30 Temmuz 2010, Cuma

İnegöl ve Dörtyol referandumda ne diyecek?

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

Elbette bir kesimin yaptığı eylemler dolayısı ile bütün ilçe halkı suçlanamaz. İki ilçede Kürtlere karşı gösteri ve saldırıları organize edenler, o yöre halklarının bütününü temsil edemez. Buna rağmen ben, bu linç psikolojisine giren kitlenin sandığa gittiğinde oylarının rengini merak ediyorum doğrusu. Buradan hareketle aynı doğrultuda oy kullananları suçlamanın ise asla doğru olmayacağını biliyorum. Yani o kitle evet veriyor diye tüm evet verenler suçlanamayacağı gibi, onlar hayır verince tüm hayırcılar itham altında kalmış olmaz.

Benim altını çizmek istediğim nokta böylesi bir çatışma ortamında referandum paketinin anlamsızlaşmasıdır. Neredeyse herkesin oyunun rengini belirlerken yeni bir anayasaya duyulan ihtiyacı dile getirdiği bir ortamda bu kadar gergin bir kampanya nasıl izah edilebilir?

Yeni anayasa istediği için evet diyenler, yeni anayasa istediği için hayır diyenler, yeni anayasa istediği için sandığı boykot edenleri topladığınızda neredeyse ülkenin yüzde seksenine ulaşıyorsunuz. O halde neden gerçekten yeni bir anayasa hazırlanamıyor? Bu tabloda kimin ne kadar payı var? İktidar ve muhalefet partileri bu konuda üzerlerine düşen görevi neden yerine getirmiyor, ya da getiremiyor?

13 Eylül tarihinden sonra da bu topraklarda ve bu anayasa ile (değişmiş ya da değişmemiş biçimi ile) yaşamaya devam edeceğiz. Bu durumda destek verdiğimiz kampanyaların havasına kendimizi fazla kaptırıp referandum üzerinden oluşan kamplaşmaya teslim olmamalıyız. Birbirimizi anlama ve ortak bir talep etrafında buluşma yeteneğini geliştirmenin kanallarını aramalıyız.

12 Eylül’de her şey değişecekmiş gibi bir beklenti içerisine girmek hayal kırıklığına uğramaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Elbette sandıktan çıkan tablonun siyasal sonuçları olabilir ve en azından genel seçim değerlendirmelerini etkileyecek bir durum gelişebilir. Ama bu tablo bile köklü bir anayasa değişikliği talebi etrafında kenetlenerek güçlü bir inisiyatif inşasından oluşturulmasından daha önemli değildir.

Özellikle aydınların, akademisyenlerin, emek ve inanç gruplarının temsilcilerinin siyasal atmosfere teslim olan değil, bu iklimi yönlendiren bir sorumluluk üstlenmeleri gerekir. 12 Eylül sonrası için şimdiden bir alt yapı inşası, referandumda evet ya da hayır kampanyası yürütmekten daha acil bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Yeni İnegöl ve Dörtyol olaylarının yaşanmaması için yeni bir anayasa olmazsa olmaz olarak görülmeli bu yönde bir çabanın içine girilmelidir.