31 Temmuz 2010, Cumartesi

Ne gidebilir ne de çözebilir

AYHAN BİLGEN ayhanbilgen@yahoo.com

 

Başbakan "eğer terörü bitirecekse biz gideriz" demiş. Siz bu sözleri ne tarafından okumuş olursanız olun. İster tehdit olarak yorumlayın, isterse havlu atma sinyali olarak ele alın. İkisinin de uygulamaya yansıma ihtimali gözükmüyor.

Türkiye'nin yapısal ve sınırları aşan sorunlarını bir parti ya da bir lidere endeksleyerek ele almak yanıltıcıdır. Bu nedenle referandumda tavırlarını iktidarın zayıflatılması üzerine inşa edenler soruna çok dar bir pencereden bakıyorlar. Aynı şekilde bütün planlarını, ne pahasına olursa olsun iktidarın devamı üzerine oturtanlar da kendilerini kandırıyorlar. Ne Erdoğan gittiğinde ülke huzura erer, ne de iktidarda değişiklik olduğunda kıyamet kopar. Bu tablo ülkede siyasal iktidarların sınırlı sorumlu yapısı ile ilgilidir.

Ben ne bırakıp gitmesinden yanayım, ne de koltuğa yapışmış gibi siyaset yapmasından yanayım. Ama ne yazık ki dayanıklı olmakla durumu idare etmek arasına sıkışmış bir iktidar profiline sahibiz. YAŞ öncesinde alınan kararı "ne yapalım yargı bağımsız" diye izah etmeye kalkarsanız, "tutuklamaların savsaklanmasını da içinize sindirmek" zorundasınız. Her zaman olduğu gibi iki yanlıştan bir doğru çıkarmaya çalışıyoruz.

Dörtyol'da yaşananları PKK eylemleri ve Türk milliyetçisi gençlerin gösterileri olarak ele almayı tercih ederseniz, sorumluluk alanınızı kendi ellerinizle daraltmış olursunuz. Sorumluluk alanınızı daraltıp, yetkilerinizi geniş tutma imkânına sahip olabileceğiniz bir örgüt modeli henüz keşfedilmedi sanıyorum. Devlet yönetimi insanlığın tecrübeleri ışığında şekillenir. Bu tecrübenin şimdiye kadar çözüm üretemediği bir yönetim biçimine umut bağlamış durumdayız. Hem tüm ipleri elimizde tutmaya çalışıyoruz, hem de yaşanan yanlışların faturasını etrafa kesip, kolayca işin içinden çıkmaya çalışan izahlar yapıyoruz.

Buna sorun ya da kriz yönetimi değil, algı ve psikolojilerin yönetimi deniyor. Kararları, kuralları, uygulamaları, yapıları değiştiremediğinizde algıları, duyguları idare etmeye yoğunlaşmaktan başka çareniz kalmaz. Bir yandan sorunlar daha karmaşık ve içinden çıkılmaz hale gelirken öbür yanda her şeyin iyiye gittiğine inandırılmış kitle ve kadrolar üretirsiniz. Bu fotoğraf raf ömrü uzun ürünler gibi bir siyasal iktidarı ortaya çıkarır. Tatsız, anlamsız ama gayet uzun ömürlü.

Gönderilme planlarına direnmek, gitmemeyi başarmak tek başına yeterli bir başarı değildir. Oturduğunuz koltuğun hakkını veremez hale geldiğinizi hissettiğiniz halde eli kolu bağlı ama çenesi gayet iyi işleyen bir iktidara razı iseniz söylenecek çok şey olamaz. Siz yapmanız gerektiğine inandığınızı ne pahasına olursa olsun hayata geçirmenin çabası içinde olursanız, gönül huzuru içinde sonuçlarına katlanacağınız bir iş yapmış olursunuz.  Bu noktadan sonra kalsanız da, gitseniz de çok şey fark etmez.