ifade edildi. Raporda, bu komisyonun katılımcıların önerileri doğrultusunda, süreci gözlemlerken, olası tıkanıklıkların aşılması için taraflarla görüşmelerde bulunmayı da hedeflediği dile getirilerek, "Barışın toplumsallaşması amacıyla, yerellerde konferans ve benzeri çalışmaları örgütler, eylem ve etkinlikleri düzenler" denildi.

EmekDünyası.Net/DİHA

Bağlantılı Haberler