29 Haziran 2010, Salı

AYDINLAR KONUŞUYOR:

Kürt açılımı Kürtsüz olmaz, diyalog kurulmalı

Artan çatışmaları değerlendiren aydınlar, Kürt sorununun Kürtsüz çözülemeyeceğine dikkat çekerek, açık olmasa da bir diyalogun kurulması gerektiğine vurgu yaptı. Bulut, Yeğen, Paker, Nas, Katırcıoğlu ve Keyman değerlendiriyor.

Son günlerde artan çatışmalarla birlikte bir yandan çatışmasızlık çağrıları yapılırken öte yandan da Kürt sorunu farklı boyutlarıyla tartışılmaya başlandı. Siyasi partilerden, sivil toplum kuruluşlarına, iş çevrelerinden, akademisyenlere kadar herkes bu sorunun artık bir şekilde çözülmesi gerektiğine işaret ediyor.

Bulut: Karanlık bir döneme giriyoruz

Kürt coğrafyasında çok ciddi bir çatışmanın var olduğunu, AKP'nin ‘açılım’ diye sunduğu şeyin başından beri iyi niyetli olmadığını ve Kürt siyasal hareketini tasfiyeye yönelik olduğunu ifade eden Gazeteci-Yazar Faik Bulut, büyük bir sürpriz ya da siyasetçilerin gece rüyalarında görüp, "Bu iş böyle gitmez" demediği müddetçe bu çatışmaların muhtemelen sonbahara, hatta gelecek yıla kadar devam edeceği değerlendirmesinde bulundu. Bulut, bu öngörüsünü de, "Burada düşünme ayı Eylül. Çünkü Eylül'de Genelkurmay'da Ağustos'ta gerçekleşecek kademe değişikliğinin hemen ardından, Anayasa değişikliği referandumu yapılacak. Anayasa Mahkemesi’nin vereceği karar doğrultusunda AKP farklı tavırlar içine girebilir. Referandumdan istediği sonuç çıkarsa da, farklı bir tutum alacaktır" diye açıkladı.

'KÜRT-TÜRK BOĞAZLAŞMASININ ZEMİNİ HAZIRLAYAN BİR SÜRECE GİRİYORUZ'


Yaşanan çatışmalar konusunda ise, Türkiye'nin her tarafını etkileyeceği ve kutuplaşmanın çok fazla yaşanacağı uyarısında bulunan Bulut'u, ilk defa tedirgin olmaya iten bir nokta var. Bulut, bu tedirginliğini eskiden Kürt-Türk çatışmasının yaşanmasını istemeyen devletin, yeni dönemde istemese de bunu önleyecek tedbirleri almaya niyetli olmamasına bağlıyor. Bulut, "Bir yandan etnik Kürt-Türk boğazlaşmasının zemini hazırlanarak, karanlık bir döneme giriyoruz. MGK ve Çankaya Zirvesi ile medyada çıkan tartışmalara bakıldığında yine otuz senedir sonuç getirmeyen tedbirler üzerinde yürüme inadı var. Bunun nereye varacağı çok meçhul. Çatışmaların yeniden başlamasında açılım sürecinde müteahhit kafasıyla hareket eden AKP'nin büyük hatası oldu" dedi.

‘MECLİS BARIŞI KONUŞMALI’

Bulut'un değindiği bir diğer önemli konu da meclisin çözümde rol üstlenip, üstlenemeyeceği. Karar odaklarının kapı arkasında ciddi kararlar almadan meclisin günlük tartışmalarla bir sonuca ulaşamayacağına vurgu yapan Bulut, "Liderlerin dediği yapılsa da kuşkusuz meclis barışı konuşmalı. Karar odakları nasıl etkilenir ısrarlı ve inatçı fikirler nasıl değişir. Barış süreçlerinin kamuoyuna açık, alenen, popülist, göstermelik bir şov biçiminde değil, arka tarafta görüşülüp, somut kararlar alınırsa sonuç alınabileceği" görüşünde.

