04 Ağustos 2010, Çarşamba

Dünya enerji havzasında çok yönlü gerilim

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Geçen hafta İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ABD'nin yakın gelecekte iki ülkeye askeri saldırı yapacağını dile getirdi. Bu ülkelerin hangi ülkeler olduğu ve ABD'nin askeri saldırısına niçin hedef olacakları nedense pek tartışılmadı. Çünkü bu ikilinin İran ve K.Kore olduğu konusunda çoğu görüş birleşiyordu.

Ancak Orta Asya ve Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından izleyenlerin bazı farklı tahminlerde bulunmaları ve yerinde tespitler yapmaları zor olmayacaktır.

Bilindiği gibi söz konusu bölgeler Dünya petrol rezervlerinin % 72'sini, doğalgaz rezervlerinin ise % 66'sını barındırmaktadır. Bu büyüklükte enerji hammaddesi barındıran bölge başta ABD, Rusya ve Çin olmak üzere büyük emperyalist ülkeler arasında örtülü-açık gerginliklere sahne olmaya devam etmektedir.

ABD'nin Afganistan işgali ile Orta Asya politikasını ilerletme ve bölgeye çok yönlü hâkim olma amacını belirgin şekilde zora sokan gelişmeler olmakta. Rusya'nın Kırgızistan atağı başta olmak üzere Kürt ve Suudi petrollerine talip olması vb. çıkışları can sıkmaktadır. İsrail-Lübnan arasında sınır çatışmaları yaşanırken Türk MİT'i de İsrail yönetimince "İran'a bilgi sızdırabilir " diye itham edilmekte.  Ancak ABD ve yakın müttefikleri için asıl ciddi sorun bölgenin en önemli enerji koridoru rolünü oynaması beklenen "dost ülke" Pakistan'ın son dönemlerdeki tutumudur.

ABD kuvvetleri Afganistan işgalinden bu yana Pakistan yönetiminin bilgisi dâhilinde Pakistan topraklarında askeri saldırılar yaptı. Terörle mücadele bahanesiyle yapılan bu saldırılarda binlerce sivil katledildi. Son yıllarda ise Pakistan makamlarına bilgi vermeye dahi gerek duymadan sivil hedeflere yönelik hava saldırılarına devam edilmekte. Bu durum Pakistan içinde iktidar kavgalarını da tetikleyerek ABD ve müttefiklerini zora sokacak eğilimlerin boy vermesine yol açmakta.

Pakistan egemen çevrelerinde ve toplumunda ABD ve müttefiklerinden büyük rahatsızlık duyulmakta. Sızan raporlarda Pentagon yetkililerinin Afganistan'daki kayıplarından önemli ölçüde Pakistan yönetimini ve istihbaratını sorumlu tutuğu anlaşılmakta.

İngiltere Başbakanı David Cameron geçen haftaki Hindistan ziyareti sırasında "Pakistan içinden Hindistan'a, Afganistan'a ya da başka yerlere terör ihraç eden gruplara destek verilmesi fikri 'kabul edilemez'. Ancak geçmişte bu durumun yaşandığını gösteren pek çok belge var." diyerek ağır suçlamalarda bulundu. ABD, İngiltere ve İsrail gibi yakın müttefiklerin Pakistan'a yönelik suçlamalarının arkasında yatan en önemli nedenlerden biri de Çin-Pakistan yakınlaşmasıdır. Çin'le Pakistan arasında "Dostluk-2010" adı ile üçüncüsü gerçekleştirilen askeri tatbikatlar ve işbirliği bu ilişkinin bir yönüdür.

Bilindiği gibi Pakistan aynı zamanda bölgenin başlıca nükleer güçlerinden biridir. Pakistan'ın Çin'le girdiği askeri işbirliğinin nükleer alanda da devam edeceği iki ülke tarafından deklare edildi.

Tüm bu gelişmelerle bağlantılı olarak ABD ve müttefiklerinin Pakistan'ı istikrarsızlaştırma ve nükleer güçten arındırma politikası güttükleri yönündeki tespit ve analizler yabana atılamaz.

Görünen o ki Amerika, Rusya ve Çin'in merkezinde olduğu bölgesel gerilim daha da şiddetlenecek. Bu bağlamda; Ahmedinejad'ın saldırılacağını söylediği iki ülkeden birinin Pakistan olma olasılığı yüksek görünüyor.