Kardeşliğin hakkı
Yazıya 90’lı yıllarda yaşanmış bir anıyı aktararak başlamak istedim. Nisan 1991’de Toplu iş Görüşmeleri tıkanan Petkim Yarımca İzmit Tesisleri’ndeki 3 bin işçi 1,5 ay işyerinde çeşitli eylemler yaptılar. Bir grup işçi ve işyeri temsilcileri olarak Petkim işçilerine destek ziyaretinde bulunduk. Kürt bölgesinde faili meçhullerin, köy boşaltmaların, çatışmaların yoğun olduğu bir dönemdi. Bu ziyarette, ziyarete giden işçi arkadaşlardan biri Petkim işçileriyle bu olaylara ilişkin sohbete başladı. Ve Köy boşaltmalardan, faili meçhul cinayetlerden bahsetti. Yanılmıyorsam. Şırnak’ta basına da yansıyan bir köy boşaltma olmuştu. Petkim işçisi (ismini hatırlayamadım, ben ona Hasan usta diyeceğim) Hasan usta bunların yalan olduğunu bunun mümkün olmayacağını iddia etti. İşçi arkadaşlar Hasan ustaya nedenini sorunca “benim oğlum Şırnak’ta asker, Kürtler bizim kardeşimizdir benim oğlum sizin söylediklerinizi yapmaz. Oradaki askerlerin çoğu benim oğlum gibidir, bu askerler Kürt kardeşlerimize sizin dediğiniz bu zulmü yapmazlar, kimse de beni buna inandıramaz.” dedi. Yanılmıyorsam 9 Nisan 1991’de 3 bin işçi üretimi durdurup vizite eylemine çıkmıştı. Bu eylemde işçileri engellemek için polis yeterli olmayınca takviye asker çağrılmış, işçilerle güvenlik güçleri arasında arbede yaşanmıştı. İkinci gün haberimiz oldu ve biz tekrar ziyarete gittik. Petkim işçileri bizi kapıda karşıladılar. Petkim işçisi Hasan ustanın kafası sargılıydı, arkadaşlar geçmiş olsun dileğinde bulundular. Hasan ustanın cevabı “Arkadaşlar oğlum dipçikle kafamı kırdı. Ekmek kavgası veren işçinin kafasını kıran asker oğlum Allah bilir Kürt kardeşlerime neler yapıyordur. Sizin söylediklerinizin fazlasıyla doğru olduğunu anladım, ama kafam kırıldıktan sonra” oldu.
Bugün ise zorla göç ettirilen milyonlarca Kürt, Hasan ustanın çocuklarıyla İzmit’te, İstanbul’da, Bursa’da, İzmir’de vb birçok sanayi merkezinde aynı fabrikada, aynı tezgâhta beraber çalışıyorlar. Aynı kaderi paylaşıyorlar. Birçok Türk işçi yan tezgâhta çalışan Kürt işçinin zorla göç ettirildiğini biliyor. Bugün mahallede yeni komşuları oldu. Bu yeni komşuların nerden ve niçin geldiklerini merak ediyor ve öğreniyorlardır. Eşler anılarını acılarını paylaşıyorlardır. Kürt çocukları geldikleri bu yeni yerdeki arkadaşlarına göç ettikleri yerde oyuncaklarının top mermisi, oyunlarının polisle çatışmak olduğunu anlatıyorlardır. Devletin medyanın bütün kışkırtma, çarpıtmalarına ve tüm şoven etkilere rağmen Kürt halkının hangi acıları yaşadıklarından işçiler büyük oranda haberdarlar. Çünkü Kürt sorunu artık İstanbul’da, İzmir’de, Bursa’da, Ankara’da ve ülkenin her yerinde. TEKEL İşçileri 78 gün Ankara’da yürüttükleri direnişte aynı zamanda önemli bir kardeşlik örneği de sergilediler. Manisalı işçiler Kürtçe şarkılar eşliğinde Diyarbakırlı işçilerin halaylarıyla coşup, Kürtçe ağıtlarla hüzünlendiler. Diyarbakırlı Kürt işçiler Trabzonlu işçilerle horon teptiler. En çok atılan sloganlardan biri de “yaşasın halkların kardeşliği” idi. “Gerçek açılımı TEKEL işçisi yaptı”, pankartını çadırlarına astılar. Kürt sorunuyla ilgili tablonun bir yanı böyle.
