09 Haziran 2013, Pazar

Taksim; örgütlü bir isyan, demokrasi ve barış provasıdır

GÜLSEREN YOLERİ g.yoleri@gmail.com

Halen devam eden Taksim Gezi parkı hareketi şimdiden, iktidarından muhalefetine, sağcısından solcusuna herkesin, pek çok konuda kendisini sorgulamasını gerektiren durumlar yarattı. Bu yazıda, özellikle demokrasi güçleri açısından önemli olduğuna inandığım birkaç noktayı tartışmak istiyorum.

Hareketin,"örgütsüz" lüğü ve "kendiliğinden"liği söylemi ve bu noktanın hem bir araya gelişi hem de destek vermeyi kolaylaştıran etkisi bunlardan birisi.

İçinde, başta Taksim Gezi Parkı Koruma ve Güzelleştirme Derneği olmak üzere çevre dernekleri, antikapitalistler, vicdani retçiler, alevi örgütleri, kadın örgütleri, futbol takımlarının taraftarları ve özellikle sosyalist siyasi güçler , BDP ve daha pek çok demokratik  örgütleri barındıran ve ortak ses olarak Gezi Platformu'nu çıkaran  bu hareketin  örgütsüz olarak nitelenmesi oldukça dikkat çekici aslında.

Bu durum yani hareketin örgütsüzlüğü bağlamında "kendiliğinden"liğini parlatan ve örgütsüz olmayı alkışlayan bir tutumun hem iktidar söylemlerinde hem de medyada fazlaca öne çıkartılması, devletin ve iktidar güçlerinin geniş yığınları içine alan yada yönlendiren bir örgütlülükten Azrail misali korktuklarının bir göstergesi denilebilir rahatlıkla.

Öte yandan, dar örgütçü bakış açısı ile örgütlü olmayı tek bir örgütün üyelerinden yada o örgütün inisiyatifinden ibaret görüyorsanız, belli bir örgütün çağrısı olmadan bir araya gelişi "kendiliğinden", bir araya gelenleri "örgütsüz" olarak tanımlıyor olabilirsiniz.

Tespit yanlış olsa da bu durum, savunduklarının halklılığına ve doğruluğuna inanan siyasi örgütlerin, milyonlarca kişiyi içine çeken bu halk hareketi içinde neden inisiyatif alamadıklarını, neden sadece belli sayıda kişi üzerinde etkili olabildiklerini, kullandıkları örgütlenme ve propaganda yöntem ve araçlarını sorgulamalarını gerektiriyor.

Oysa ortada yukarıda da belirtmeye çalıştığım gibi muazzam bir örgütlülük var. Evet, tek bir örgüt değil. İktidarın baskıladığı kesimler hariç ülkedeki bütün kesimleri kapsayan demokratik bir örgütlülük var. Bir araya gelebilmeyi, bir arada mücadele edebilmeyi, günlerdir bir arada barış içinde yaşayabilmeyi, demokratik yöntemlerle kararlar alabilmeyi, harekete talepler (internet ortamından okuduğunuzu tahmin ediyorum) belirleyebilmeyi ve bu talepleri Gezi Platformu adıyla tek ses olup devlete iletebilmeyi ve halen eylemi sürdürebilmeyi becerebilen muazzam bir örgüt.

Gelişmiş bir dayanışma ve paylaşım gerçekleştiriyorlar. Gezi parkına bakarsanız Bakkalından eczanesine kütüphanesine, temizlik işinden beslenmesine kadar her şeye yetiştiklerini, bir komün hayatı gerçekleştirdiklerini görürsünüz. En önemlisi neden bir arada olduklarını unutmuyorlar. İktidara, devlet şiddetine ve baskıcı devlet yapısına, insanı, doğayı hiçe sayan politikalara itirazları var ve bu amaçla mücadeleyi her dakika yeniden üretiyorlar.

Üstelik, saklanmaya çalışılsa da siyasi karakteri olan bir örgüt bu. Evet, ortak bir ideolojisi yok ama ortak pek çok siyasi tercihi var. Örneğin; İnsana, doğaya ve yaşama saygı duyuyor. Savaş siyasetine karşı çıkıyor ve barışı savunuyor. Düşünce ve ifade özgürlüğünü savunuyor. Ayrımcılığa,  Devlet şiddetine, faşizme karşı. İktidarın aksi yöndeki politikalarına karşı mücadeleyi her dakika yeniden üretiyorlar. Bunun için sokakları da, sanal alemi de çılgınca kullanabiliyorlar.  Bu sayede bilgisayar ekranına hapsolmuş gençliği de meydanlara indirebiliyorlar.

