19 Ağustos 2010, Perşembe

ALİ ŞİMŞEK YAZDI:

Referandum süreci ve sonrası

Anayasa paketinin referanduma sunulacağı tarih yaklaştıkça politik çevrelerin faaliyetleri de yoğunlaşmakta. AKP, CHP ve MHP gibi düzen partileri paketin içeriğini bir yana bırakarak, genel seçim havasında il il mitingli bir kampanya yürütmekteler. BDP ise Kürt sorunun çözümü, demokratik özerklik ve barış konularını öne çıkararak BOYKOT tavrını miting vb etkinlikler eşliğinde yaygın bir kampanya şeklinde sergilemekte.

ALİ ŞİMŞEK arsim2008@gmail.com

Anayasa paketinin referanduma sunulacağı tarih yaklaştıkça politik çevrelerin faaliyetleri de yoğunlaşmakta. AKP, CHP ve MHP gibi düzen partileri paketin içeriğini bir yana bırakarak, genel seçim havasında il il mitingli bir kampanya yürütmekteler. BDP ise Kürt sorunun çözümü, demokratik özerklik ve barış konularını öne çıkararak BOYKOT tavrını miting vb etkinlikler eşliğinde yaygın bir kampanya şeklinde sergilemekte. Kendilerini sol ve sosyalist olarak niteleyen irili ufaklı parti ve gruplar ise bilindiği gibi üç ayrı tutum temelinde ayrışmış bulunmaktalar.

Aslında Anayasa paketi mecliste kabul ya da ret edilip de referanduma sunulmasaydı, konu böylesine bir önem kazanmayacak, kısa sürede diğer anayasa değişiklikleri gibi gündemden düşecekti.

Referandum sürecini bu derece önemli kılan, paketin ne getirip götürdüğünden ziyade çok yönlü bir hesaplaşma ve saflaşma rolü oynayan niteliğidir.

Bu süreç başından itibaren burjuva egemenlerin iki ana fraksiyonu arasında ciddi bir hesaplaşma zemini olarak şekillenmektedir. Anayasa paketinin içeriği de aslında bu hesaplaşmayla yakından ilgilidir. Kampanyalarının da açıkça gösterdiği gibi bu hesaplaşmada halk yığınları yedeklenmek istenmekte, kitleler türlü yalan ve demagojiyle desteğe çağırılmaktadır.

Genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde burjuvazinin hangi atı hükümet arabasına koşacağı, bir ölçüde referandumla test edilmiş olacak; böylece kimin sermayenin çıkarına halkı aldatmayı ve peşine takmayı daha iyi becerdiği de görülecektir.

Hatırlanacağı gibi, halk 2002 genel seçimlerinde neoliberal politikaların tavizsiz uygulayıcısı olan üç koalisyon partisini seçim barajına gömdü. Hatta birinci parti olan DSP'yi  % 1 dolaylarına gerileterek örneği görülmedik şekilde cezalandırdı. AKP ise doğan boşluktan ve alternatifsizlikten yararlanarak yükseldi ve sekiz yılda ciddi, örgütlü bir toplumsal muhalefetle karşılaşmadan peş peşe hükümet oldu. Düzen partileri içinde de AKP'yi dengeleyecek güçte bir seçenek gelişmedi. Çeşitli hazırlıklar yapıldıysa da (Sarıgül hareketi gibi) tutmadı. Sonuçta komplolu bir operasyonla CHP'de "yenilik" başlatılarak AKP'yi dengelemek ve ikinci bir burjuva hükümet seçeneği oluşturmak için parlatıldı. Şimdi referandumda düzen adına bir tarafın başını AKP, diğerinin başını da CHP çekmekte. Bu kendini kabul ettirme yarışı "Evet" ve "Hayır" tutumlarında somutlanmakta.