Yeğen: Kürtlerin haysiyetiyle oynanıyor

PKK saldırılarının bu yoğunlukta devam etmesi halinde hükümetin direnme gücünü kaybederek, bölgede OHAL ilan etmemekle birlikte; OHAL'e geçebileceğini ifade eden ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mesut Yeğen, herkesin aklıselime çekilmesi gerektiğini söyledi. Bugüne kadar birçok aydının dile getirdiği gibi Yeğen de, hükümetin süreci berbat yönettiği ve artık başka biçimde ele alması gerektiği fikrinde. "Hükümet bir buçuk yıldır ‘açılım’ diyor; fakat mevcut Kürt entelejansiyanın taleplerini karşılayacak tek bir somut adım dahi atılmadı" diyen Yeğen, hükümetin bu taleplerin yerine getirilmesi yönünde adım atmadığı gibi onlara göre daha az göreceli olan tutuklu çocuklar, yer isimlerinin iadesi gibi makyaj kabilinden sayılabilecek düzenlemeleri bile yapmadığına dikkat çekti. Yeğen, değerlendirmelerini şu cümleler ile sürdürdü: "Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Kürtlere yönelik ağır bir tahrik var. Cumhuriyetin Kürt meselesinde takip ettiği siyasetin detaylarını bir tarafa bırakırsak, Kürtlerin haysiyetiyle oynanmaktadır. Bir halkın dilini tanımamak, ait olduğu etnik kimliği inkâr etmek haysiyetiyle oynamaktır."

Paker: Güvenlik değil sosyolojik sorun

Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı (TESEV) Yönetim Kurulu Başkanı Can Paker ise, Türkiye'deki Kürt sorununun İrlanda'da olduğu gibi dünyanın her yerinde inişli-çıkışlı bir biçimde yürüdüğünü kaydetti. Bu inişli-çıkışlı sürecin yaşanan karmaşadan kaynaklandığını belirten Paker, sorunu dar bir çerçeveden çıkartıp, daha geniş düşünmek gerektiğini vurguladı. Paker'e göre Kürt sorunun sosyolojik köklerini tam olarak anlamak ve bunu galibiyet-mağlubiyet çekişmesi yerine, kendi gerçekliği içinde ele alıp çözmek gerekiyor. Bu nedenle de ona uygun adımların bir an önce atılması gerektiğini ifade eden Paker, "Kültürel haklar, anadilde eğitim gibi meseleler, çözülmesi gereken sorunlardan bazıları. Bunları sosyolojik olarak ele almak lazım, güvenlik meselesi olarak değil" dedi.

Nas: Hükümet krediyi iyi değerlendirmedi

Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Çiğdem Nas, Kürt sorununda son dönemlerde yaşanan gelişmelerin Ortadoğu'daki gelişmelerle birlikte ele alınması gerektiğini belirterek. "84'ten beri tartışılıyor, kapsamlı bir boyutu var. Askeri önlemleri destekleyecek sosyoekonomik talepler var. Uluslararası boyutu var" dedi. Sorunun derinleştiğini belirten ve "Çözümü acil bir hal aldı" diyen Nas, bölgede bir memnuniyetsizlik bulunduğunu ifade ederek, hükümetin çözüm için Kürt vekiller tarafından kendisine sunulan imkân ve krediyi iyi değerlendirmediği söyledi.

'AÇIK OLMASA DA BİR DİYALOG KURULABİLİR'

Türkiye'nin henüz PKK Lideri Abdullah Öcalan ile oturmaya hazır olmadığını savunan Nas, "Siyasi bir muhatap bulunması lazım. Şimdiye kadar yapılan hatalar var. Terörü askeri yöntemlerle yok etmek mümkün değildir, bölge halkının sorunlarının siyasi çözüme kavuşturulması gerekiyor" diye konuştu. Silahların mutlaka susması gerektiğini belirten Nas, "Evet silahlar sustuğunda da çözüm için adım atılmıyor, fırsatlar değerlendirilmiyor. Devletin elindeki aygıtlarla bir şeyler yapılası gerekiyor. Bir diyalog olabilir, bu ilk başta açık olmasa da örgütle bir diyalog kurulabilir. Ama belediye başkanları ve siyasilerle konuşulması gerekiyor" dedi. Nas, artık sorunun askeri yöntemlerle çözülmesinin mümkün olmadığının herkes tarafından görüldüğünü söyledi.