Dikkat çekmek istediğim bir diğer nokta; TÜRKİYE'DE yaşanan siyasi toplumsal sorunların en önemli nedenlerinden biri devlet ideolojisi ise ikinci neden bu devlet saldırılarını durduracak demokrasi ve özgürlük bilinci olan, geleceğine sahip çıkma cesareti gösteren bir toplumsal yapının, halkın olmamasıdır, denir.

Taksim'den başlayan hareket tam da bu eksiğe vurulmuş ağır bir darbedir. Roboski, Reyhanlı, otuz yıllık savaş yaşanırken susan bu halkta, insanlık değerleri adına, geleceğe sahip çıkma adına bilinç sıçraması yaratmıştır. Kırk yıl anlatılsa anlayamayacağı,  önyargıları nedeni ile kabul etmeyeceği gerçekleri yaşayarak öğretmiştir. Gençleri, yaşlıları meydanlarda, evinin balkonunda, mahallesinde bu isyana destek vermektedir. Nihayet,  batı merkezli bir halk isyanı yaşanmaktadır.

Halk böylece, devlet ve iktidarların oyuncağı olmaktan çıkmış, devleti frenleyecek önemli bir güç haline gelebileceğini göstermiştir. Özlediğimiz, nerede! diye kızdığımız halk, talepleri kimimize yetersiz gelse de meydana çıkmıştır.

Görünen odur ki; bu bilinç sıçraması, geri dönülemez bir etki yaratmıştır. Taksim Platformu'nun hükümete sunduğu, ülkemize ve bölgemize ilişkin savaş siyasetine karşı duruşun ve barış talebinin, düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engellerin kaldırılması talebinin, her türlü ayrımcılığın önlenmesi talebinin ve diğer taleplerin koşulsuz desteklenmesi, faşizme karşı omuz omuza mücadele sürdürülmesi devletin geriletilebilmesinin koşulu durumunda bu gün.

Nitekim harekette, başlangıçta AKP karşıtlığı öne çıkmış olsa da, iş her halükarda devlet yapısının, sistemin sorgulanmasına varmış bulunmaktadır. Zira, faşizm, devlet şiddeti, ayrımcılık, savaş karşıtlığı, düşünce ve ifade özgürlüğü talepleri devlet yapısı ile doğrudan ilişki içindedir.

Şüphesiz ki; Demokrasi ve özgürlük güçlerinin bu harekete kendi renkleriyle, ancak ortak talepler etrafında birleşerek katılım sağlaması, harekete bilinç ve deneyim aktarması, devletin geriletilmesi ve bu meyanda halkın kazanımına olanak yaratacaktır.

Ve bu hareket, eğer doğru ilişkilenilebilir ve Kürtlerin talepleri konusunda bir duyarlılık yaratılabilirse, devletin ayrımcı uygulamalarına inat, gerçek bir toplumsal barışın mümkün olabilmesinin, devletin aşağıdan yukarıya buna zorlanabilmesinin zeminini oluşturabilir.

Bütün bunlara rağmen; bir yandan spekülatif karalamalar, öte yandan bu hareketin ulusalcıların işine yarayacağı ve desteklenmemesi gerektiği yönündeki tespitler; karamsar, özgüveni eksik,  kenarda durup bu hareketi kaderine ve ulusalcı güçlere terk etme kolaycılığına sarılan bir anlayışın göstergeleri olmaktan daha değerli değil bu gün.

Kabul etmek gerekir ki; Halk, eksiğiyle gediğiyle bir mücadeleye kalkışmış, "beklenmeyen" bir başarı göstermiştir. Bu isyan ruhunu ve bilincini canlı tutmak,hareketin  siyasi bilincinin ve amaçlarının sınırlarını genişletmek ve yönlendirebilmek ise büyük oranda demokrasi ve özgürlük güçlerinin başarısı ya da başarısızlığı olacaktır.