İster "Hayır", ister "Evet" cephesi başarılı olsun, sermayenin ihtiyacı olan yeniden yapılanmadan vazgeçilmeyecek, dönemin gereklerine cevap vermekten uzak gördüğü geleneksel güçler her durumda yola getirilmek istenecektir. Bu yapılırken de elbette referandumda alınan halk desteği büyük önem taşıyacak. Çünkü egemen burjuva sınıflar hem kendi saflarındaki problemleri çözmeyi hem de halka yeni saldırı imkânlarını bizzat halkın "desteği" ile başarmayı hedeflemekteler.

Tam da bu noktada üçüncü bir cepheyi ifade eden BOYKOT tutumu "oyunbozanlık" olarak görülmekte; "Evet" ve "Hayır"cı cephenin ileri gelenleri, valilikler, jandarma komutanları, çeşitli renkten sermaye basını ve bazı sol oportünist çevrelerce BOYKOT tutumu adeta suç sayılmakta. BOYKOT seçeneğinin gelişmesini baltalamak için her türlü yalan, spekülasyon ve tehdide başvurmaktan geri durulmamakta.

Bu arada Fethullah Hoca Efendinin de üstüne düşeni fark edip "ölülerin bile mezarlarından kalkıp oy kullanması gerektiğini" söyleyerek, "sandığa gidin ve mutlaka oyunuzu kullanın" diye vaaz ettiğini de belirtelim. Yani düzeni kutsayan güçler "referandumda sandığa gidin de nasıl oy kullanırsanız kullanın" diyorlar.

REFERANDUMLA SİSTEMDEN KOPANLARIN YENİDEN KAZANILMASI HEDEFLENİYOR

Yukarda özetlediğimiz tablodan da anlaşılacağı gibi referandumla hedeflenenlerden biri de sistemden kopan ve arayış içinde olan kitlelerin yeniden sisteme entegrasyonudur. Düzen partilerinin kendilerini temsil etmediğini düşünen kitlelerin sistem dışında arayışlara yönelmesi egemen güçlerce, kurulu düzene yönelik büyük risk olarak görülmektedir. Dolayısıyla bu durumun önüne her fırsat ve araçla geçilmeye çalışılmaktadır.

Ahmet Altan gibi burjuva liberal kalemşorlar AKP'nin Anadolu sermayesinin temsilcisi olduğunu, bu yeni sermaye grubunun devrimci bir niteliğe sahip olduğunu, demokrasiyi de, insan haklarını da, zenginliği de bu sermaye grubunun temsilcisi olan AKP'nin getireceğini vaaz etmekteler. Başkaları da CHP'nin Kemal Kılıçdaroğlu ile büyük bir değişim içine girdiğini, kurtuluşun Kılıçdaroğlu CHP'sinde olduğunu propaganda ediyorlar. Böylece sistemden ve partilerinden uzaklaşma eğilimindeki halk kitleleri düzen partileriyle ilgili umut ve beklenti içine sokulmaktadır. Elbette, egemen sınıf politikaları açısından bunun anlaşılmayacak bir yanı da yoktur.

Ancak referandum süreci başka önemli gerçekleri ifşa etmiş olması nedeniyle de önem kazanmıştır. Sekiz yıl boyunca AKP hükümetinin işçi-emekçi ve ezilen halk kitleleri aleyhine yürüttüğü saldırgan politikalara karşı önemli imkânlar çıkmış olmasına rağmen (seçim ittifaklarını ortak mücadele platformlarına dönüştürme imkânı gibi)emek ve demokrasi güçlerini birleştirmek ve ortak mücadeleyi örgütlemekten aciz olduklarını gösteren değişik tonda sol hareketin şimdi de kitleleri sisteme bağlama gayreti içinde olmaları bu gerçeklerden biridir.

Bu kesim içinden bazıları demokrasinin ve kurtuluşun yolunu AKP ye yedeklenmekte ve "Evet" seçeneğinin desteklenmesinde görmekteler. Onlara göre "AKP 12 Eylülcülerle, faşist baskıcı rejimle hesaplaşmakta, askeri vesayeti kaldırmakta, demokrasi için mücadele etmekte; öyleyse solcular, demokratlar, ilericiler AKP politikalarını desteklemeli".Yine onlara göre, "Kürtler açılım politikasını başlatan AKP'yi herkesten önce desteklemeli" ve  "BOYKOT tutumu Ergenekonculara hizmet eder"miş.

