05 Ağustos 2010, Perşembe

YAŞ kararlarının anlamı

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Yüksek Askeri Şûra (YAŞ)'da alınan kararlar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından dün akşam imzalandı.

Balyoz davası kapsamında haklarında yakalama kararı olan 11 general ve amiral terfi ettirilmedi. Aynı şekilde, yerleşik geleneğe göre Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atanması beklenen Hasan Iğsız'ın da ataması yapılmadı. KKK'na ve Genelkurmay Başkanlığı'na ise atama bugün veya olmazsa ileriki günlerde yapılacak.

Bu haliyle Yüksek Askeri Şûra'nın alışıldık biçimde gelişmediğini söyleyebiliriz. Ataması beklenen komutanların emekli edildiği, beklenen terfilerin yapılmadığı bu tür örnekler elbette ilk değildir.

Ancak öncesi ve sonuçları göz önünde tutulursa bu YAŞ sıradan olmaktan uzak, sistemi yeniden yapılandırma planının bir parçası olan orduya yönelik biçimlendirme çalışmalarının kritik bir halkası gerçekleşmiş oldu dersek yanılmış olmayız. Yeniden yapılandırma ile ordu için biçilen yeni role direnç gösterecek kurmay subaylar önemli ölçüde izole edilmiş oldu.

YAŞ öncesi 'balyoz' davası kapsamında terfi bekleyen 11 general ve amiral hakkında tutuklama kararı çıkması, YAŞ başlamışken 1.Ordu Komutanı'nın 'Ergenekon' davası kapsamında ifadeye çağırılmasının tesadüf olmadığı ortadadır.

Süreç çok aleni bir biçimde yaşandı; mahkeme kararına itiraz edildi, bir uzlaşma ve ara formül arandı. Ama tüm çabalara ve hükümetin yalpalamalarına karşın belli ki "muktedir güçler" sürecin sulandırılmasına izin vermediler. (Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Hasan Iğsız'ın KKK'ya atamasını onaylamayacağını söylemiş olması bunun kanıtıdır). Böylece bir aşama, "yasal yollarla" tamamlanmış oldu.

Peki, bundan sonra ne olur? Görüldüğü kadarıyla statükocu iktidar kanadı ağır bir yara almış olmasına karşın; bu YAŞ sonuçlarını kolay hazmetmeyecek. Öncelikle referandum ve Kürt sorunu kullanılarak halk bu dalaşa taraf olmaya zorlanacak. Dolayısıyla referandum süreci hayli çetin geçeceğe benziyor. Yeni komplo ve çatışmalar gündeme gelebileceği gibi, bazı gerici uzlaşmalarda söz konusu olabilir.

Sonuç olarak; egemen çevreler adını ve gerekçesini nasıl koyar ve tarif ederlerse etsinler tüm bu yaşananlar burjuva iktidar bloklarının kendi aralarındaki kavganın yansımalarıdır.

Bu arada, Perinçek'in yokluğunu aratmama gayretinde olan bazı aklı evvel solcuların işçi ve emekçileri bu kapışmaya taraf olmaya çağırmasının tam bir çürümüşlük ve çapsızlık örneği olduğunu da belirtmeliyiz. Cumhuriyet gazetesinin bile "tehlikenin farkında mısınız" kampanyasını çoktan terk ettiği koşullarda anlaşılan aklı evvel solcularımız bu bayrağı devralmayı büyük marifet sanıyorlar.

Ne diyelim? Allah yollarını açık etsin.

Bağlantılı Haberler