Kriz bitti mi?
Değil bitmek, henüz yeni başladığını sanıyorum. Terfi ve atamalarda orta yolun bulunması sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Aksine kapalı kapılar ardında yaşanan gerilimin kamuoyuna yansıması, ay sonundaki devir teslim törenlerinde söz konusu olacak. Asker ile siyasal iktidar arasındaki ilişkide kamuoyu önünde yapılan konuşmalar, kapalı toplantılarda yaşananlardan daha önemlidir. Sadece gidenlerin değil, kimi görevi devralan komutanların da sert mesajlar vermesi, referanduma sayılı günler kala atmosferi etkileyecektir. Kamuoyunun bu tabloya vereceği tepki elbette önemlidir. Ancak geniş bir kesimin bu konuda kendini kavganın dışında tutma arzusu göz ardı edilmemelidir. Tartışmalardan etkilenen, gerilen çevreler içinse heyecanlı günler hiç bitmeyecek gibi gözükmektedir.
Yargıdan gelecek yeni bir hamle için bu mesajlar önemli bir motivasyon nedeni olabilir. Gerekçeli kararı adli yılın bitimiyle açıklayan Anayasa Mahkemesi, sadece yeni tartışmaların ötelenmesini sağlamıştır. Liberal Parti Genel Başkanı Cem Toker'in, YSK'ya yaptığı itiraz, siyasi olarak beğenilmese de hukuki olarak önemli bir dayanağa sahiptir. İlkesel olarak, mahkemenin yasama organının kararına müdahale ettiği bir ortamda referandumun meşruiyeti tartışma nedeni sayılmalıdır.
Türkiye sorunları anlamadan, kılıç kalkan oyunu oynanan bir psikoloji ile yönetiliyor. Önümüzdeki günlerde silahların susması ile paralel bir özerklik tartışması, bu psikolojik zeminde nereye oturacaktır? Özerklik talebinin anlaşılmazlığı, silahların susmasının kıymetini de heder edebilir. Kürtler ne istiyor, neden istiyor, tartışmasında mesafe alınmadıkça akan kanın durması sadece geçici rahatlamalara vesile olabilir. Bu bile çok önemli fırsatlar doğurabilir elbette.
Her üç sorun alanındaki yeni gelişmelere ortam oluşturacak bir yeni Ortadoğu denklemi ile karşı karşıya bulunmaktayız. ABD'de Obama'nın seçildiği dönemin güç dengeleri büyük oranda değişime uğruyor. Obama görünümlü Bush dönemi politikaları kaçınılmaz gibi gözüküyor. İsrail'in gittikçe çıtayı yükselttiği ve bunun ABD politikalarını kimi tercihler yapmaya zorladığı bir sürece giriyoruz. Bu talepleri bir yandan frenleme çabaları devam ederken, öbür yanda Türkiye, Irak gibi ülkelerde yeni muhataplar oluşturma arayışları gelişebilir.
İran, Lübnan ve Suriye yeni dengeler oluşmasına razı oldukları anda tüm zeminin kayacağını gayet iyi biliyorlar. Türkiye'de ise her zemine uyum gösterme yeteneğine sahip bir politika en azından kapalı ilişkilerde inşa edilebiliyor. Tribünlere yansıyan hamaset dolu sözler, unutulmaya, ötelenmeye mahkûm olarak siyaset sahnesinde hak ettiği yeri alıyor.
Bu nedenle Heron tartışmalarında Taraf gazetesi ile Cemil Çiçek iki ayrı dünyada yaşamaya devam edebiliyor. Hangisinin haklı, hangisinin daha gerçekçi olduğu konusunda, "yiğidi öldürsen de hakkını yeme" sözünü unutmamaktan yanayım. Özerklik tartışmasında Çiçek hangi psikoloji ile konuşuyorsa, Heron tartışmalarında da bazı Taraf yazarları aynı psikoloji ile kalem oynatıyorlar.