Elbette, burada iyi niyetle, bireysel olarak pakette olumlu yönler olduğunu sanıp destekleyen aydınları ayrı tutuyoruz.

Ayrıca, şunu da belirtelim ki, "Evet" kampanyası yürüten sol liberal akımlar bir noktada "Hayırcı" solculardan daha tutarlılar, en azından neye hizmet ettiği açık olduğu halde kendi "Evetlerinin" farklı olduğunu kanıtlamak için bin bir saçmalığa başvurmuyorlar.

"Hayırcı" solculara gelince, karıştırmayalım; Hayırcı var, hayırcı var, hepsini aynı kefeye koymak doğru olmaz. Ancak hepsi kendisini aynı kefeye koymakta ısrar ediyorsa, işte o zaman elden bir şey gelmez. Hayırcı solcuların bazıları hem "solculuk" konusunda hem de "Hayır" tutumunda başından itibaren çok netler. Geçen sekiz yılda AKP'yi gerileten başlıca politik gücün Kürt hareketi olduğu bilinmesine rağmen bu solcularımıza göre "BOYKOT aslında utangaçça 'Evet' demektir, AKP'yi desteklemektir". Hızlarını alamayan Kemalist-şoven solcularımız "BOYKOT yasal karşılığı olmayan bir tutumdur" diyerek adeta düzen kurumlarının bile takınmadığı türden "net" yasalcılıklarını kanıtlama peşindeler.

Daha farklı gibi duran ve kafaları karışık olan Hayırcı solcularda zamanla "tereddütsüz" ve "net" solcuların yol göstericiliğinde tutumlarını netleştirmeye çalışıyorlar. Ne var ki "Hayır"larının farkını izah etmekte inandırıcı olmaktan uzaklar. Sayfalarca laf kalabalığından sonra "fark" gelip "AKP'nin geriletilmesinin önemine" bağlanıyor. Peki, her renkten Hayırcının ortak argümanı da bu değil midir? Mevcut devlet kimin devleti? AKP'yi destekleyen güçler şimdiki devletin sahipleri değilse kimlerdir, hangi sınıflardır? Bu sorulara cevap verme zahmetine girilmeden AKP ve destekçilerinin kendi devletlerini oluşturma çabası içinde olduğu ileri sürülerek AKP'nin geriletilmesinin önemine çürütülemez kanıtlar sunulduğu sanılmaktadır.

Bu saçmalıklar aynı zamanda Ahmet Altan gibi burjuva liberallerini tersten doğrulamak anlamına da geliyor; O da AKP'yi TÜSİAD'cı sermayenin değil de "devrimci Anadolu sermayesinin" temsilcisi olarak görüyor ve AKP'nin devleti değiştirip, yepyeni demokratik bir devlet oluşturacağını propaganda ediyor.

"Evet" ve "Hayır" tutumunu savunan sol çevreler, aslında AKP'ye taşımadığı özellikler atfederek ve referandum politikalarının merkezine AKP'yi koyarak sınıf perspektifinden yoksunluk ve oportünist sularda dolanma konusunda aynı noktada birleşiyorlar.

BOYKOT seçeneğini savunanların başında yer alan Kürt hareketi ise "demokratik özerkliği" gündeme getirerek tavrını daha da etkili hale getirmiştir. Son olarak çağrılara cevap verip, 20 Eylül'e kadar eylemsizlik kararı almış, böylece bir yandan sorunun çözümü için muhatapları zorlayacak hamleler yaparken diğer yandan da kendisine karşı yürütülen "çatışmalı süreci başlatarak Ergenekonculara hizmet ediyor, aslında çözüm istemiyor" diyen kesimlerin propagandalarını da boşa çıkarmıştır. Ayrıca 4 tane ön koşul ileri sürerek devleti ve hükümeti müzakereye zorlamayı hedeflediği de görülmektedir.