Katırcıoğlu: Adım atma sırası Türk tarafında

Prof. Dr. Erol Katırcıoğlu ise son 15 gün içinde iki kez Diyarbakır'a gittiğini, açılım sürecinin yarattığı olumsuzluğa rağmen bölgede yeni bir enerji olduğuna işaret ederek, "Biraz bu demokratik özerklik denilen kavramın içinden bakan sivil toplum örgütleri gördüm. Ve orada bir anlamda bu meselenin çözümüne ilişkin daha demokratik ve siyasi bir irade oluşuyor gibi geldi bana" diye konuştu. Çatışmaların ve kayıpların yarattığı olumsuz havaya rağmen bölgede çözüm umudunun varlığını koruduğunun altını çizen Katırcıoğlu, çözüm için sesi çıkmayan İslami kesimler gibi kesimlerin de çözüm istemeye başladıklarını belirterek, meselenin yeniden daha siyasi bir düzeyde gündeme geldiğini ve geleceğini söyledi. "Şimdi Türk tarafı da bu gelişmelere yönelik bir davranış ortaya koyacaktır" diyen Katırcıoğlu, önümüzdeki dönemlerde bir takım adımlar atılabileceğini söyledi. Yeniden tartışılan muhataplık meselesine de değinen ve bu konuda TÜSİAD'ın yaptığı açıklamaların önemli olduğuna işaret eden Katırcıoğlu, "TÜSİAD ve içindeki Sedat Aloğlu gibi açıklamalarını umutkar buldum. Aslında iş dünyası da açılıma başından beri bakıldığında kuvvetli bir adım atmış oldu. TÜSİAD toplantısında Kürt sorununun çözümüne ilişkin önemli öneriler var. Anayasadaki Türklük vurgusunun kaldırılması ya da Kürtlük vurgusunun da eklenmesi, 'demokratik özerlik' gibi konulara değinmiş olması, Öcalan'ın muhatap alınmasına ilişkin önerileri var. Bunlar önemli geliyor bana. Önümüzdeki dönemde bu yönde bir gelişme olacak gibi" diye konuştu. Adım atma sırasının Türk tarafında olduğunu söyleyen Katırcıloğlu şöyle konuştu: "Türk tarafının bu meseleyi çözmekle ilgili zihniyet dünyası yeterince olgunlaşmış değil. Bu meselede devlet muhatap arıyorsa bulabileceğini düşünüyorum. Oysa AKP'nin zaten bir muhatap arayışı yoktu. Bir takım düzenlemeler yaparım olur biter diye düşünüyordu. Ama bu meseleler böyle olmuyor, bu işin bir de karşı tarafı var ve bunun görüşlerinin alınması geriyor. Kürtlerin olmadığı bir Kürt açılım olamaz. Kürt açılımı denildi başarısız olundu, yeni bir adım atılması gerekiyor. Gerçek anlamda bir açılımı ortaya çıkacağını umuyorum."

Keyman: Duyarlılık eğitimi başlatılsın

Prof. Dr. Fuat Keyman da, açılımın iç sorunlarının olduğunu, ancak bunun devam etmesi gerektiğini dile getirerek, önemli bulduğu Diyarbakır'da STK'ların yaptığı açıklamanın desteklenmesi çağrısında bulundu. Siyasi partiler arasında bir diyalog ve müzakere süreci başlatılması gerektiğinin altını çizen Keyman, "CHP'yi içine alacak biçimde AKP-CHP görüşmesi ve bunun sonucunda BDP'nin buna katılması ve siyasi bir iradenin oluşması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda ufak ipuçları olduğu da görülüyor" dedi. Askeri seçeneklerin tümden devre dışı bırakılması gerektiğinin altını çizen Keyman, "Artık insan hayatının da değerli olduğu herkesin kabul etmesi gerekiyor, Ölümlerin olmaması ve silahların tamamıyla susması gerekiyor" diye konuştu. Sorunun çözümü ve iki toplum arasında yaşanan birbirini anlamama sorunun giderilmesi için ABD'deki "duyarlılık eğitimi"ni öneren Keyman, "ABD'de kölelik ortadan kalkarken duyarlılık eğitimi diye bir kavram ortaya atılmıştı. Bu eğitimle farklı toplumların birbirlerinin sorunlarına ilişkin eğitimi esas alınmıştı ve önemliydi. Bu eğitim sadece okullarda verilen ve öğrencilerin duyarlı olması gereken bir eğitim değildir, buna siyasi partiler ve medyanın da destek vermesi gerekmektedir. Medyanın bu tür sorunlarla ilgilenirken şiddeti ve savaşı körükleyen değil, insanlığı ve çözümü öne alması gerekiyor" şeklinde konuştu. Çözüm için zihniyet değişimi gerektiğini ifade eden Keyman, "İstersek Demokratik özerklik, istersek PKK sorununu tartışalım, farklı kesimlerin bir duyarlılık eğitimi içinde yer alması gerektiğini düşünüyorum. Başbakan ve ana muhalefet partisinin BDP'yi de dâhil ederek siyasi partilerle tartışma, konuşma zemini yaratarak Kürt vatandaşların sorunlarına çözüm bulacak bir şekilde hareket etmesi gerekiyor" dedi.

DİHA