Yönetilmesi zor kriz senaryoları
Deniz Baykal ile ilgili kasetin yayınlanması anayasa paketinin geleceğini nasıl etkileyebilir? Bir birinden bağımsız iki olayın zorla ilişkisini kurmaya çalışmak bazılarına boş bir çaba gibi görünebilir. Ben de sebep ilişkisi kurmak yerine doğal sonuçlar ilişkisi üzerine tartışmaktan yanayım. Yani kaseti bugün ortaya çıkaranların mutlaka anayasa paketi üzerine planlar yaptığı iddiasında değilim. Ancak kasetin yayınlanmasının ortaya çıkardığı psikolojinin paketin geleceğini ciddi biçimde etkileyeceği düşüncesini taşıyorum.
Hangi gelişmenin kimde nasıl bir tepkiye neden olacağının kolay kestirilebilir olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Ezberleri üzerinden tutum ve davranış geliştiren kesimler bilgi kanallarını da bu doğrultuda şekillendiriyorlar. Daha doğrusu bilgi kaynaklarından da bu çerçevede etkileniyorlar. Baykal ile ilgili kaset kim tarafından kamuoyuna yansıtılmış olursa olsun onlar inanmak istedikleri adres üzerinden okuma yapacaklar ve bu doğrultuda yaklaşım sergileyecekler.
YSK tarafından referandum tarihinin 120 gün olarak belirlenmesi, yargının bundan sonraki gelişmelerdeki tutumunun sembolik yansıması olarak okunabilir mi? CHP tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan 111 imzalı başvuru bu doğrultuda mı ele alınacak? Ben her iki soruya da evet deme eğilimi içerisindeyim. Çok olağan üstü yeni bir müdahale olmaz ve bu günkü düşünme biçimimiz doğrultusunda karar verme eğilimi içerisinde olursak, kolayca evet cevabı verebiliriz. Kolayca diyorum, çünkü bu kararı verecek olanların tersi bir tercih içerisinde olmalarının bugünün psikolojisi içerisinde çok daha zor olacağına inanıyorum.
İktidar partisine yönelik kapatma davasında ise çok daha zamana endeksli bir planlamanın söz konusu olabileceği iddialarını önemsiyorum. Kapatma davasının ortaya çıkaracağı krizin boyutlarını belirleyecek olan, davanın açılma tarihi olacaktır. Temmuz ayından sonra açılacak bir kapatma davası, tıpkı anayasa paketinin iptali ya da yürürlüğünün durdurulması kararı gibi iktidar partisine karşı hamle yapma şansızı zayıflatacaktır. Erken seçim kararı alma restinin anlam ifade edebilmesi için önümüzde iki aydan az bir süre kaldı. Bu süre zarfında erken seçim kararı alınmazsa seçimlerin erkene alınması mevcut mevzuat çerçevesinde mümkün olmayacak.
Şimdi gelelim son soruya. Kriz senaryoları hazırlayanlar iktidar partisini erken seçim kararı almaya zorlamayı mı tercih ediyorlar, yoksa çok daha uzun sürecek bir kaotik dönemle 2011 ortalarına kadar debelenmemizi mi tercih ediyorlar?
Bütün bunları dikkate alarak hareket etmesi gereken aktörler, cumhuriyet başsavcısı yada yüksek mahkeme üyeleri değil elbette. Ama bu sürecin hamlelerinin onların atacağı adımlar üzerinden şekilleneceği de açıkça görülmektedir.
Bu denklemi tümüyle başka zemine taşıyabilecek kriz alanını oluşturan, Kürt sorununa dayalı çatışmalar, aynı zamanda iktidar partisinin çıkış yolu olabilecek dinamikleri de bünyesinde barındırmaktadır. Ancak yargı karşısında eli kolu beklemek ya da başka belirleyici dinamiklerle ilişki kurmanın ötesinde bir şansı kalmayan Erdoğan’ın, silahlı çatışmalar konusunda kararlı bir irade ortaya koyma ihtimali de zayıf gözükmektedir. Bir taraftan seçime kadar zaman kazanma, öbür taraftan devletin kurumları ile uyum içerisinde “terörle mücadele etme” stratejisinin uygulanabilir olmaktan tümüyle çıkacağı bir döneme giriyoruz.
Genellikle kontrollü kriz yönetimi konusunda engin tecrübeye sahip olduğunu düşünen çevreler, şimdi siyasetin çaresizliğini seyretmekle yetinseler bile karlı çıkacaklarına inanıyorlar.
Bütün bunları, krizi çıkartanlarla çözmesi gerekenlerin farklı odaklar olduğu varsayımı üzerinden ifade ediyoruz. Eğer bütün oyunları bildiği gibi kuran ve oynatan bir iradenin varlığına inanıyorsanız, hareket etme kabiliyetinizin çok daha zor olduğunu da kabullenmek durumunda kalırsınız. Bu durumda bırakın kriz yönetimini, krizi okuma becerisini bile gösteremeyip, ağzınızdan çıkan sözleri yönetemez duruma sürüklenirsiniz.
Günlük