Kürt hareketinin sözcüleri defalarca referandum sürecinin Kürt sorununun çözümüne yardımcı olacak kazanımlar için en etkin şekilde kullanılacağını ifade etmelerine rağmen, hem hükümet yanlısı liberal çevreler hem de sorumsuz sol çevrelerce sosyal-şoven ve küçümseyici bir yaklaşımla açıklamaları çarpıtılarak "BDP utangaç Evetçi", "BDP Evet demeye hazırlanıyor" şeklinde haber ve yorumlar yapılabilmektedir.

Kürt hareketinin bu politikalarını beğenelim ya da beğenmeyelim, sonuçta, hiç olmazsa kendi hedefleri doğrultusunda etkin bir politika yürüttüğünü ve Kürt halkının eşitlik ve özgürlük taleplerini savunmaya gayret ettiği gerçeğini teslim etme erdemini gösterebilmeliyiz.

SEÇENEK DÜZEN PARTİLERİ DEĞİL, DEMOKRASİ CEPHESİNİN ÖRGÜTLENMESİDİR

Açıkça belirtmeliyiz ki genel seçimlerde CHP'ye eklemlenme hesapları ile takınılan "Hayırcı" tutum, referandum sürecinin en gerici tutumudur. Bir zamanlar sol, demokrat ve halkçı söylemlerle emekçileri, demokratları, ilerici ve aydınları sisteme bağlamayı başarmış olan düzenin has bekçisi CHP, uzun süreden bu yana bu kesimleri yedeklemeyi başaramamaktadır. Dahası arka bahçesi gördüğü Alevi toplumu da CHP'nin sahte laisizmini, kendilerine yönelik baskı ve katliamlardaki rolünü görüp bu partiden uzaklaşmaya başlamış, haklarını dile getirme ve demokrasi mücadelesinde etkin yer alma konusunda hiç olmadığı kadar canlı bir tutum içine girmiştir. Baykal liderliğindeki CHP'nin son yıllarda açıktan darbeciliği, kontracılığı ve Kürt halkına yönelik katliamcı, inkârcı politikaları pervasızca savunması bu uzaklaşmayı daha da hızlandırmıştır. Düzenin bu sadık partisi bir skandalla yapılan başkanlık değişikliği sayesinde yeniden pazarlanmak istenmektedir. Belli sermaye basını bu konuda hummalı bir faaliyet yürüterek, "Gandi Kemal", "yiğit Kemal" söylemleri ile yığınları peşine takacak yeni bir "Kara Oğlan" yaratma çabası içindedir. Başlangıçta bu çabaların CHP'de belli bir toparlanmaya hizmet ettiği de bir gerçektir; ilk etapta değişik türden siyaset esnafları ikbal umuduyla Kılıçdaroğlu "rüzgârının" etkisine kapılarak "yuvaya" döndüler. Arayış içindeki toplum kesimleri ise o kadar aceleci değiller. Bu açıdan referandum sözde yenilenmiş CHP'nin ilk sınavı olacaktır. Arayış içindeki güçleri "Hayır" tavrı etrafında kendine bağlamayı başarırsa genel seçimler için daha fazla destek görecek ve sermayenin yeni saldırı politikalarının uygulayıcısı olmaya da hak kazanacaktır. Böylece 8 yılık yıpranmanın yanı sıra köksüz, toplama bir parti olan AKP'den daha etkili bir seçenekle yola devam edilecektir.

Sonuç olarak; işçilerin, emekçilerin, ezilen halk katmanlarının ve Kürt halkının seçeneği, mücadelelerini ortaklaştıracak, egemen güçlere karşı kazanımlar elde edebilecek bir demokrasi cephesinin örgütlenmesidir. Bu seçeneği gerçekleştirmek devrimci ve sosyalistlerin önünde en önemli görev olarak dururken şu ya da bu düzen partisine karşı veya yana bir referandum tutumu işçi, emekçi ve ezilenlerin mücadelesine hizmet etmeyecektir. Bu tutumlar kaçınılmaz olarak demokrasi güçlerini bölecek ve düzene yedeklenmeye hizmet edecektir.