26 Temmuz’da Bursa-İnegöl’de bir grup ülkücünün Kürt minibüsçülere saldırması sonrasında yaratılan provokasyon sonucu; binlerce kişi Kürtlere saldırdı ev ve işyerleri yakıldı, linç girişimlerinde bulunuldu. Ertesi gün benzeri bir olay Hatay-Dörtyol’da tezgâhlandı. BDP binası yakıldı, Kürtlerin ev ve işyerlerine saldırıldı, işyerlerine Türk bayrağı asmayanların iş yerleri tahrip edildi. Olaylar iki gün devam etti. Bazı Kürt mahallelerinde Kürtler kendilerini korumak için gece-gündüz nöbet tuttukları bilgisi gelmekte.
Bu yaşanan olaylar üzerine toplumun çeşitli kesimlerimden (siyasi partiler, odalar, dernekler, aydınlar, sanatçılar vb) sağduyu ve kardeşlik çağrıları yapıldı.
Elbetteki bu çağrı ve açıklamalar önemli ve anlamlı. Bu açıklamalar içerisinde bizce en anlamlısı 30 Temmuz günü Petrol-İş Sendikası Merkez Yönetim Kurulu tarafından yapılan açıklamadır. Petrol-İş in açıklamasında özetle İnegöl ve Dörtyol’daki olaylara değinilip Kürt-Türk çatışmasına dair kaygılar dile getirildikten sonra bir çağrıda bulunuluyor:
“Etnik kökeni, dili, dini ne olursa olsun emekçilerin çıkarları ortaktır, evrenseldir. Sorunlarımızın çözümünde emeğin birleştirici gücü anahtarımız olmalıdır. Toplumsal barışın sağlanması, ülkemizin içinde bulunduğu ağır ekonomik, siyasi ve sosyal sorunların çözümü için emek örgütleri daha aktif rol almalıdır.''
Bugün Kürt halkını ve Kürt sorununu en iyi anlayacak olan kesim işçisınıfıdır. Özellikle son 15-20 yıl içerisinde zorla batıya göçertilen milyonlarca kürdün büyük çoğunluğu fabrikalarda işçi olarak çalışmakta. Bu kürt işçiler beraberlerinde kürt sorununuda getirdiler ve beraber çalıştıkları Türk işçilerin bu sorunla yüzleşmelerini sağladılar.
İşçi sınıfı ve onun örgütleri Kürt sorunun demokratik ve eşit haklar temelinde çözülmesi için taraftırlar ve rol almalıdırlar.
Örneğin bugün Petrol-İş’in bu çağrısı üzerine Bursa’daki işçi sendikaları İnegöl Organize Sanayi’ye gidip burada aynı tezgâhta beraber çalışan Petkim’li Hasan ustanın çocukları ile Kürt kardeşleri binlerce işçiyle İnegöl meydanında buluşup Kürtlere yapılan bu saldırıları lanetleseler “Yaşasın halkların kardeşliği” sloganını daha anlamlı kılmış olmazlar mı? Ya da bu çağrıdan sonra Petrol-İş bunu yapsa daha anlamlı olmaz mı? Vb vb.
Hasan ustanın çocukları bugün İnegöl’de ve Dörtyol’da Kürt kardeşlerine yapılanın açık ve net karşısında durarak birçok işçi eyleminde atılan “işçiler kardeştir,patronlar kalleştir”, “Yaşasın halkların kardeşliği” gibi sloganların gerçek anlamını bulmasını sağlayabilirler. Kardeşliğimiz böyle anlam bulacaktır. Kardeşliğin bozulmasını engelleyecek olanlarda Hasan ustanın çocuklarıdır.